Dizi sektörü intihar etti!
Sinema Yazarları Derneği (SEN-DER) 60 dakikadan uzun dizi yazmama kararını geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaştı. Neredeyse bütün popüler dizi senaristlerinin desteklediği duyuru, “Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler.” deyişinin örneği niteliğinde.
Dizi yazarları şöyle söylüyorlar:
“Sadece hakkıyla üretme sürecini değil, izleme sürecini de imkansız kılan 120-150 dakikalık diziler yazmaktan dolayı şiddetli mutsuzluk içindeyiz...”
Demek ki senaristlerimize göre bir haftada 150 dakikalık bölüm senaryosu yazmak da bu uzunlukta bir bölümü izlemek de, imkansız!
Başka ne söylüyorlar:
“Otuz küsur hafta boyunca hikâye anlatmaya çalışırken, dramanın gereği olan tüm temel ögelerden verdiğimiz tavizlerden ötürü, temposuz, akmayan, uzun bakışmalar, müzik-altılar ve flashbackerle şişirilmiş bölümler yazmaktan ötürü mutsuzuz.”
Demek ki emektar senaristlerimiz, hikayenin olmazsa olmaz öğelerinden taviz verildiği, dizilerin akmadığı, temposuz olduğu, uzun bakışmalar ve yersiz flashback ve müziklerle şişirildiği konusunda bizimle hem fikirler…
Pekiyi, başka neler söylüyorlar:
“Bir hafta içinde 150 dakika, tempolu ve sürükleyici bir bölüm yazmanın imkansızlığına rağmen, arada hasbelkader iyi yazdığımız bölümlerin de zamansızlıktan ötürü deforme edilmesi ya da etkisiz çekilmesi yüzünden mutsuzuz...”
Evet doğru duydunuz, 150 dakika iyi bir bölüm yazmak zaten “imkânsızmış. Ayrıca emekçilerimiz her hafta değil, ayda bir de değil, ancak “hasbelkader” iyi bir bölüm yazabildiklerinde, o da zamansızlığın kurbanı oluyormuş…
DÜZENBAZ LOKANTANIN PİŞKİN İŞLETMECİSİ
Meseleyi somutlaştırıp düşünelim.
Yemek yediğiniz mekanın işletmecisi karşınızdaki sandalyeye oturup başlıyor bir bir anlatmaya:
Size her gün yemek servis ediyoruz ancak;
yemekleri yetiştirelim derken özenmiyoruz.
Hijyene de dikkat etmiyoruz.
Malzemelerin kalitesizliğini, yemeğin lezzetsizliğini fark etmeyesiniz diye yemeği baharata boğuyoruz.
Nadiren iyi bir yemek yaparsak o da, maalesef kötü servisten dolayı size ulaşmıyor.
Yani mutfağımız pis, menümüz lezzetsiz, servisimizse kötü…
Diyor ama üzerine…
Sağlıksız şeyleri size lezzetli diye satarak elde ettiğimiz kazançtan dolayı pişmanız,
veya
vitrine koyduğumuz göz alıcı yemeklerle sizi kandırdığımız için üzgünüz, de demiyor.
Sadece, çalışma şartlarının zorluğunu bahane ederek “Mutsuzuz.” diyor.
Ne yaparsınız?
İşletmecinin bunca itirafına rağmen, her gün afiyetle işletmenin yemeklerini yemeye, eşe dosta da yedirmeye devam mı edersiniz?
Yoksa,
“İyi de kardeşim! Yemeğin lezzetsiz, mutfağın pis, servisin de kötü olmasından utanmıyor musunuz?
Müşterinin zekasına hakaret eden, zamanını, sağlığını ve parasını çalan düzenbaz işletmenizin yemeklerinden kesinlikle yemeyeceğim ve yiyenleri de ikaz edeceğim.” demez misiniz?
Fakat denmiyor, sadece vatandaş değil suskun olan. Devletin ilgili mercileri de “Sağlıksız olduğu beyanla sabit yemeği, kimse vatandaşıma yediremez.” diye duruma vaziyet etmiyor ve bir türlü keyfiyete dair bir denetim yapılamıyor.
Bunca yalanın itiraf edilmesine karşın üç bölümde asgari ücretlinin yıllık geliri kadar kazanan senaristlere, senaryoyu para için değil de hatra binaen yazıyorlarmış muamelesi yapılıyor.
