• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Almanya’daki dolandırıcı teyze ve İstanbul’daki Ekrem

17 Şubat 2026
A


Ali Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Almanya’daki dolandırıcı teyze ve İstanbul’daki Ekrem

ALİ KARAHASANOĞLU

Almanya’dan bir haber metni ile başlayayım..

Bavyera eyaletinde Ruhmannsfelden kasabasında, 82 yaşındaki bir kadın, annesinin ölümünü gizleyerek emekli maaşını almak için cesedi yıllarca evinin bodrumunda mumyalanmış halde saklamış.

Emekli maaşı almak için, sadece öldüğünü izlemesi yeterdi.

Ama niye mumyalama ihtiyacı hissetmiş, bilmiyorum..

Yaşadıkları evde komşularıyla iletişimini çok aza indiren, kimsenin eve girmesine izin vermeyen kadının dolandırıcılığı ölen annesinin 103 yaşına girmesiyle ortaya çıkmış..



Ruhmannsfelden kasabasının belediye başkanı Werner Troiber, 103 yaşına giren kasaba sakinini tebrik etmek ve hediye vermek istemiş. Ancak komşularının da 10 yıldır görmediklerini söylediği kadını ziyaret edememiş.

Yaşlı kadının ölmüş olabileceği şüphesiyle artan ihbarları değerlendiren polis, evde arama yapmış. 

Polis aramasında 103 yaşındaki kadının cesedi evinin bodrum katında mumyalanmış bir şekilde bulunmuş..


Annesinin ölümünü yetkililere bildirmeyen ve emekli maaşını almayan devam eden 82 yaşındaki kadın hakkında, şimdi dolandırıcılık suçlamasıyla soruşturma başlatılmış.


Yazık kadına..

Ekrem İmamoğlu gibi ağzı laf yapsa..

“10 yıl öncesi niyetini okuyan emniyet, Allah size akıl versin!” diyebilirdi.

Biraz da parası olsa idi, bunu savunma diye, onlarca internet sitesinde, ulusal gazetede, televizyon ekranlarında haber diye yansıtabilirdi..

Evet, evet, Ekrem İmamoğlu, dünkü diploma davasında, aynen bunu demiş:


“35 sene öncesi niyetini okuyan iddia makamı; Allah size akıl versin!”


“35 yıl ile 10 yıl aynı mı” diye sormayın..

Almanya’daki örneğimizde de, eğer belediye başkanı “103 yaşındaki kasabalımızı ziyaret edeyim” demeseydi.. Belki 35 yıl sonra gerçek ortaya çıkacaktı.

Tabii Allah 82 yaşındaki kıza ömür verdi ise..

Diplomada sahtecilik davasında, Ekrem İmamoğlu neler demiş neler..

Ben, Almanya’daki 82 yaşındaki hanımefendiye esinlenmesi için burdan göndereyim..


“Çöp bir iddianame ile oluşan ölmüş kişinin hayatta gibi gösterilerek emekli maaşını alma davasında, belediye başkanı beni emniyete ihbar ediyor.. Benim annemi mumyalama hakkım yok mu? Cesedine de mi el koyacaksınız? Bodrum katta, annemle birlikte yaşama hakkımı da mı kısıtlayacaksınız?”

Savunma size garip mi geldi?

Yooo..

Ekrem İmamoğlu da benzeri bir savunma yapmış zaten:

“Çöp bir iddianame ile oluşan diploma evrakta sahtecilik davasında, iki celseden sonra hakimi değiştirilen, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, doğal hâkim ilkesinin yok sayıldığı bir uygulamayı da dördüncü duruşma için buradayım. Utanç verici iddianameyi yazan savcı ise sözüm ona amacına ulaşmış, terfi ettirilerek İstanbul’da bir ilçenin başsavcı vekili konumuna getirilmiştir.”


Almanya’daki 82 yaşındaki teyzeye sormamız lazım:

Anneniz ile bağınıza saygı gösteriyoruz. Ama Alman halkının parasına el uzatmışsınız.. Ölmüş kişinin emekli maaşı sona erer. Siz almaya devam etmişsiniz.. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Aynı şekilde, Ekrem İmamoğlu’na da soralım:

“Hakimin ne zaman değiştiğini boşver. İstersen hakimi mahkemeye sabitleyelim. İstersen futbolda var hakemi getirildiği gibi, dışardan hakim getirelim. Sen şu soruya cevap ver: ‘380 puan aldığın halde, 490 puanlık fakülteye kayıt olmayı, kendinde nasıl hak olarak görebiliyorsun? Bu diplomanın iptal edilmesi için, hakim değiştirmeye, savcıyı ödüllendirmeye gerek var mı?”


Diyorum ya, Almanya’daki teyze, 10 yıldır havadan aldığı emekli maaşı ile, Ekrem’in avukatlarından birisini tutamaz ama. Oralardan birisini tutsa..

Ekrem’in şu savunmasına benzer savunma yapsa, kuyruğu dik tutar:

“Ailem, çocuklarım, akrabalarım benim vergilerimle TRT’de aşağılandı. Onursuz insanların imza attığı haberlerle itibarsızlaştırıldık. Kendinizi bir saniye benim yerime koyun.”

