Şu sönen, gölgelenen dünyâda
Zaman eskitir. Zaman, onu yaratanın dışında her varlığın üzerinden akar ve bu akış kuvvetleri zayıflatır, ateşleri söndürür, enerjiyi eksiltir, hayâtı bitirir. Zaman hem her derdin ilâcı hem her derdin taşıyıcısı. Zamandan kaçış yok.
“Üç günlük dünyâ” demişiz. Doğum, büyümek ve ölüm… Kimilerine bu üç gün bile nasîp olmuyor. Doğarken ölen de var, büyümeden ölen de. Onlara dünyâ bir günlük, iki günlük diyeceğiz gâlibâ.
Gençlikle ihtiyârlığı ayıran çizgi zaman idrâkindeki farklılık olsa gerek. Zamânı bitmez tükenmez zannettiğimiz yaşlar gençlik çağı, zamânın bizim için daralmaya başladığını hissettiğimiz yaşlar ise ihtiyarlık çağı diyebiliriz.
1985 yılında genç bir muallim olarak vazîfeye başladığımda zamânın bitip tükenmeyeceğini zannediyordum. Hattâ zamânın bitmesi bir endîşe olarak aklıma bile gelmiyordu. Yoktu böyle bir şey benim için. Şimdi bunu kitaplığıma göz gezdirirken daha iyi anlıyorum. Neler neler merâk etmişim. Bir ömre sığması mümkün olmayan nice sâhalarda mütehassıs derecesinde bilgi sâhibi olabileceğimi sanmışım meselâ. Târîhten edebiyâta, İslâmî ilimlerden felsefeye, sosyolojiden iktisâda, hukûka… Şimdi raflardaki birçok kitap “Ne oldu?” der gibi gülümsüyor yüzüme. Evet, merâk Allah’ın verdiği en büyük nîmetlerden birisi ve bu hayâlimin mutlakâ birtakım faydaları olmuştur ama bir gün içimizden bir ses bize zamânın hudutlarını fısıldıyor. Zaman çarkı dönmeye devâm etse de bizim için duracağı bir nokta var. Hayâl ettiğimiz her şeyi gerçekleştirmeye yetmeyebiliyor bize ayrılan müddet.
Nitekim büyük hayâller sığdırmaya çalıştığım muallimlik yıllarım rüzgâr gibi geçiverdi, otuz dört yıllık bir koşuşturmaca bitti. Emekli oldum. Emeklilikle alâkalı yaşadığım hisleri önceki yazılarımda paylaşmıştım. Herkes için aynı olmuyor emeklilik. Hiç sıkıntı yaşamayan da var, az yaşayan da çok sarsılan da hatta intihâra kadar giden de… Allah kimseye azını bile yaşatmasın.
Evet, bazıları için zor bir devre emeklilik. Ama bir emekli hanım tanıdığın anlattıkları beni oldukça tesellî etti:
Bütün sıkıntılarına rağmen şükür ki bir devletimiz var ve emekli olabiliyoruz. Bu ne büyük bir nîmettir. Dünyâda bir devleti olmayan ve dolayısıyla emekli de olamayan milyonlar var. Emekli olduktan sonra ilk maaşımı almaya bankaya gittim ve az da olsa maaşımı çektim. Aman Allah’ım! Bir ay boyunca hiç çalışmadım ve devletim bana “Sen benim vatandaşımsın, şu kadar yıl çalışman karşılığında ben her ay sana şu kadar maaş vereceğim” diyor. Yıllarca o ülke bu ülke dolaştıktan sonra Türkiye’ye gelen, Türkiye’de de uzun müddet vatandaşlık hakkı alamayan Türkistanlı bir amca ancak 90 yaşında Türk vatandaşlığı alıyor ve elindeki nüfus cüzdanını ağlayarak öpüyor, “Artık benim de bir devletim var, ben de bu devletin vatandaşıyım” diyor. Bu, nasıl bir hasrettir, düşünmek lâzım.