Ve beyanları esas kabul ediliyor.
Neydi o beyan, “Mutsuzuz…”
LÜKS VE ŞEHVETLE GENÇLERİ YOLDAN ÇIKARANLAR
“Mutsuz” senaristlerimiz, para karşılığı ilişkiye evet diyen karakterleri göklere çıkarıp iki sezon izlettikleri için değil,
intikam için yalan söyleyen, iftira atan, hırsızlık ve şantaj yapan, tuzak kuran, orta sınıf erotizminin cesur(!) karakterlerini aklayarak sundukları için değil,
Kore dizilerinin yeniden çevrimini yaptıkları halde klişeden kurtulamayacak kadar basit, kültürsüz ve beceriksiz oldukları için değil,
ergen kız tacizinden sezonluk dizi üretip, arabesk çıkarımları hortlattıkları için değil,
her bölümde biyolojik babaların birbirine karıştığı, 0-7 yaş seviyesinde, depresif, ruhsuz, basmakalıp kara senaryolara imza attıkları için değil,
çocukların kişiliklerini deforme edecek sahte kahramanları sevdirdikleri için değil,
gençleri şehvet ve lüksle kışkırtıp yoldan çıkarttıkları için değil,
yetişkinleri komplekse sokup hayatlarından nefret ettirdikleri için değil,
her akşam 150 dakika boyunca ailelere iyi, dürüst, prensip sahibi, entrikasız, tek bir sinematografik şahsiyet sunamadıkları için de değil,
yalnızca, çok çalıştıkları için “mutsuz” larmış.
Şaka gibi…
Ama değil!
GELECEK ÜTOPYASININ REHİNELERİ
Mevcut durumu iyimser bir bakışla “hızla batağa doğru giden Türkiye dizi sektörü” olarak tasvir etmişler. Neyse ki henüz batak değilmiş!..
Ekranların reyting şampiyonu anlı şanlı(!) dizilerinden 97 kalem erbabıyla imzaladıkları bu itirafnameden maksatları “sektörün intiharına mani olmak”mış.
Öyle acımasızsınız ki sektörünüz “batağa” dönmesin diye bin yıllık dokuyu batağa çevirmekte tereddüt etmediniz. Sırf kirli sektörünüzün yaşaması pahasına cemiyeti intihara sürüklemekten geri durmadınız…
Siz!
Kötülüğe güzel bir yüz, alımlı bir beden, çalıntı bir karizma kazandıran senaryolarla onu peygamberleştirenler…
Çocuk ve gençlerin ruh sütunlarına her bölümle yeni bir dinamit yerleştirenler.
Yetişkinleri gelecek ütopyasının rehinesi haline getirenler!
Karşımıza geçmiş…
Her akşam başka bir isim altında tepemize indirdiğiniz napalm bombalarınıza rağmen, medet dileniyorsunuz…
Hançeriniz sırtımızdayken, yardım talep ediyorsunuz…
İtaatkar tüketim toplumu müminleri oluşturma projesine, gönüllü tetikçilik yaparak yarattığınız bu yıkımı toplum kolay kolay onaramayacak ama asla unutmayacak da…
Umarım memleketin mayasına kirli bir damar gibi cerahat akıtan ve bunu da maişet temini gibi masumiyet kisvesine bürüyen topluluğunuz, dizilerde resmettiğiniz türden bir adalete ve muameleye muhatap olur.
Umarım estetikten, felsefe ve edebiyattan yoksun yalnızca beden satışından beslenen kirli sektörünüzün intiharını dünya gözüyle, gerçek bir şöleni izler gibi seyrederiz.
Umarım, her akşam topluma bulaştırdığınız mutsuzluğunuzla dünyamızdan çıkar gidersiniz.
Yaydığınız tüm kirlilik son bulur umarım…
Son bir not :
Denetim kulübü olarak bizler de eğitimi, emeği, geleneksel terbiyeyi, aileyi, çocukları, kadın saygınlığını, erkek onurunu yazdıkları dizilerle ayaklar altına alan senaristlere ne kadar “mutsuz” olduğumuzu RTÜK vasıtasıyla gösterelim.
444 1 178… Ödevimizi ihmal etmeyelim.