Çölaşan ‘yalan-dolan, dindar düşmanlığı’nda 50. yaşına basmış
Çölaşan ‘yalan-dolan, dindar düşmanlığı’nda 50. yaşına basmış
Ali Karahasanoğlu
Kimi zaman Atatürkçü, kimi zaman kurtuluşu HDP’nin barajı aşmasında gören.
Kimi zaman “bizim yapamadığımız Fetullah Gülen yaptı” diyerek CIA kuklası yapıdan medet uman Emin Çölaşan, bu zikzaklar çizdiği yalan dolan gazeteciliğinde, 50. yaşına basmış..
“Bana artık yarım yüz yıllık dinozor gazeteci diyebilirsiniz!” demiş..
Ben “gazeteci” eklemesini çıkartıp, dinozor demeyi tercih ederim..
Çünkü gazeteci objektif olur. Kalemini kimseye satmaz.
Ölümüne birisini destekleyip, ölümüne bir başkasını topa tutmaz..
Bir gün FETÖ’yü tehlikeli görüp, devirmek istediği adamın ayağına bir diken batıracak diye, o tehlikeli gördüğü örgütle yol yürümez..
Gazeteci dürüst olur..
Meslektaşını satmaz, meslektaşı aleyhine bilerek iftira atmaz, yalan yazmaz..
Öyle embesil bir kimlik ki, 50. yıl yazısında bile, şu cümleyi kurabiliyor: “Şansım gazetecilik açısından yaver gitti! Bir süre sonra ekonomi tıkandı, Türkiye döviz darboğazına girdi. Artık her olay benim için haberdi.”
Ülke döviz darboğazına girmesini, şansının yaver gitmesi ile bağlantılayan bir tip..
Ülkesini seven insan..
Benim şansım yaver gitmesin, yeter ki, ülke zarar etmesin” diyeceğine..
O kendisini düşünüyor.. Belki gençlik yıllarında bunu düşünmüş olabilir.
Ama ya yaşı 80’e dayanmış iken, yalan-dolan gazeteciliğine başladığının 50. yılında bu nasıl bir cümle?
Eleştirilerimi satır aralarında yapıp bitirmeyeceğim.
Somut, tarihleri ile birlikte, yaptığı işin gazetecilik olmadığını belgeleyeceğim..
Yıl 1999..
Hürriyet gazetesinde iftira yazıları kaleme alırken.
İki günde bir, Melih Gökçek’e, iki günde bir de Akit’e saldırırken..
Rahmetli Hasan Karakaya ağabey için, Nuh Mete Yüksel ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemi ile yargılanan mafya babası Kasım Gençyılmaz ortaklığında bir iftira düzeneği kurarlar..
Çölaşan’ın üzerine, “Kim bu Hasan” diye bir başlık atmak ve sabıkalı Kasım Gençyılmaz’ın iftirasını köşesine taşımak düşer..
Hayatının hiçbir bölümünde ne para ile, ne de İran ile ne de Tarabya oteli ile hiç işi olmayan Hasan Karakaya ağabey, güya Anayasa Mahkemesi Başkanı koltuğunda oturan ve dindarlara hakaretleri ile bilinen Yekta Güngör Özden’i öldürtmek için, Tarabya otelinde, Kasım Gençyılmaz ile buluşmuş. İran’lılar varmış, 1 milyon dolar, sabıkalı Kasım Gençyılmaz’a teklif edilmiş..
Yalancılar.. Ahlaksızlar.. Sahtekarlar..
Bunu dile getiren de, dile getirilmesine aracılık eden de.. O sabıkalı adamla iş tutanlar da.. Hepsi ahlaksızdır..
Emin Çölaşan’ın iftirası üzerine, güya yazıyı ihbar kabul eden Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel de, soruşturma başlatıyor..
Oysa, önceden sabıkalı Kasım Gençyılmaz’a bu iftirayı attıranlar da, onla birlikte işi tezgahlayanlar da, kendileri.
Hasan Karakaya ağabeyi, Hasan Hüseyin Maden ile birlikte İstanbul’dan alıp, Ankara’ya götürüyorlar..
İki gazeteciyi birden, alçak mı alçak, namussuz mu namussuz bir iftira gerekçe gösterilerek, bir hafta terörle mücadele şubesinde gözaltında tutuyorlar..
Heeey.. Ahmet Davutoğlu.. Heeey Ali Babacan. Heyyy Fatih Erbakan. Heyyy Mahmut Arıkan.. Heyy Ahmet Taşgetiren.. Mustafa Karaalioğlu.. ve diğerleri..
28 Şubat’ta yaşanmayan yanlışlar, bugün yaşanıyor, öyle mi..
O tarihte biz, Hasan ağabey gözaltında iken, her gün onun hiçbir suç ile yanyana getirilemeyeceğini yazıyoruz..
Hasan ağabeyi savunuyoruz..
Haydi bana bugün, iftiraya uğradığını iddia ettiğiniz Ekrem İmamoğlu hakkındaki suçlamalar için, suçlamaların somut konusu ile ilgili yazı kaleme alan bir tane adam gösterin..
Boşverin, “Cumhurbaşkanı adayı olduğu için gözaltına alındı” mavallarını..
Çıkın, “İki villa, Ekrem İmamoğlu’na annesinin ak sütü gibi, helaldir” diyebiliyorsanız” deyin de göreyim, boyunuzun ölçüsünü..
