Trump Ukrayna’yı satar da Şi İran’ı satamaz mı?
Trump Ukrayna’yı satar da Şi İran’ı satamaz mı?
AHMET VAROL
Anlaşıldığı kadarıyla Körfez Savaşı’nda gerek askeri gerekse siyasi yönden önemli prestij kaybına uğrayan ABD Başkanı Trump, ara seçim öncesinde en azından biraz durumunu düzeltmek için adeta Acil Servis’e başvurur gibi Çin’in kapısını çaldı.
İran›ın nükleer teknolojiyi kullanması, Hürmüz Boğazı krizi ve dev ticari anlaşmalar ziyaretin ana konularıydı. Pekin de, kendi kırmızı çizgilerini net biçimde çizdi. Çünkü bu kez kapıyı çalan ve acil yardıma müracaat eden ABD idi. Bu da Çin için önemli bir fırsattı.
Buna rağmen Trump’ın açıklamalarından ve haberlerden anlaşıldığına göre ziyaret ABD’ye en azından Körfez Savaşı sonrası ortaya çıkan manzarayı nispeten değiştirmeye yarayacak bazı kazanımlar da sağladı.
8,5 yıl aradan sonra bir ABD başkanının ilk Çin ziyareti olma özelliği taşıyan bu seyahat, yalnızca ikili ilişkiler değil, bölgesel ve küresel denge açısından da önemli ipuçları barındırıyor.
El-Cezire’nin Vaşington muhabiri Vecd Vakafi, Trump’ın ziyaret sonuçlarından duyduğu memnuniyeti çok net bir şekilde dile getirdiğini aktardı.
Trump, Çinli mevkidaşı Şi Cinping’in huzurunda iki ülkenin İran’ın nükleer silah edinmesinin önlenmesi ve Hürmüz Boğazı’nın enerji akışına yeniden açılması konularında mutabık kaldığını açıkladı. Ayrıca savaşı sona erdirecek bir anlaşmanın hayata geçirilmesi yönünde de ortak irade bulunduğunu vurguladı.
Ancak Trump, her zaman yaptığı gibi yine diplomatik dili bir kenara koyarak; “İran’a karşı sabrım tükeniyor. Bir anlaşmaya varmamak delilik olur.” şeklinde sert bir uyarıda bulundu. Bu da gösteriyor ki onun ziyaretinin amaçlarından biri anlaşma konusunda yavaştan alan ve kendi şartlarının kabul edilmesi için ısrar eden İran’ı, arkadan yani destekçi ülkeler üzerinden sıkıştırmaktı.
Trump, Hürmüz Boğazı’nın askerileştirilmesine ya da geçiş ücretine karşı çıkan tutumu için Çin desteği aldığını söyleyebileceğini ve bunun Tahran karşısındaki müzakere gücünü önemli ölçüde pekiştirebileceğini söyledi. Ayrıca Fox News’e verdiği röportajda, Şi’den Çin’in, önümüzdeki dönemde İran’a askeri destek sağlamayacağı konusunda bir taahhüt aldığını ileri sürdü. Önceki dönemde Çin’in İran’a balistik füze üretimi, istihbarat ve keşif kapasiteleri konularında destek verdiğine ilişkin raporlar konuşuluyordu. Trump’a göre Şi, Pekin’in bu tür savunma kapasitelerini artık İran’a sunmayacağını bizzat teyit etti.
Ziyaretin ekonomik boyutu da en az siyasi boyutu kadar dikkat çekiciydi. Trump, ABD ile Çin’in kapsamlı ekonomik anlaşmalara doğru ilerlediğini açıkladı. Bu çerçevede Pekin’in Boeing’den yaklaşık 200 uçak satın almayı planladığını duyurdu ve anlaşmayı “devasa” olarak niteledi.
Trump, yanında götürdüğü üst düzey Amerikalı iş insanları ve CEO’larla birlikte bu ekonomik mutabakatların ticaret gerilimlerini azaltma çabalarının bir parçası olduğunu vurguladı. Tabii Çin bunu sırf Trump’a acil oksijen vermek için yapmamış, karşılığını mutlaka almıştır. Bilindiği üzere Çin, ABD piyasasıyla olan ekonomik ilişkilerini önemsiyor ve Trump’ın geçmiş dönemde uyguladığı gümrük vergileri ABD firmalarıyla alışverişlerindeki kâr payı oranlarını epey düşürdü.
ABD her ne kadar kendine yetecek petrol üretme imkânına sahip olsa da, dünya genelinde petrol fiyatlarının artması ABD’nin petrol piyasasını da ciddi şekilde etkiledi. Bu yüzden 28 Şubat’ta başlayan İran savaşından bu yana petrol fiyatları yüzde 52 oranında artmış durumda. Bu da ABD seçimlerinin yaklaştığı şu dönemde Turmp’ın aleyhine bir manzara oluşturuyor. O yüzden, petrol piyasasının yeniden bir istikrara kavuşması için acele ediyor. Çünkü Amerikalı seçmenin önceliği savaşı ve enerji piyasalarındaki belirsizliği sona erdirmek.
Diğer taraftan Çin, Tayvan dosyasına dokundurmadı ve ABD’nin bu konuda yanlış adım atması durumunda ilişkilerin tehlikeli bir viraja girebileceği uyarısında bulundu. İran konusunda ise sorunun askeri güçle değil siyasi görüşmelerle çözülmesi gerektiğini dile getirerek esnek bir tavır sergiledi.