--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ceylin’ler, Sandıklar ve Türkiye’de Çocuk Olmak

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın

“Okyanusun ortasında salıyla kalakalmış bir denizciden bile çok daha yalnızdım.”

(Küçük Prens)

Siz, sadece hayatını birleştiren iki insanın değil, kalabalıktan hoşlanan büyük neşeli bir akraba topluluğunun hayali olarak dünyaya gelirsiniz.

Bebekliğiniz sayısız kucakta uyuyakalarak, mışıl mışıl geçer.

Şanslıysanız anne kokusuyla büyürsünüz.

Sizi kıyafete, çantaya, otomobile değişecek ebeveynleriniz varsa şayet, soğuk kreşlere düşer yolunuz, hem de daha çok erkenden.

Size katlanmak için maaş alan profesyoneller elinde büyürken aslında çok da istenmediğinizi, henüz büyümemiş iki yetişkinin ve zevk düşkünü bir akraba topluluğunun minik fantezisi olduğunuzu hissediverirsiniz.

Sonra kargo şirketinin uygun zamanda uygun noktaya bırakması gereken bir eşyaya dönüşürsünüz ailenizin gözünde.

Sevgi istediğinizde oyuncakla cezalandırılırsınız.

İlgi beklendiğinizde oyalamayla karşılaşırsınız.

Oysa gülümseyen fotoğraflarınız facebookta, sakarlıklarınız instagramda beğeni yağmuruna tutulmaktadır.

Ama sizin en yakın arkadaşınız oyuncaklar ve çizgi film kahramanları olmuştur artık.

Talihliyseniz,  TV dizileri ve sosyal medya tarafından esir alınmış iki yetişkinle bir arada yaşarsınız. Talihliyseniz…

Değilseniz, minik valizinizle sıcak bir akraba ocağı aranır sizin için…

Rüya bitmiştir artık…

Ne yeterli ilgi, ne gerektiği kadar sevgi, bir türlü layık görülmez size…

Görmeyen sadece aile, eş dost da değildir üstelik…

Bırakın bunları, size ancak içinde sayısız endüstriyel zehrin kaynaştığı suni bir menü layık görülür. Yani devletin de umurunda değilsinizdir.

Meyve istediğinizde GDO, şekerleme istediğinizde kanserojen sunulur size.

Ne kalbiniz için sıhhatli bir sevgi, ne minik bedeniniz için doğal bir besin…

İkisine de nadiren rastlanır bu memlekette.

Zordur Türkiye’de çocuk olmak…

Soluğu sokakta alırsınız sonra.

Bazen iyi bir arkadaşlığın her şeyi hafifleten bir yanı vardır.

Yaralar birlikte daha çabuk iyileşir bazen.

Oyunlar kurup, damarlarınız yanıncaya kadar oradan oraya seğirtmek istersiniz.

Ağaçlara tırmanmak, yemyeşil bahçelerde saklambaç oynarken kaybolmak…

Otomobillerin böldüğü maçlar yapar, asfalt üzerinde güreş tutarsınız, evcilik oynadığınız plastik bebekler kesme taşlı sokakları süsler.

Kimi zaman bisikletinizin sığacağı kaldırım bile bulamaz, vahşi trafiğe karışırsınız.

En güzel oyunlarınızı acı fren sesleri bozar. Açık bırakılmış rögar çukurlarında bulunur bazınızın cesetleri ve daha niceleri…

Evinizdeki misafirlik okul ziliyle sona erer.

Milli Eğitim Bakanlığının gönülsüz bir vatandaşı oluverirsiniz.

Burası sizi sabi iken alıp ergen olmadan bırakmayacak kadar ısrarcı bir yerdir.

Sıkılırsınız.

Koşmak ister koşamaz,

bağırarak şarkı söylemek ister söyleyemez,

 velhasıl çocukluğunuzu yaşayamazsınız.

Soluksuz ve sevimsiz bu yarışın ilk laneti, her gün bedeninizin yarısını kaplayan o çantayı okula kadar sürüklemek olur.

Sayısız kural, bir dünya bilgiyi nasıl olup da öğreneceğinizi bir türlü anlayamaz, endişelerinizi kimseyle paylaşamazsınız.  

Annenizin dizisini bölmek pahasına yaptığınız ödevler ne yatsı karanlıklarında ne uzun yaz tatillerinde biter. Sizi bir gölge gibi takip eden ödevlerin baskısı, minik omuzlarınızı her geçen gün daha da ağrıtır.

Zordur Türkiye’de çocuk olmak…

Hiç tanımadığınız insanlarla girmiş bulunduğunuz kıyasıya bir yarışın ortasında ebeveynlerinizin şefkatsiz nutuklarıyla okul yolunu tutarsınız.

Hangi amaca  hizmet ettiği belli olmayan bir sistemin ortasında büyük adam olmakla kendiniz olmanın çelişkisi arasında kıvranır durursunuz.

Her şeyiyle yetişkinler için kurulmuş sert bir dünyada yaşadığınızı ve sevilmediğinizi bilirsiniz.

Olduğunuz gibi kabul edilmediğinizi…

Ne çantanızda taşıdığınız kitaplarda, ne susup izlemek zorunda kaldığınız dizilerde, ne afişlerini gördüğünüz reklamlarda ruhunuzu okşayacak tek bir kelime, tek bir durum, tek bir insan bulamazsınız.

Yönünüzü kaybeder, nereye gideceğinizi kestiremezsiniz.

Hayat, korkunç haber bültenleri gibi aralıksız üzerinize gelir.

Büyüklerin sevgisiz, zevksiz, samimiyetsiz dünyasına kısılıp kaldığınızı ruhunuzda duyarsınız.  

Bu ülkenin,

kendini sevmeyen,

ağaçları sevmeyen,

hayvanları sevmeyen,

gülmeyi sevmeyen,

yardımlaşmayı sevmeyen,

yaşamayı sevmeyen insanlarla dolu olduğunu anlarsınız.

Kimileri siz girdiğinizde caminin, camilikten çıkıp geneleve benzeyeceğini ilan eder. Kimileri metrobüste uyuyakaldığınızda size yer veren şefkatli amcalara çıkışır.

Videolarıyla mutlu olduğunuz yavru kurtların başlarını taşla ezer birileri...

Görür ve ümidinizi daha da yitirirsiniz.

Zordur Türkiye’de çocuk olmak…

TEOG’a kadar yaşayacak o seçilmişlerden değilseniz…

Minik bedeninizi zalim ruh hastalarından bir şekilde koruyabildiyseniz…

Öldürülürsünüz…

Katiliniz ya evinde şekerleme yediğiniz bir komşu teyze,

 ya garip dedenizden maaşını isteyen bir cani

 ya da babanızın hal hatır sorduğu, amca dediğiniz biri olur.

Birilerinin hayali olarak geldiğiniz bu yaşanılası dünyaya, kahrolası bir sandığın karanlıkları içinde veda edersiniz.

Türkiye’de bir çocuk olarak büyüyebilirsiniz belki ama çocuk olarak ölemezsiniz. Öyle korkunç acılara katlanmak zorunda kalırsınız ki, adeta can verirken büyürsünüz.

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle