Dikey Eğitim veya Çölü Sulamak
Dikey Eğitim veya Çölü Sulamak
ALİ OSMAN AYDIN
Eğitim bizim neredeyse iki asırlık meselemiz. İnsanımızın nasıl eğitileceği, eğitim sisteminin hangi amaca yönelik insan yetiştireceği modernleşme krizimizin en büyük meselesi olmuştur.
Gelişim ve yayılma hızı durmaksızın artan Batı karşısında can havliyle, bir kurtarıcıya sarılır gibi sarıldık eğitime. Bu yüzden bizde modern eğitim Batı baskısı ve tehdidine karşı bir reaksiyon olarak doğmuştur.
Bu haleti ruhiye eğitim anlayışımızın da temelini oluşturur. Eğitim bizde genel hatlarıyla üç işleve sahiptir.
- Siyasal birliği oluşturma ve pekiştirme
- Toplumsal uyumu sağlama
- İdeolojik tahkim
Görüldüğü üzere eğitimin genel karakteristiği ideolojiktir ve Abdülhamid döneminde de Cumhuriyet döneminde de bu karakteristik pek fazla değişmez.
Batı’nın ilerleyişini durdurmak için daha fazla insanı eğitmek motivasyonu eğitim sisteminin yönünü yatay olarak belirlemiştir. Daha fazla insana, daha fazla köye, kasabaya, dersliğe, okula, laboratuvara ulaşmak, yani nicelik birincil hedef olmuştur uzun yıllar.
Abdülhamit bu bakış açısıyla memleketin her yanına 9 binden fazla okul açmıştır mesela. Biz de bunu ve bugün okul öncesi eğitimde %90 seviyelerini tutturmuş olmayı bir başarı olarak görür ve dillendiririz.
Fakat bugün içinde olduğumuz şartları düşündüğümüzde eğitim tarihimize egemen olan paradigmanın fiilen değiştiğini görürüz. Geçmişte okul, bilgiye, kitaba, öğretmene erişimin tek mekânı idi.
Bugün böyle değil. Bugün çok değişik platformlarda insanların kendilerini diledikleri gibi yetiştirebildikleri bir dönemdeyiz. Elimizin altında dünyanın en büyük kütüphanelerine erişim imkânı var. İnsanlar internet sayesinde dil öğrenip pratik yapabiliyorlar. Akla gelebilecek hemen her konuda uzmanları tarafından hazırlanmış sayısız video yahut dokümana, talep edenler ulaşabiliyor.
Öğrenmek gerçek anlamda bir “talep”, bir “gönüllük” işi haline gelmiş durumda. İnsanlık tarihinde öğrenmenin bu kadar demokratik şartlara sahip olduğu bir dönem yaşandığını hiç zannetmiyorum. Tolstoy biraz da mizahi bir tarzda: “Mutlu olmak istiyorsanız, olun!” diyordu. Bugünün değişen paradigması da: “Öğrenmek istiyorsanız, öğrenin” diyor.
Böyle bir dönemde hem insanlar hem de ülkemiz açısından akıllıca olan, bana kalırsa, yatay eğitimi ısrarını tekrar masaya yatırmak olmalı! Daha fazla öğrenciye diploma vermek yeterliyse o başka!
Bunun yerine eğitimi geleceğin, insan kaynağımızın ve ülkenin ihtiyaçlarına göre reforme etmek gerek. Bunun da yolu bana kalırsa eğitimin büyüme ve hareket yönünü değiştirmek.
Yani, eğitimi dikey hale getirmek. İnsan, para, organizasyon ve zihinsel enerjimizi yatay büyümeye değil, dikey büyümeye sarf etmek...
Şunu kastediyorum: Geçenlerde Tokat’ta yaşayan İmam hatipli bir gençle ilgili videoyu tekrar ve hayranlıkla izledim. Rafet adındaki bu genç internetten kendi kendine yazılım öğrenmiş. 1983 model bir Toros’u yine kendi beceri ve imkânlarıyla çalışır hale getirerek, kendi ürettiği yazılımı arabaya uygulamış.