Bu sözler bana çok tesîr etti. Evet, maaşımız çok düşecek, geçinmekte zorlanacağız ama işin bir de bu tarafı var. Bundan sonraki sözlerimiz bu çerçevede değerlendirilsin isterim.
Birçok emekli için çok sıkıntılı, hattâ bunalımlı geçen bu devrenin daha rahat ve huzûrlu geçmesi için, hayâtın bu yeni safhasında sıkıntı yaşamamak veya daha az yaşamak için tecrübelerimden yola çıkarak birtakım teklîf ve tavsiyelerde bulunmak isterim.
Mutlakâ kendinize bir meşgûliyet bulunuz. Bir gün emekli olup hiç çalışmayacağım, keyfime bakacağım diye hayâl kuruyoruz ama insan boş duramayan bir varlık, bunu unutuyoruz. Bir gün otur/yat, iki gün otur/yat, hayât böyle geçmiyor. Bir Müslüman olarak kendimize veyâ insanlığa bir faydası olmayan meşgûliyet bize yakışmaz. En başta artık daha bol vaktimiz olduğuna göre ibâdetlere, Kur’ân-ı Kerîm okumaya ve anlamaya, İslâmî ilimleri öğrenmeye belli bir vakit ayırmalıyız. Balık tutmak gibi meşrû olanlara ses çıkarmam ama lokallerde akşama kadar okey oynayarak vakit öldürmek olmaz. (Yaşadıklarımı düşününce vakti böyle öldürenlere bile eskisi kadar kızamaz oldum). Câmi yaptırma derneklerine girebiliriz, kendimiz kurabiliriz, yardım kuruluşlarına destek olabiliriz, fakîr talebelere burs temîn etmeye çalışabiliriz. Okuma grupları kurup belli periyotlarla bir araya gelip birlikte kitap okuyup bilgi alışverişi yapabiliriz. Eli kalem tutanlar gazete, dergi veya sitelere yazı yazabilir, hattâ kitap telîf edebilirler. Dünyâda kalıcı bir eser bırakmak düşüncesi emeklilik sıkıntılarını aşmakta büyük bir motivasyon kaynağıdır.
Bir de… Ağaç dikiniz. Küçük-büyük müsâit bir toprak parçacığınız varsa veya alma imkânı bulabilirseniz ağaç dikmek, onların bakımıyla uğraşmak emekliye ilâç gibi geliyor. Toprakta insanı dinlendiren, rahatlatan bir hâssa var. Belki de topraktan geldiğimiz için. Eğer diktiğiniz ağaçlardan bir miktâr gelir elde etme ümîdi de varsa sizi kendine daha da bağlıyor. Hayâtın kenârına atılmışlık-itilmişlik duygusunu ortadan kaldırıyor. Hâlâ kendi ayaklarınız üzerinde durabileceğinizi hissettiriyor. İyi geliyor.
Emekli olmadan evvel ağaç dikmiş, ticârete atılmış arkadaşların meşgalesi hazır olduğundan hiç problem yaşamıyorlar. Ama daha önce hiç ticâret yapmayıp emekli olduktan sonra başlamayı tavsiye etmiyorlar. Böyle yapan birçok emekli, ikrâmiyesini de batırıp ortada kalıyormuş. Ticâret düşünüyorsanız buna çok erken zamanlarda başlamak gerekiyor; yorgun yaşlarda öğrenilecek bir iş değil.
Bizim için “Bu solan, gölgelenen dünyâ”da kimseye muhtaç ve yük olmadan -mümkünse- başkalarına faydalı olarak yaşamak ne güzel. Allah’ın “Dur, yeter!” dediği âna kadar…
NOT: Emekliliğin daha mutlu ve huzûrlu geçmesi için devletimize düşen vazîfeler de var elbette. Düşüncelerimizi paylaşmak isteriz.