Hareket Ordusundan 108 Yıl Sonra Adalet Ordusu (!)
Tarih 1909…
Bundan tam 108 yıl önce…
Mahmut Şevket Paşa komutasında Selanik’ten hareket eden 3. Ordu İstanbul’a girdi.
Amaçları düzmece bir ayaklanmayı bahane ederek düzeni tesis etmekti.
Kendi dünya görüşlerini Abdülhamid rejiminin anti tezi olarak görüyorlardı.
Bu yüzden irtica ve özgürlük sloganları Ordunun ilerleyişine eşlik ediyordu.
Ancak, asıl amaç bu değildi.
Ordu fazlasıyla uzun Abdülhamid saltanatına son vermek istiyordu.
CHP’nin tartışmalarla süren uzun yürüyüşü, amaçları ve söylemiyle Hareket Ordusunu hatırlatmıyor mu? Hareket ordusunun İstanbul’a girerek padişahı hal etmesi şüphesiz tarihin akışını değiştiren olaylardan biriydi.
Sultanın Abdülhamid’in İrtica olaylarını tertip ettiği iddia ediliyordu.
İstibdadın bezdirici hale geldiği düşünülüyordu.
Daha fazla hürriyet isteniyordu.
Orduya iade i itibar yapılması gerekiyordu.
Hünkar modernleşmenin (!) önündeki engel olarak görülüyordu.
Adalet mekanizması düzelmeliydi.
Sultanın israfına son verilmeliydi.
Zalimce kararlarına dur denmeliydi.
Vs…
Bütün bu gerekçelerden dolayı avcı taburlarını “nigahban-ı hürriyet” yani hürriyet bekçileri diye adlandırıyorlardı. Tarih kitapları Sultanın bütün muhaliflerinin Hareket Ordusu saflarında kümelendiğini söylüyor. O kadar ki ordunun içinde çoğunluğu Türk kanı dökmüş Sırp, Bulgar, Makedon, Yunan, Arnavut çeteciler bulunuyordu.
Bugün CHP’nin sözde adalet yürüyüşüne katılan hoşnutsuz muhalifleri görünce insan benzerlikler konusunda düşünmeden edemiyor.
Hele Gezi kalkışmasını oluşturan fraksiyonların ekseriyetle bu yürüyüşün bileşenlerinden olması iki olay arasındaki irtibatı güçlendiriyor.
Elbette yürüyüşe katılanların tamamı için bunlar söylenemez. (Kendince bir adalet duygusuyla yürüyüşü destekleyenleri tenzih ederim.) Tıpkı hareket ordusuna katılanların tamamı için aynı şeyler söylenemeyeceği gibi. Kaldı ki hareket ordusunun görünür amaçlarından biri de İstanbul’da düzeni sağlamaktı.
İlkinden bir asır sonra gerçekleşen olaylar arasında ki bu kadar ilinti kafi. Hareket ordusunun İstanbul’a girişini takip eden olaylar İmparatorluğun yıkılışına giden ilk siyasal adımı oluşturmuştu.
Hareket Ordusu Durdurulamaz mıydı?
Abdülhamid, hareket ordusuna karşılık vererek İstanbul’a sokmamayı teklif eden birinci ordu generallerine kesin bir şekilde “hayır” demişti. Hatta birinci ordu kumandanı Nazım paşa ile beraberindeki generallere silah çekmeyeceklerine dair yemin ettirmişti. Sultan istese idi, elinin altındaki imparatorluğun en vurucu gücüyle pekala hareketi bastırabilirdi. Kardeş kanı dökmemek düşüncesiyle, yapmadı. Bu tavır, tahttan indirilmesine ve imparatorluğun mahvına neden oldu.
İttihatçılar hal kararını, İslam Halifesi olan Sultana, içinde Yahudi Emanuel Karaso, Ermeni Aram Draç olan dört kişilik heyet tarafından tebliğ ettirerek sonradan “silinmez bir leke” olarak yorumlayacakları bir hakarete imza attılar.
Sonuç olarak Abdülhamid’in devrilmesiyle siyasal şiddet dönemi patlak verdi. Abdülhamid’i zalim diyerek alaşağı edenler astıkları insanların cesetlerini meydanlarda teşhir ettiler.
İçindeki papağanlara kadar sultanın sarayı talan edildi. Başta nakit altınlar olmak üzere mücevherler subaylar tarafından pay edildi. İmparatorluğun zenginliği ittihatçılar tarafından yağmalandı.
Bu talandan en büyük mutluluğu duyan İngiliz ve Alman makamlarıydı. Zira olayı tertip edenler onlardı ve olayı duyuran ilk telgraflar buralara çekilmişti. Osmanlı vatandaşlarının birikmiş öfkelerini kullanarak büyük düşmanlarından kurtulan bu devletler artık imparatorluğu pay edebilirlerdi.
Nitekim ettiler de. İlk 10 yıl içinde İmparatorluk, topraklarının büyük kısmını kaybetti..
Tarihten Çıkarılacak Sonuç
Dış güçlerin Gezi’de oynadıkları rolün kritik olduğunu biliyoruz. Aynı yapılar adalet (!) yürüyüşünün dizaynında da rol almış görünüyorlar. Hareket ordusundan bu yana işlerin işleyişiyle ilgili bir değişiklik olduğunu söylemek zor.
İki olay arasındaki tek değişiklik bir başka konuda. 15 Temmuz açık seçik gösterdi ki bugün Türkiye, Abdülhamid gibi, kırılma noktası geldiğinde düşmanlarına pabuç bırakacak bir lider tarafından yönetilmiyor. Dolayısıyla adalet yürüyüşü üzerinden, Erdoğan iktidarını bir yıl sonra aynı noktadan vurmaya çalışan yerli ve yabancı güçler bu realiteyi ve buna bağlı dirençli halk gerçeğini göz önünde bulundurmalıdır.