Arabaya binmeden, cep telefonundan verdiği bir komutla arabayı çalıştırıp stop ettiriyor. Farları ve kaloriferi yine komutla açıp kapatıyor. Bütün bunları teknolojik olarak çok eski bir arabada yapıyor. Yeni nesil, akıllı denen otomobillerle çalışması halinde sonucun ne olacağını tahmin etmek hiç zor değil.
Rafet arabayı kendi kendine hareket ettirecek ve direksiyonu yönlendirecek yazılımları da şimdiden hazırlamış. Uygun bir araç bulunduğunda bunları da uygulamayı planlıyormuş.
Kendisiyle yapılan röportajda Rafet sağlık okulunda okuduğunu, matematiğinin iyi olmadığı ve sınavda başarılı olamadığı için mühendislik okuyamadığını söylüyor ki konunun can damarı da zaten burası.
Kendi kendine yazılım öğrenecek ve bunu uygulayacak zekâ ve yetenekte olan biri sınav sisteminin belki yapısından belki sınav stresinden başarılı olamıyor. Olamadığı için bu tür serbest çalışmalarını ancak kendi imkânlarıyla, rehberlik almadan gerçekleştirmek zorunda. Eğer bunun için de bir imkân bulamazsa muhtemelen onunla bir Anadolu hastanesinde sağlık çalışanı olarak karşılaşacaksınız!
*
Dikey büyümeyi hedefleyen ve iç mekanizmalarını buna göre dizayn eden bir eğitim sisteminin amacı işte böyle parlak çocukları keşfetmek ve gelişmeleri için uygun ortamı sağlamaktır. Rafet, dört yaşındayken eline tornavida alıp traktörün farlarını söküp takmış, dikkatinizi çekerim. Eline hayatı boyunca ne kitap ne de tornavida almayacak yüzbinlerce hatta milyonlarca öğrenciye kitabıyla, derslikleriyle, öğretmeniyle korkunç bütçeler ayırmaktansa, asıl Rafet gibi gençlerin en iyi şartlarda yetişmesine yoğunlaşmak daha ekonomik ve akıllıca olmaz mı?
Dikey eğitim herkese değil, talep eden az kimseye eğitim demektir. Sayıya değil, niteliğe odaklanmak demektir. Çok farklı seviye ve yetenekteki öğrencileri ortalamada, hatta ortalamanın da altında eşitlemek değildir kesinlikle!
Bugün uygulanan sistem budur ve bu, ülkenin insan kaynağını heba etmektir. Ders dinlemek istemediği gibi kimsenin dinlemesine de izin vermeyen terbiyesiz bir çocukla ders dinlemek isteyen bir çocuk aynı sıraya oturtulamaz! Beş-on serseriyi kazanmak için okuma arzusu olan tertemiz otuz çocuk gözden çıkarılıyor! Sonunda serseri ruhlular nadiren kazanıldığı gibi okuma arzusu olanlar da şansları yaver giderse şayet arzularına kavuşuyorlar. Kimse istisnalardan bahsetmesin…
En ahlaklının, en disiplinlinin, en zekinin, en yeteneklinin yükselebileceği bir sistem kurmak ve onu profesyonelce işletmek gerekiyor. Dikey eğitim Selçuk Bayraktar gibilerin sayısını artırmak demektir. Öğretmenlerine silah çeken, arkadaşlarını tartaklayan, kural dinlemez kriminal tipleri çoğaltmak değil! Okul milleti oyalamak için kurulmuş hobi bahçesi değil, devlet o tiplere okul haricinde bir çözüm bulsun.
Ülkemizin geleceğini, dikey yönlü hareket eden eğitim sisteminin yetiştirdiği kişiler tayin edebilir ancak. Yatay eğitim sistemi, merhum Durmuş Hocaoğlu’nun söylediği gibi, çölü sulamak kadar faydasızdır, israftır. Romantizmi bırakalım, enerjimizi ve kaynaklarımızı çölü sulamaya harcamayalım.