Şara’nın mütevazılığı, SDG’nin kibri. Kim barış, kim kan istiyor!
Şara’nın mütevazılığı, SDG’nin kibri. Kim barış, kim kan istiyor!
ALİ KARAHASANOĞLU
Haberi, SDG karşıtı birisinden alıntılasam, “Haber tarafsız değil ki, senin o haber üzerine yorumların da adil olsun” diyebilirdiniz..
Haberi; PKK’nın Türkiye’de terör eylemlerine imza atabildiği dönemlerde, bu örgüte yakınlığı ile bilinen, şimdilerde ise SDG’li teröristlere medyada borazanlık eden Namık Durukan’dan aldım..
Namık Durukan bildiriyor:
“Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’te Kürtlerin yaşadığı üç mahalleye yönelik Suriye ordu güçleri tarafından başlatılan operasyon ve saldırılar sonrası bugün ilan edilen ateşkesin süresi uzatılırken, mahalleleri terketmek isteyenler için insani koridor açıldı.”
Metine ustaca yerleştirilmiş “saldırı” nitelemesini hariç tutarsak..
“Olanların özeti” diyebiliriz.
Ama hemen değerlendirmemizi yapalım..
Affedersiniz beyler..
DEM’li vekillerin birisi susuyor, diğeri konuşmaya başlıyor.
Dedikleri “Katliam.”
Söyledikleri “Vahşet”.
İddia ettikleri “Toplu öldürmeler.”
DEM’liler bırakıyor, DEVA Partili M. Emin Ekmen başlıyor:
“Halep’in kuzeyinden, özellikle Şeyh Maksut ve Eşrefiye’den gelen haberler endişe verici.”
Endişe verici ha..
Yanlış anlamayın, SDG’yi, yani meşru yönetime silahlı isyan başlatan teröristlerin saldırılarını “endişe verici” bulmuyor, Ekmen..
“Siyasi sorunlar siyasetle çözülür; mahalleler kuşatılarak, siviller sürülerek, aç bırakılarak ve göçe zorlanarak değil” diyor sayın Ekmen. Suriye ordusunu, halkı aç bırakmakla suçluyor..
Ne kadar kurnazlar, görüyor musunuz..
Hemen Namık Durukan’a dönelim:
“Bölgeden çıkmaları için SDG’ye bağlı silahlı gruplara yapılan çağrı ise karşılık bulmadı.”
SDG’yi aylardır göklere çıkaran Namık yazıyor bunları..
Suriye’nin resmi yönetimi, her şeye rağmen, güzel güzel, çağrı yapıyor..
“Tek yol savaş” demiyor..
“31 Aralık son gündü. 31 Aralık saat 23,59’u bir dakika geçirdiniz. Artık ben kimseyi tanımam” demiyor..
Yine Namık Durukan’dan aktarayım (Ancak Namık’dan birebir aktardığım için, onun ‘Kürtler’ ifadesine dokunmasam da, sizlere ‘Kürtler’ diye tanımlananların, gerçekte Kürtler değil, SDG güçleri olduğunu şerh düşeyim. Zaten kendisinin de bilinç altında Kürtler-SDG ayrışması olduğu için, haberinin bazı yerlerinde ‘Kürtler’ demiş, bazı yerlerde ise ‘SDG” diyerek, farkında olmadan, gerçeği ifşa etmiş):
“Şam yönetimi güvenli geçiş için tahliye sözü verirken, Kürt güçleri çekilmeyi reddederek çağrıyı ‘Teslimiyet olarak’ değerlendirdi.”
Haydi bakalım, DEVA Partili M. Emin Ekmen, izah etsin bu durumu..
Kim barışı bozuyor.
Kim, barışa aç bir coğrafyayı, kana bulamaya çalışıyor?
Ekmen’in sonrasındaki sözleri şunlar:
“Şu ana kadar 10 sivil can kaybı yaşandığına dair bilgiler gelmektedir. Hiç kimse sivil yerleşim yerlerini çatışma sahasına çevirip masum insanların can güvenliği üzerinden siyasi hesap güdemez.”
Biliyorum; “Sayın vekil, ortaya konuşmuş.. Niye sivillerin ölmesini eleştiren sözlere kızıyorsunuz ki. Niye tek taraflı yorum yapıyorsunuz ki. Eleştiri Suriye Ordusu’na yönelikmiş gibi niye gösteriyorsunuz ki. İki tarafa da eleştiri getiriliyor, çağrı yapılıyor” diyecek, uyanıklar çıkacaktır..
O zaman buyrun..
Ekmen’in devamındaki sözleri:
“10 Mart Mutabakatı’nın gerektirdiği yapısal dönüşümler gerçekleşmeden aceleci baskı ve tavırlardan kaçınılmalıdır.”
Vay vay vay.. “Aceleci baskı” ha..
Aylardır yapılan uyarılara rağmen.
