--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Derin yapı” derken, işkembeden sallamıyoruz!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Gelelim mi, Mehmet Ali Yalçındağ olayına..

Gelelim..

Nedir olay?

Biliyorsunuz, M. Ali Yalçındağ, Aydın Doğan’ın damatlarından birisi..

Kimsenin aile içi tartışmalarına girmek istemem ama..

Anlaşılan o ki..

Uzun yıllar Aydın Doğan ile birlikte medya sektöründe görev yapan büyük damat Yalçındağ ile..

Baldızlar ve bacanaklar arasında ihtilaf var..

Bu özel duruma fazla burnumuzu sokmadan..

Dışardan işe dahil olanlara.. Hariçten gazel okuyanlara ben cevap vereyim..

Yalçındağ inkar etse de..

Artık medyada “doğru” kabul edilen maillerde ne deniliyor?

“Doğan grubunda hükümete körü körüne düşmanlık eden isimler var” deniliyor..

Dikkat edin..

Siz bir kişinin, en özeline giriyorsunuz.

Mailini ele geçiriyorsunuz.

Ama mailde, “Ben hükümetin yanlışını bile söylettirmem abi.. Ben hükümetin sadece doğrularını yazanları.. Hükümete goygoyculuk yapanları çalıştırırım. Diğerlerinin hepsini kapı dışarı ederim” şeklinde bir yazışma elde edemiyorsunuz..

Ya ne ele geçiriyorsunuz?

“Ankara’da kimse görüşmüyor diyorum, bu arkadaş olmaz diyorum. Binali bey diyor ki her gün beni arıyor. Sonunda geçen hafta Binali bey ona konuştu. Deniz havaya girdi.”

Ne var şimdi bunda?

Adam gazetenin Ankara temsilciliğini yapıyor.

Ama gazetede başka.. Ekranda başka.. Gerçekte ise başka görüntü verdiği için, siyasiler bu kişiye konuşmak istemiyor..

Ama.. Yine bu mailden anlıyoruz ki..

O körü körüne hükümete düşmanlık eden kişi, ekrandaki hakaretlerinin aksine.. Başbakan’ı her gün arayıp, ona şirinlik yapıyor..

“Ne olur.. Ne olur.. Bana konuşsana.. Beni davet etsene..” diyor..

Demiyorsa, çıksın açıklasın..

Yalçındağ’ı yalanlasın.. Binali Yıldırım’ı yalanlasın..

Ama “Ne olur, ne olur” diye şirinlik yaptığı doğru ise.. 

Bırakın da, patronun büyük damadı da..

“Böyle gazetecilik olmaz.. Bir yandan adama haklı-haksız atıp tutacaksın. Bir yandan da adamı günü birlik arayıp, yağcılık yapacaksın.. Kişilikli olalım. Kimlik sahibi olalım. Kendimizi düşünmüyorsak, temsil ettiğimiz gazetenin itibarını düşünelim” desin..

Dedirtmiyorlar..

•

Bir başka mailde, büyük damat şöyle diyor: “Bugün Hürriyet gazetesinin manşetini büyük sorumsuzluk ve düşmanlık olarak görüyorum. İş bitmiş gitmiş neye yarayacak bu manşet anlamakta zorluk çekiyorum.”

Nedir o manşet?

 

hurriyet

 

Başbakanlıktan ayrılan Ahmet Davutoğlu’na atfen.. Yeni genel başkanın seçileceği kongredeki konuşmasını..

“Bu benim tercihim değil” başlığı ile manşete taşımak..

Spotuna da..

“Davutoğlu, başbakanlıktan ayrılma noktasına nasıl gelindiğini anlatırken, parti içinde atama yetkisinin elinden alınmasında rol oynayan MKYK’daki yol arkadaşlarına sitem etti” şeklindeki yüzde yüz yalan ifadeyi yerleştirmek..

Gerçekte Davutoğlu, aynı konuşmasında ne diyor?

“Aramızda dört yıllık bir hukuk oluştuğunu düşünüyorduk. Ama bunun daha kısa sürmesi emin olunuz benim tercihim değildir, ortaya çıkan bir zaruretin neticesidir.”

Sitem falan var mı? Hayır..

Dahasını söyleyeyim..

Sayın Davutoğlu, aynı konuşmasında, bakın “sitem” ile ilgili ne demiş:

“Kimseye sitem, öfke, kırgınlık taşımıyorum. Kim ne yapmış olursa olsun herkese bu anlamda hakkımı helal ediyorum. Konyalıların da kimseye sitem duymamasını istirham ediyorum.” 

Gördünüz mü, gerçeği..

Hürriyet manşetinde, Davutoğlu’nun arkadaşlarına sitem ettiği iftirasını atıyor.

Davutoğlu ise..

Aynı konuşmada, kimseye sitem etmediğini açık açık ifade ediyor.

Yapılan ne?

Yalancılık değil mi?

Sahtekarlık değil mi?

Körü körüne düşmanlık değil mi?

Fitne değil mi?

Çarpıtma manşet değil mi?

Oturup, bu ahlaksızlığın failinden hesap sorulması gerekirken..

Ne yapılıyor?

Yalçındağ’ın özel mailleri.. Büyük ihtimalle şirket içinden birileri sayesinde sızdırılıp.. Basına servis ediliyor..

Sedat Ergin’lerin.. Deniz Zeyrek’lerin kapı önüne konulması gerekirken..

Kampanya başlatılıp..

“Yalan yazmayın. Körü körüne düşmanlık yapmayın” diyen M. Ali Yalçındağ istifa ettiriliyor..

•

Böylece, amiral gemisindeki “derin yapı” açığa çıkmış oluyor..

Gazeteyi patronun değil.. “Derin yapı”nın yönettiği ispatlanmış oluyor..

Dikkat buyrun..

“Patron emretsin, muhabirler de yalan yazsınlar” demiyorum..

Ama.. Patron, “Körü körüne düşmanlık etmeyin” derken..

“Hayır, biz körü körüne düşmanlık edeceğiz. Hem de bu düşmanlığı, senin paranla yapacağız. Senin gazetende yapacağız” denilmesine..

İtiraz ediyorum. İsyan ediyorum.

Aynısını..

Daha önceki yıllarda Emin Çölaşan yapıyordu.. Aynısını.. Yılmaz Özdil’ler.. Bekir Coşkun’lar yapıyordu.

Ne hakları vardı, Gümüşhaneli Aydın Doğan’ın gazetesinde, onun sırtından, yalan yazmaya, iftira atmaya..

Sözcü’ye doluştular.

Orda aynı şeyleri yazıyorlar.. 

Hürriyet’te yaptıklarına karşı çıktığımız şekilde.. Sözcü’de yaptıklarına karşı çıkıyor muyuz?

Yeni patronları da onlarla kanka..

Patronları öyle istiyor..  Onlar da öyle yapıyorlar.. “Al birini vur ötekine” diyoruz.

Sadece yanlışlarını izah etmekle yetiniyoruz..

•

Yalçındağ olayı ile, bir yaşımıza daha bastık..

Doğrusu, işyerlerinin de adaletle yönetilmesidir ama..

Genelde patronlar işçileri çıkartır..

Yalçındağ ile Sedat Ergin ve Deniz Zeyrek tartışmasında ne oldu?

İşçiler, patronun ayağını kaydırdılar..

Eeee! “Derin yapı” diyorsak..

İşkembeden atmıyoruz!

 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle