• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
TÜM YAZILARI

Bazen Bir Kavram, Bir Ordudan Daha Güçlü Olabilir

16 Mayıs 2026
A


Ali Osman Aydın İletişim: [email protected]

Bazen Bir Kavram, Bir Ordudan Daha Güçlü Olabilir
ALİ OSMAN AYDIN

Bir çocuk okulda ‘Coğrafi Keşifler’ başlığını okurken diğer çocukların zihninde canlanan şey nedir? 

Yeni kıtalar bulan, kaptanının 80 Günde Devri Alem’deki Bay Fok’a benzediği akıllı ve cesur denizciler… Bilinmeyene çevrilmiş pusulalar… Dalgalarla boğuşan gemiler… Ve katıksız bir macera…

Ama o metinde milyonlarca insanın köleleştirilmesi, yağmalanan altınlar, katledilen kavimler, yakılan medeniyetler olmaz. 

Tam bu konuyla ilgili Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin şöyle demiş: Müfredatımızda ‘Haçlı Seferleri’ kavramını kaldırdık, ‘Haçlı Saldırıları’ kavramını kullanıyoruz. Çünkü burada söz konusu olan bir sefer değil, bir saldırıdır. 

Benzer şekilde, ‘Orta Asya’ yerine tarihi karşılığı olan ‘Türkistan’ ifadesini esas alıyoruz. 

Aynı şekilde ‘Ege Denizi’ değil, ‘Adalar Denizi’ ifadesi yer almaktadır. Coğrafi keşiflerin başlaması diyor, “coğrafi keşif” değil sömürgeciliğin başlaması… 


Bunlar çok masum şeyler gibi gözüküyor ama bizim millet olma bilincimizi doğrudan etkileyen şeyler.” 


Bu bakış açısı önemli çünkü işgalin zihinlerde başladığının altını çiziyor. 

Okullarımızdaki müfredat körü körüne Batı hayranı olan kuşaklar yetiştirdi. Batı’nın tezleri savunuldu okul kitaplarımızda. Müfredat işgalci güçlerin diliyle konuştu. 

Örneğin, Sanayi Devrimi’nin tek boyutu gösterildi. Steril bir ilerleme mitini doğrulayan destansı ama fantastik bir devrimdi bu. 


Onun aynı zamanda toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren, doğayı tahrip eden ve insan emeğini sömüren, kapitalizmi kurumsallaştıran boyutları hiç anlatılmadı bu memleketin çocuklarına. 

Sanayi Devrimi aynı zamanda emek ve sömürü demektir. Fabrikalaşma, köylüleri ve zanaatkârları düşük ücret karşılığı uzun saatler boyunca sağlıksız koşullarda çalışmaya zorladı. John Steinbeck’in “Gazap Üzümleri” romanı sanayileşme sonrası tarımın kapitalistleşmesiyle insanların topraklarından nasıl koparıldığını insanın içini acıtacak kadar etkili anlatır.

Devrim sonrası burjuvazi her geçen gün güçlenirken işçi sınıfı da yoksullaştı. Sanayi Devrimi’nin dayattığı kentleşme, gecekondu benzeri sağlıksız ve insan hayatına saygısı olmayan çarpık yaşam alanlarını doğurdu. Kırsalda tabiatla iç içe serbestçe yaşayan insanlar şehirlerde, fabrikaların yanı başına yapılan barakalara tıkıldılar. 

Ders kitaplarında yazmıyor ama Sanayi Devrimi ile doğa ve çevre talan edildi. Buhar makineleriyle çalışan fabrikalar, demir-çelik üretimi ve kıtaları en hızlı biçimde işgal etmek için elzem olan tren yolları için devasa miktarda kömür, demir ve çeşitli madenler gerekiyordu sömürgecilere. 


Bu ihtiyaç, dağların oyulmasına, ormanların yok edilmesine ve nehirlerin ağır metallerle kirlenmesine neden oldu. Özellikle İngiltere’nin kömür havzalarında gökyüzü neredeyse sürekli siyah dumanla kaplanıyordu. 

Sanayi kentlerinde insanlar gündüz vakti bile puslu bir havanın altında yaşıyor, bacalardan çıkan kömür dumanı yağmurla birleşerek asit yağmurlarına dönüşüyordu. Londra, Manchester ve Birmingham gibi şehirler yalnızca sanayinin değil, aynı zamanda zehirli havanın da sembolü hâline geldi. John Ford’ın aynı adlı romandan uyarladığı Vadim O Kadar da Yeşildi ki adlı destansı film aynı zamanda bunu anlatır ve F. Engels’in İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu adlı kitabı insanın tüylerini diken diken eden tablolar sunar…


 Sanayi çağının ilk dönemlerinde çevre koruma bilinci tabii ki yoktu. Fabrikalar ve maden şirketleri ekonomik büyümenin sembolü olarak görüldüğü için ortaya çıkan yıkım “ilerlemenin bedeli” sayılıyordu. Ancak zamanla madencilik bölgelerinde yaşayan insanlarda akciğer hastalıkları, zehirlenmeler ve salgınlar arttı. Kömür işçilerinde yaygınlaşan “kara akciğer hastalığı”, dönemin en bilinen “ölümcül” meslek hastalıklarından biri hâline geldi. Nehirlerde balık ölümleri yaşanıyor, bazı bölgelerde toprak tarım yapılamayacak kadar kirleniyordu.

Ama bizim okuduğumuz ders kitapları işin bu yanına hiç değinmedi. Eğitim sistemimiz Sanayi Devrimi’ni “modern dünyanın kuruluş hikâyesi” olarak olumlayarak bize öğretti. Çünkü müfredatı yazanlar olup biteni böyle görüyorlardı. Ya da müfredatı Sanayi Devrimi’ni yapanlar yazıyordu! 

Bence tarihi olaylar bütün boyutlarıyla öğretilmeli öğrencilere. Karşımızdaki dünyanın, bizi, kavramları kullanarak nasıl tutsak aldığı gösterilmeli. 

Neden Batı Asya değil de “Orta Doğu” dendiği, bununla ne kastedildiği; Orta Doğu dediğimizde “kimin” argümanını dillendirdiğimiz izah edilmeli gençlere. 


Bir sömürgecilik dersi konulmalı. 

Son yüzyılda yaşanan, ham madde kaynaklarını ele geçirmek için yapılan ve yüz milyonlarca insanın öldüğü savaşlar tam da Bakan Bey’in altını çizdiği bakış açısıyla, yani failleri görünmez hale getirmeden, tüm çıplaklığıyla anlatılmalı. 

Bosna ve Gazze yaşanan soykırım başta olmak üzere Batı’nın korkunç sicili gözler önüne serilmeli. 

Çocuklarımıza yalnızca bombardıman uçaklarının değil, kelimelerin de işgal aracı olabileceğini öğretmeliyiz. Çünkü bazen bir harita, nükleer bir bombadan daha yıkıcıdır.

Bazen bir kavram, bir ordudan daha uzun süre hükmeder insanların zihnine.

Bu yüzden, tek boyutlu, çarpık, “kurtarıcı” Batı Medeniyeti miti yerle bir edilmeli. Bakan Bey’in ki gecikmiş de olsa, doğru ve faydalı bir adım. 

Bu bakış açısını destekliyorum. Uygulanmasını ve sonuçlarını sabırsızlıkla bekliyorum. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23