Diyemezsiniz.
Çünkü söyledikleriniz, yazdıklarınız arşive geçecek.
Yarın Ekrem’in suçları, belki de kendisinin de itirafları ile sabitlenince.
O yazılarınız, o sözleriniz sizin önünüze konulacak, yüzünüze vurulacak..
Onun için, ayrıntıya girmiyorsunuz. Giremiyorsunuz..
“İki villada suç yoktur” demiyorsunuz.. Diyemiyorsunuz..
“İBB bürokratlarının jet ile fuhuşa gitmeleri kendi bilecekleri iştir, Ekrem İmamoğlu ile ilişkisi yoktur” demiyorsunuz, diyemiyorsunuz..
Bizler ise, Hasan Ağabeyi o gün yapılan suçlamaların her birine somut cevaplar vererek.
Hasan Karakaya, hayatında Tarabya oteline gitmemiştir. Siz kendiniz gibi, Hasan ağabeyi de, sabahtan akşama kadar otellerde dolaşan, akşamları da meyhaneden yazı yazan birisi mi sanıyorsunuz” dedik..
“Hasan Karakaya gece ikiye kadar gazetede.. Biz şahidiyiz. Ertesi sabah yine evinden direkt gazeteye gelir. Yine şahidiyiz. Tarabya oteline gitmedi ki, o mafya babası ile de görüşmüş olsun” dedik..
Ekrem İmamoğlu’nun suçlandığı iki villayı ağızlarına bile almadan, savunmaya kalkanların aksine..
Hasan abiye attıkları iftiradaki söylemler ne ise, hepsine net cevap vererek, kendisini savunduk..
Sonuçta ne çıktı?
Nuh Mete Yüksel, sabıkalı Kasım Gençyılmaz’a, “Hasan Karakaya aleyhine şu senaryoyu sen dillendir.. Biz senin cezanı hepten kaldıramayız ama. Cezaevinde rahat ettiririz. Ardından da cezanı azaltmanın da yollarını ararız” teklifinde bulunuyor.. Sabıkalı adam da kabul ediyor. İftirayı Emin Çölaşan’a da yazdırıyorlar..
Tezgah böyle işliyor..
Nasıl bir ahlaksızlık, nasıl bir sahtekarlık ile insanları karalamışlar, görüyor musunuz..
7. gün tamamlanınca, Hasan Hüseyin Maden ağabey hakime bile çıkarılmadan bırakıldı. Hasan Karakaya ağabey de, savcı ifadesi.. Yani iftirayı birebir attıran Nuh Mete Yüksel’in karşısında ifadesini tamamladı. Tutuklanmak üzere DGM hakimliğine sevkedildi.
Karakaya ağabey de o gün, DGM hakimliğinden serbest bırakıldı..
Bugün Ekrem İmamoğlu serbest kalsın, ben iki villayı yine yazacağım. Çünkü o iki villanın rüşvet olduğundan eminim.
Mahkeme şu veya bu sebeple, “Suçun unsurları oluşmamış” dese bile..
Ben o rüşveti yazacağım.
Peki Emin Çölaşan, o yazdığı iftiranın arkasında, durdu mu?
Hayır..
Çünkü onlar da biliyorlar ki, iftira attılar.. 7 gün nezarette tutarak, gözdağı verdiler..
Kendilerine verilen görevi yerine getirdiler.. Ve kenara çekildiler..
Yaşı 80’e dayanan Emin Çölaşan çıksın, bugün olsun, bizim lanetimizin devam etmemesi için, gerçeği açıklasın..
Ama hiç sanmıyorum.
Çünkü onun gözü öyle dönmüş ki..
Dünkü yazısında bile, “Sürüsüne bereket patrondan torpilli, yandaş, liboş, şeriatçı, Fethullahçı, Kürtçü, iş bitirici, iktidar yalakası köşe yazarları henüz piyasaya çıkmamıştı!” dediği halde.
FETÖŞ ile nasıl kanka olduğunu işte tarihi ile veriyorum:
29 Ekim 2015 tarihli Sözcü gazetesi.. Başlık, “Şimdi cemaati savunma zamanı..”
Yazının içinde de aynen şöyle yazıyor:
“Cemaati yok etmek amacıyla, durduk yerde, aslı astarı olmayan yeni bir dandik örgüt yarattılar.”
Yaa. Şimdi “Fetöş” diyorsun, millet de sana inanacak sanıyorsun, öyle mi..
17 Aralık emniyet-yargı darbesinden hemen sonra da, yine Sözcü gazetesinde yayınlanan demecinde, “Bizim başaramadığımızı Fetullah’la ekibi başardı” diye söylüyordu.
Nasıl ahlaksızlarsınız siz.
Nasıl sahtekarlarsınız..
Şimdi kalkmış, bu ifadeleri sarfeden kendisi değilmiş gibi, “Fetöşler” diyor..
O gün niye “Fetöş” demiyordun, riyakar adam..
Not: Kusura bakmayın..
Bir kişiyi muhatap alıp, eleştirmem, belki inancımıza da, bizim vakarımıza da yakışan bir tavır olmayabilir.
Ama..
Hasan Karakaya ağabeye o çileyi yaşatan, o iftirayı atan birisinin şahsında..
28 Şubat’ın tüm müfterilerine cevap verdim kabul edin..
Allah, bunların şerlerinden emin eylesin..