Kuriş’ler, Kuytul’lar.. Memnun musunuz, yol arkadaşlarınızdan
Kuriş’ler, Kuytul’lar.. Memnun musunuz, yol arkadaşlarınızdan
ALİ KARAHASANOĞLU
Bugün hangi konuya eğilelim?
Alihan Kuriş’in 200 kilo külçe altınını yazdık.
Bir haftadır tek bir kişiden, “Yanlış yazıyorsunuz. Vebal alıyorsunuz” diye bir itiraz yok.
Kabulleniyorlar..
Alpaslan Kuytul için, “Sizin derdiniz ne? Alnı secdeli bir cumhurbaşkanı bulmuşsunuz, onu indirip, yerine bu ülkede yıllarca başörtünün yasak olması için savaş veren adamları kazandırarak, İslam’ın emrini mi yerine getirmiş olacaksınız? Söylemlerinizden dolayı hiç mi utanmıyorsunuz” dedik.. Ne “Biz asla alnı secdeli cumhurbaşkanını devirmek istemedik” dediler. Ne de, “Başörtüyü yasaklamak isteyenleri yönetime getirmek istemedik” dediler.. Muhataplarımızdan hakaretten başka bir şey duymadık..
İlginçtir, ne kadar din karşıtı medya organı var ise, hepsi Alihan Kuriş ve Alpaslan Kuytul’u savunmak için sıraya girdiler.
En azından, bu isimler etrafındaki parasal ilişkilerin sorgulamasını gözlerden kaçırmaya çabaladılar..
Erbakan hocanın bugünün parası ile 3-5 bin TL’lik emlak vergisi borcunu geç ödemesi üzerinden manşetler atanlar, sanki bir soygun yapılmış gibi haber üretenler, şimdi 200 kiloluk külçe altına haklı gerekçeler getirmek için, yoğun gayret gösteriyorlar..
Varsın gayret etsinler..
Alihan Kuriş ile Alpaslan Kuytul da, varsın dindar insanları tahkir edenleri yönetime getirmek için çalışmalar yapsınlar.
Alnı secdeli cumhurbaşkanına, kıldan tüyden gerekçelerle saldırırken, hafızlık merasimine katılan çocuklarımızı “gerici-yobaz” diye yaftalayanlara küçücük bir itirazda bulunmaktan kendilerini alıkoysunlar..
Biz vazifemizi yapalım.
Kuytul’u savunanların yazamadıklarını.
Alihan Kuriş’i saygıdeğer dindar insan gibi gösterenlerin gizlediklerini..
İfşa edelim.
Dünkü İBB yolsuzluk davasının duruşmasından aktarayım..
“TRT’de canlı olarak duruşmalar yayınlansın” diyenlerin hokkabazlıklarını anlatalım..
“İtirafçılar, ifadelerinden vazgeçtiler” diyen ahlaksızların yalanlarını yüzlerine vuralım..
“İddianame boş” diyenlerin, sahtekarlıklarına alınlarına yapıştıralım..
Kameroğlu İnşaatın sahibi Adem Kameroğlu tutuksuz olarak yargılanıyor..
Eylemi rüşvet mi, yoksa irtikap kapsamında bir eylem mi, mahkeme karar verecek..
Ama Kameroğlu’nun söyledikleri çok ilginç:
“Ruhsat vermeme ve inşaatları mühürleme tehdidiyle benden rüşvet istendi; rüşvet karşılığında Ekrem İmamoğlu adına bir villa, Necati Özkan adına ise dört daire yaptım.”
Necati Özkan’ı tanıyorsunuz..
Durup durup, hayatında bir çırpıda aldığı dört villayı, tam da Ekrem İmamoğlu’nun tüm pisliklerinin gerçekleştirildiği Beylikdüzü’nden seçen Necati Özkan.
Ekrem İmamoğlu’nun PR çalışmasını yapan goygoycusu..
Bekliyoruz ki, Kameroğlu bu sözleri ettiği an..
Duruşma salonu karışsın..
Ekrem İmamoğlu ortalığı ayağa kaldırsın.
Necati Özkan gürlesin..
“Yalan” desin.
“İftira” desin..
“Tezgah bu” desinler..
Ne diyorlar?
Duruşmadan aktaralım.
Ekrem İmamoğlu söz alıyor..
Hani “savunma yaptırılmıyor” denilen şovmen var ya..
İşte o şovmen Ekrem İmamoğlu, her sanığın ifadesinden sonra sorular soruyor..
Yanlış anlaşılmasın, binlerce yıl hapis cezası istemi ile yargılanan insanların, gerçeğin ortaya çıkması için sorular yöneltmesine itiraz etmem de..