Tınmayan, Türkiye’deki ulusalcı emekli generallerin dolduruşu ile, “100 bin askerimiz varmış ha.. Bizi ABD eğitmiş. ABD, bizden vazgeçmezmiş ha.. Ne güzel haberler bunlar. Biz bile bu kadar güçlü olduğumuzu bilmiyorduk” diyen SDG’liler..
“Federe devleti kurduk, kuruyoruz..” diyerek, oyalama yaparlarken, sayın Ekmen hiç hatırlatmıyordu:
“Beyler, 31 Aralık’a az kaldı Sonra ‘aceleci olmayın’ dersek, kimse bizim samimiyetimize inanmaz!”
Tekrar Namık Durukan’a dönelim, Suriye’deki son durumu, Halep’teki son dakikaları aktaralım:
“Bölgeyi terk etmeleri için İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) gruplarına sabah 09.00’a kadar süre tanıyan Şam yönetiminin talebi kabul edilmeyince Halep’in Şeyh Maksut, Eşrefiye ve Beni Zaid mahallelerinde çatışmalar tekrar başladı. İlerleyen saatlerde Şam yönetimi tarafından ikinci bir açıklama yapılarak Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) silah bırakmaları ve bölgeden ayrılmaları için yeni süre tanındı. Suriye ordusu Harekât Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, bugün saat 16.00 ile 18.00 arasında insani bir koridor açılacağını duyurdu.”
Evet, bu ifadeleri kullanan, SDG’ye yakın bir isim..
Suriye Ordusu’nun ne kadar hoşgörülü, ne kadar önyargısız, ne kadar barış odaklı olduğunu açık açık gösteriyor..
Önceki süre vermeleri es geçiyorum.
Çarşamba akşamına geliyorum..
“Sabaha kadar süre” deniyor..
SDG tınlamıyor..
“Emeli Tümamiral Türker Ertürk bizim yanımızda. Laik seküler yanımızı takdirle karşılıyor. Emekli Tümgeneral Naim Babüroğlu bize hayran.. Karşımızdakilere kıyasla, bizi tercih ediyor. Bizim sırtımız yere gelmez” diyorlar..
Sabah olduğunda da yerleşim birimlerindeki silahlı unsurlarını çıkarmıyorlar..
Çatışmalar başlıyor. Birçok SDG’li gözaltına alınıyor.
Yine de Suriye Ordusu, perşembe saat 16,00-18,00 arası, yerleşim birimlerinden çıkış için insani koridor açılacağını ilan ediyor..
Yine tınlayan yok..
Tekrar DEVA Partili M. Emin Ekmen’e geçelim. Bakalım o nasıl değerlendiriyor, olanları:
“Sen çağırırsan ben de gelir savaşın bir tarafı olurum, demek Türkiye’ye yakışan, aklıselim bir duruş değildir.”
Ne yapalım Emin bey..
İsrail Dışışleri Bakanı, açık açık Suriye Ordusu’nu, Şam yönetimini tehdit etsin..
ABD’li elçi, aba altından sopa göstersin..
Ama Türkiye, daha fazla kan akmaması için, Suriye Ordusu’nu daha kısa sürede ve daha insani çözüme kavuşması için “yardıma hazır olduğumuzu” söylerse..
Bu aklıselim duruş olmasın..
Öyle mi?
Ve tekrar Namık Durukan’ın haberinden aktarımla yazımızı bitirelim:
“Erbil’deki Barzani’nin ofisinden yapılan açıklamaya göre ise Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, bugün Mesud Barzani’yi telefonla aradı. Görüşmede Suriye’deki son siyasi gelişmeler ve bölgesel değişimler masaya yatırılırken, her iki lider de istikrarın korunması ve ortak koordinasyonun önemi üzerinde durduğu belirtildi. Görüşmede Kürt halkının Suriye’nin ‘asli ve temel bir bileşeni’ olduğunu ifade eden Şara’nın, Suriye devletinin Kürtlerin tüm ulusal, siyasi ve medeni haklarını, ülkedeki diğer bileşenlerle eşit bir şekilde ve hiçbir ayrım gözetmeksizin garanti altına alma konusundaki tam kararlılığını ilettiği ifade edildi.”
Eeee.
Ne istiyorsunuz SDG’liler?
İşte temel hakların garantisi, işte devletin silahlı gruba bile, kendisine silah doğrultanlara bile ve onlara sözü geçenlere mütevazı yaklaşımı.
Hatta bizlere örnek gösterilen, insan haklarında zirvedeymişler gibi gösterilen batılı devletlerin hiçbirisinde asla göremeyeceğimiz, kibirden uzak, net bir insani duruş.. Kan dökülmesin diye yapılan rica.
Ve işte Şam’ın; cihadçı dedikleri, katliamcı dedikleri yöneticilerin barış niyeti..
Daha ne istiyorsunuz?
Kandan mı besleniyorsunuz?
Açık söyleyin, İsrail uşaklığı ile Müslümanların kanını mı akıtmayı kafaya koydunuz?