Teyzecik de, şunları söyleyebilir, 10 yıldır ölmüş annesinin emekli maaşını aldığı halde, bunda hiçbir utanç duyulacak husus görmeksizin:

“Komşularıma beni rezil ettiğiniz. Belediye başkanı, önce annemi tebrik edeceğini söyledi. Ama ne oldu ise, sonradan birdenbire işler değişti. Sonra annemi bir kenara bırakın, beni emniyete verdiler. Beni dolandırıcılıkla itham ettiler. Anneme tebrik ziyaretine gelecek olan belediye başkanı, bunu izah etmelidir..”


Nasıl?

Baskın, basanındır, değil mi..

Öyle oturup, “Diploma ile ilgili iddianamedeki suçlamaları kabul etmiyorum. 480 puan olan fakülteye girdim ama.. Zaten bu puanlar bir aşağı, bir yukarı çıkıyor. Yanlış değerlendirmişim. Pişmanım. İndirim uygulamanızı ve affımı istirham ediyorum” diye savunma yapmak var mı?

Veya Almanya’daki teyzemiz açısından bakarsak:

“Ben annemi çok seviyordum. Acısına dayanamadım. Onu mumyaladım. Yaşamaya devam ettim. Ama emekli maaşını almam yanlıştı. Geri ödeyebilirim. Alman halkından özür dilerim.” demek var mı?

Kuyruğu dik tutacaksınız..


Ekrem’in yaptığı gibi..

“Altı buçuk yıldır sistematik saldırıya uğruyorum. 31 Mart gecesini hatırlayın. Saat 10’da veri akışı kesildi. Televizyonlar sustu. Bunlar normal mi?”

Abi, sen diplomaya gel..

Boşver 6.5 yıl önceki veri akışını..

Sen 1990 yılındaki veri akışını anlat..

Hasıl oldu da, 380 puan aldığın halde, birdenbire 480 puanlık öğrencilerle aynı sıraya oturdun..

Biz adama “diploma” diyoruz.


Adam bize, ‘Başsavcı ödüllendirildi” diyor..

Biz adama, “380 puan ile 480 puanlık yere kayıt nasıl oluyor” diyoruz..

Adam bize, “Hakim değişti” diyor..

Önceki hakimi sen mi atamıştın?

Önceki hakim ile bir ön anlaşma mı yapmıştın?

Ha o hakim, ha bu hakim..

Sen savunmanı yapsana..

Ha, “Hakim niye değişiyor ki” diye soruyorsan..


26 bin hakim ve savcıdan, sadece 100 tanesi değişmiştir, “Niye benim dosyama bakan hakim de, 100 hakim içinde” dersin..

Ama zaten 5 bin hakimin yeri değişmiş ise..

Sen sadede gelsene..

380 puan ile, 480 puanlık fakülteye kayıt olma çakallığını anlatsana..

Devam ediyor, “baskın basanındır” mantığı ile hareket eden Ekrem:

“Bir tarafta açık suçlular var, işlem yapılmıyor. Diğer tarafta muğlak ifadelerle derhal yazışma yapılıyor. İftiraya karşı sessizlik, ifade özgürlüğüne karşı baskı… Adalet böyle tecelli etmez.”

Diploma ile ilgili bir savunma sıra geldi mi?

Hayır..


Mümkün değil, gelmez zaten..

Alman teyzeye de dolandırıcılıktan yırtması için, aynı tavsiyeyi yapabilirler..

“Emekli maaşını aldığını sakın söyleme.. Oraya gelme.. Onun öncesinde, komşuların sürekli anneni ziyaret etmek istediklerini, ama senin buna izin vermediğin için, sana düşman olduklarını anlat. Hele kapı komşun var ki, o tam bir düşman diye anlatımını yap.. Ama, savcı sorarsa, hakim sorarsa, “Tamam onları anladık. Annenin emekli maaşını alıp, yedin mi.”

Sakın bu soruyu sordurma..

Ekrem’in yaptığı da bu..


Aynı zamanda şairliğe de başlamış. Bir açıdan da filozofluğa..

“Ne sahteyim ne sahteciyim; ben gerçeğim” diyor..

“Hastalık değmedi bize, yani birbirimize merhaba bile diyemiyoruz. Çünkü hastalık bile değmedi bize.” diyor..

(Gerçi kendisinin halefi M. Murat Çalık için, 24 saatte 48 tane haber yaptırıp, tahliyesini sağlamaya çalışıyorlar ama.

Boşverin orasını.) 

“Mikrop aranızda, hapishanede değil.” diyor.


“Trabzon’un Akçaabat ilçesinin Sıdıka Köyü’nden selamlar alıyorum” diyor..

“Dilini tam anlamasam da çalışıyorum.” diyor..

“Ne sarayından, bana ne senin sarayından…” diyor..

Sorsak, “Ne anlatıyon abi sen. Diplomadan bahsetsen ya..”

Cevabı yok..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23