Bakın, gerçek ortaya çıksın diye, olay aydınlansın diye soru mu yöneltiliyor, yoksa muhataba, “sen görürsün” tehdidi mi yapılıyor:
“Beylikdüzü Yaşam Vadisi’nde yer alan ve size ait olan yeşil alanı da kamuya kazandırdık. Sizin de rızanız vardı. Bundan bir menfaat elde etmediniz. Neyle tehdit ettik biz sizi? Yani neyi tehdit kabul ettiniz de bunu böyle hani yanlış anlamayın, sanki hazır ola geçer gibi mülki amirin talimatı kabul edip vermek zorunda kaldınız? Ben sizi tehdit ettim mi? Yani daha Türkçe sorayım, ben sizi bir şeyle tehdit ettim mi Adem Bey?”
Şovmen Ekrem, “Ben bir şey almadım. Benim adamlarım bir şey almadı. Sen ne dört dairesinden bahsediyorsun? Ne saçmalıyorsun” demiyor..
“Ben seni tehdit mi ettim” diyor..
Hani verilen-alınan bir akşam yemeği bedeli kadar bir faturadır.
“Kendimi tehdit edilmiş hissettim, sana yemek ısmarladım” denilir..
“Mahkemeyi de, insanları da, 3 bin lira için, beş bin lira için bu kadar yormayalım” deriz..
Beyler, Beylikdüzü’nde dört daireden bahsediyoruz.
Bir asgari ücretli insanın, ömrü boyunca alamayacağı bir daireyi unutun, dört daireden bahsediyoruz..
Bitmedi..
Kameroğlu anlatmaya devam ediyor:
“Pelikan Hill’deki villanın başlangıçta 1,5 milyon TL bedelle ve vadeli olarak satılması konusunda anlaştık. Ancak daha sonra yapılan ödemelerin kendilerine geri verilmesi istendi, senet ve çeklerle yapılan ödemeler şirket hesabından çekilerek geri verildi. Villanın dekorasyon, peyzaj ve havuz masrafları da benim tarafımdan karşıladı Villayı İmamoğlu’na ‘bilabedel’ verdim.”
Ben yine duruşma salonunda bir haykırış bekliyorum..
Eğer aylardır yaptıkları algı doğru ise.. Ekrem İmamoğlu ve avanesi iftiraya maruz kaldı ise..
İftiraya maruz kalan bir insanın duyduğu acı ile, yankılanan bir ses bekliyorum..
Ama tık yok..
Bu sefer Necati Özkan çıkıyor sahneye..
Rüşveti perdelemek için, uyanık Ekrem, yanındakilerin üzerine yaptırıyor tapuları.
Kendi yandığı gibi, o yakınındakileri de yakıyor..
Ama yakınındakiler hala yandıklarından haberleri yok..
Bedavaya dört daire aldığı müteahhite, saf saf soruyor, Necati Özkan:
“Siz 5. ayda ifade verdiniz, ben 6. ayda ve 7. ayda iki tane dilekçeyle bütün bu anlattığınız süreçle ilgili bütün belgeleri sundum. Şimdi siz aslına bakarsanız bugün ifadenizi, daha doğrusu hikayenizi bir kez daha değiştirdiniz. Size nakit ödemeyi elden bir spor çantası içerisinde verdim.”
Haykırması gereken, iftiraya maruz kaldığını idida eden Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan olması gerekirken, duruşmada anlattıkları inkar edilen müteahhit isyan ediyor:
“Eğer 2.000.000 TL sizden elden aldıysam haram zıkkım olsun. Eğer aldıysam dünyanın en şerefsiz insanıyım.”
Sert cevap üzerine, Necati Özkan da devreden çıkıyor.
Avukatları çıkıyor sahneye.
Necati Özkan’ın avukatı Erkam Erdem konuşuyor:
“Kameroğlu’nun soruşturma aşamasındaki ifadeleri ile duruşmadaki anlatımı arasında çelişki bulunuyor. Kameroğlu, kendisinden başlangıçta 2 milyon TL istendiğini, bunu ödeyemeyeceğini söyleyerek önce üç, ardından dört daire verdiğini öne sürdü. Yeni bir hikâye anlatılıyor.”
Hayret ediyorum..
Bir avukat,. savunma adı altında bu sözleri nasıl sarf edebiliyor?
2 milyon istendi..
Veremem dedim, üç daire teklif ettim.
4 daire istendi ve alındı..
Birbirini nakzeden ne var burada. Bir anlatımda ayrıntıya girmemiştir, sadece “dört daire verdim” demiştir.
Diğerinde, biraz daha ayrıntılı anlatmıştır. Önce 2 milyon istendiğini, sonrasında 4 dairede anlaşma olduğu aktarılmıştır..
Bu bir çelişki mi yani?
Savunmanız bu mu, rüşvet sanıkları?
Heeyy.. Alihan Kuriş’ler.. Alpaslan Kuytul’lar..
Yol yürüdüğünüz rüşvetçiler, işte bunlar..
Memnun musunuz, yol arkadaşlarınızdan.