“Cem Uzan” Türkiye’de % 7.5, ABD’de % 49 aldı!
Bakıyorum da..
Türkiye’de 2002 milletvekili seçimlerine Genç Parti Genel Başkanı olarak giren Cem Uzan ne ise..
ABD’de 2016 başkanlık seçimine Cumhuriyetçi Parti adına giren Donald Trump da o..
İkisinin de siyasi geçmişi yok iken, tepeden inme operasyon ile siyasete atıldılar.
İkisinin de geçmişi, iş hayatı ile ilişkili..
İkisi de paralarına güvenerek siyasete soyundular..
Hatta söylemlerindeki uç ifadelere bakın.. Onlar bile birbirine o kadar çok benziyor ki..
Ama ne oldu?
Sürekli aşağılanan, cahillikle suçlanan Türkiye halkı, bir operasyon olarak karşısına oturtulan Cem Uzan’a.. Tüm şarkılı türkülü bedava konserlere.. Bedava köfte ekmekli miting aldatmalarına rağmen, sadece % 7.5 oy verdi..
Süper devlet, gelişmiş toplum, çağdaş insanların yaşadığı ülke olarak tanıtılan ABD’nin halkı ise, parasına güvenen Trump’a aldandı ve ona % 49 oy verdi..
Hatta % 49 oy ile de yetinmedi, Trump’ı başkanlık koltuğuna da oturttu.
Şimdi söyler misiniz, Türk halkı mı arif imiş, ABD halkı mı?
•
“Vay Clinton’cı vay..” demeyin..
Ben sadece, Trump’ın Cem Uzan ile benzerliğini ifade ettim..
Trump’ın yerine, Clinton’ı önermedim..
Bu noktada benim diyeceğim, “Al Clinton’ı, vur Trump’a..”
İkisi için de söyleyeceğimiz şey: Hem gözümüzden, hem gönlümüzden uzak olsunlar..
İkisi de sermayenin kuklası..
İkisinin de, emperyal BM yapılanmasına itirazı yok..
İkisinin de, “Dünya 5’ten büyüktür”e bir desteği yok..
İkisinin de, Ortadoğu’dan tümü ile çekilmek diye bir niyetleri yok.
Dolayısı ile, Clinton’ı desteklediğimizden değil..
İkisi de birbirinden beter olduğu için..
Sadece bir tespitte bulunmak istedim..
•
ABD seçimleri gösterdi ki, Türkiye’de % 52 oy alan Cumhurbaşkanı’na bile karşı çıkanlara karşılık..
Dünyada öyle örnekler var ki; oy kullanan halkın salt çoğunluğunu bile alamayanlar, başkan olabiliyorlar!
Nitekim, Trump % 50’yi alamadığı halde, Başkan oldu...
Hatta bunun daha ötesi de var..
En fazla oyu alan değil, ikinci olan Başkan seçilmiş oldu..
Clinton’ın aldığı toplam oy, Trump’ın aldığı toplam oydan daha fazla..
Hani şu anki, 150-200 binlik küçük bir fark ama..
Bu seçim sistemi ile..
Teorik olarak söylemek gerekirse..
% 60 oy alan değil, % 40 oy alanın Başkan seçilmesi bile mümkün..
Çoğunluk sistemi geçerli olduğu için..
Toplamda % 60 oy alacak aday, birinci çıktığı eyaletlerde açık ara ile seçimi önde götürür..
Diğer eyaletlerde ise, küçük küçük farklarla ikinci çıkarsa..
Bu aday seçmen genelinin % 60’ını aldığı halde başkan seçilemeyebilir..
Diğer aday ise, seçmen genelinin % 40’ının oyunu aldığı halde, başkanlık koltuğuna oturabilir..
Böyle bir sonucun; “çok güzel” olacağını, “demokratik” bulduğumu söyleyecek değilim..
Türkiye’de kullanılan oyun % 52’si ile seçilen bir Cumhurbaşkanı’na, “Şunu yapamazsın, bunu yapamazsın” diyerek afra tafra yapanlara..
Başka ülkelerdeki seçim sistemlerinden örnekler vererek..
Yaşanabilecek ihtimalleri hatırlatmakla yetiniyorum..
Böylece..
Eğer Türkiye’de de başkanlık sistemine geçilecek olursa..
Türkiye açısından..
Bu ihtimallerin gözönünde tutulmasını, düzenlemelerin buna göre yapılmasını öneriyorum.
•
Gelelim son gelişmeler ışığında, Fetullah Gülen’in haline..
Clinton kazansaydı, Gülen’in Türkiye’ye iade edilmeyeceği, hemen hemen kesindi..
Clinton devredışı kaldı..
Trump’ın ise, seçim öncesi yaptığı açıklamalardaki gibi, Gülen’i Türkiye’ye iade edeceğine pek inanasım yok ama..
17 yıldır “kalp krizi geçirme ihtimali”ne karşı, Pensilvanya’dan ayrılamadığı ileri sürülen Fetullah Gülen’in, artık ABD’de kalmayacağı da açık..
Trump’ın sözünde durup, Gülen’i Türkiye’ye vereceğini sanmıyorum ama..
ABD’de kalmasına da onay vermeyeceğini tahmin ediyorum..
Bu durumda..
Gülen’in bir başka ülkeye kaçması, yakındır..
Bu vesile ile..
“Kalp kontrollerim sebebi ile ABD’ye geldim” palavrası da..
“Kalp krizi geçirme tehlikesi sebebi ile ABD’de kalmaya devam ediyorum” yalanı da, tescillenmiş olacak..
Göreceğiz, hangi üçüncü dünya ülkesine, “Ben burada kalp krizi geçirirsem, halim ne olur” demeden, nasıl gidecek..
Yalanı, nasıl ortaya çıkacak..
Azıcık bekleyelim, yaşayarak göreceğiz.
•
Sosyal medya hesaplarında “tivitleri ikiye katlayan” kalemşorların kafası fena bozuk..
Kimisi hesabını askıya almış..
Kimisi ortalıktan toz olmanın yollarını arıyorlar..
Hele bir tane “darbede albay olmak vardı” hevesindeki profesör bozuntusu var ki..
Evinin balkonu bile, kaçak imiş..
Hani AK Partili belediyelere çamur atıyorlardı ya, “Şu imara aykırılığa ses çıkarmadılar, buna izin verdiler” diye..
Meğerse adamların hayatları, her şeyleri kaçak imiş!
Şimdi kaçak duruma son verilmiş..
Gittiği dünyanın öbür ucundan, ciyaklıyor..
Clinton’a kaptırılan paralardan sonra..
Bu kalemşorlara verilecek paralar da kısılmaya başlayınca..
Akın akın Türkiye’ye dönenleri, göreceğiz..
Yakındır..
“Al Clinton’ı, vur Trump’a” dedim ama..
Trump’ın seçimleri kazanmasının, FETÖ’nün tasfiyesini hızlandıracağı da, bir gerçek..
Eeee, Gülen’in bedduası tuttu demek ki! Biz “Beddua” diyorduk, onlar ise, “Lanetleşme..”
Sonuçta o bedduayı “Biz yalancı isek” şartlı mülaane olarak yorumlarsak..
Gülen yalancı imiş ki, “birlikleri bozuldu, bir şey olmaya fırsatları olmadı!”







