Röntgen ayı
Ramazan ayına Müslümanın kendisini bir röntgen masasına yatırdığı aydır desek yeridir. Neremde hangi hastalıklar meydâna gelmiş, mikroplar nerelerimde kök salmış, apse yapan kısımlar nereler? Ve bütün bu dertlere Allah ve Resûlü’nün emir ve yasaklarından tedâvî yolları arayışı…
Kalbimde îmân sönükleşmiş… Derhâl bir şeyler yapmam lâzım… Ölümü düşünmeliyim. Âhireti, cenneti, cehennemi… Allah’ın kudretinin büyüklüğünü… O’ndan başka kimsenin gerçek mânâda yardım edemeyeceğini… Ku’ân’da kâfirleri inzâr eden, mü’minleri müjdeleyen âyetleri tefsîrleriyle birlikte okumalıyım. Hz. Peygamber’in ve ashâbının hayatlarını yeniden hatırlatacak kitaplara eğilmeliyim. Onların İslâm için kendilerini fedâ edişlerini gözümün önünden uzak tutmadan bir ay geçirmeliyim. Böylece tıkanmış veya daralmış damarları açmalı ve îmânımı nasîbimce parlatmaya gayret etmeliyim.
İbâdetlerimde gevşemeler olmuş… Bu hiç iyiye gidiş değil. Toparlanmalıyım. Allah’ın, ibâdetlerini güzelce yapanlara müjdelerini hatırlatacak âyetleri yeniden okumalıyım. İbâdetin “abd=kul” kelimesinden geldiğini düşünerek kulluk şuûrumu yükseltmeliyim. O ki Allah’a hakîkî kulluktan yüce bir makam yok. Abdiyyet şuûru yükseldikçe ibâdet sevgi ve gayreti de artacak. Hz. Peygamber’in son anlarında bile birkaç kişinin omuzlarına dayanarak, ayakları yerde sürünerek namaza koştuğunu düşünüp bu rahatlık içindeki isteksizlik ve gevşekliğimden utanmalıyım. Sahâbenin ve nice Allah dostlarının ibâdet aşklarını örnek almalıyım. İbâdet aşkı Allah aşkından gelmez mi? Aşkın kadar ibâdetin, ibâdetin kadar aşkın olur.
Sabrım zayıflamış… “Allah, sabredenlerle berâberdir.” (Bakara, 153) Hadîs: “En üstün ibâdet sıkıntıya sabretmektir.” Oruç, zâten bir sabır temrîni. “Oruç sabrın yarısıdır, sabır ise, îmânın yarısı...” (Hadîs-i şerîf) Daha daha sabırlı olmalıyım.
Cihâd heyecânım körelmiş… “Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Bakara, 193) “Müşriklere karşı mallarınız, nefisleriniz ve dillerinizle cihâd edin.” (Hadîs-i şerîf) Oruç da nefsle cihâdın en keskin kılıcı. Kendimi biraz daha bileylemeliyim.
Dünyâ lezzetlerine fazla dalmışım. Yeme, içme, lüks ve konfor hayâtımı fazla işgâl etmeye başlamış. Bütün lezzetlerin geçici olduğunu ve acziyetimi bana en keskin ve çarpıcı şekilde anlatan oruç ibâdetine sarılmalıyım. Allah Resûlünün açlıktan karnına taş bağladığını bir daha bir daha hatırlamalıyım. Başka hiçbir zorlukla yola gelmeyen nefsimi açlık karşısında çâresiz bırakmalı, onun saldırılarını oruçla püskürtmeli, dünyevî zevkleri alabildiğine kısarak tasallutunu zayıflatmalıyım. Öyle ki, nefsin Allah’ın düşmanı olduğunu, nefsi yenmeden Allah’ın dostluğunun kazanılamayacağını kendime kabûl ettirmeliyim. Oruç, sen ne büyük imkânsın! Oruç tutan nefsini yener, nefsini yenen Allah’a yaklaşır. Bu yüzden olsa gerek, oruçlunun açlıktan kokan nefesi Allah’a misk kokularından daha güzel geliyor. Bu sebeple Allah oruçlunun sevâbını kendi katında saklıyor ve fevkalâde miktarını ancak kendisi biliyor.
Dünyâda -başta Müslüman kardeşlerim olmak üzere- yokluk, kıtlık, açlık çeken insanları unutmuşum… Onların dertleri beni ilgilendirmemeye başlamış… Bu ne büyük gaflet! Yine oruç sâyesinde açların ve yoksulların ne çektiğini bizzat hissetmeliyim. Ramazan’ın sabahtan akşama kadar aç kalıp kuş sütü eksik sofralarda her zamankinden daha mükellef bir ziyâfet ayı olmadığını idrâk etmeliyim. Bir tabak çorbaya, içine banacak ekmeğe muhtaç kardeşlerimi düşünmeliyim. Onların acısını ve çâresizliğini taa içimde duymalıyım. Bu, elbette lüksün ve şatafatın dans ettirildiği sofralarda gerçekleşmez. Tevâzû gömleğini giymeliyim. Fakir fukarânın arasına karışmalıyım, onları kendime karıştırmalıyım. Muhteşem orucu hassâs zekâtla tamamlamalıyım. İmkânım ölçüsünce… Bizzat yapamasam da güvenilir vâsıtalarla gariplerin sofrasına kendimden de bir ufacık gölge düşürmeye gayret etmeliyim. Böylece içimdeki ilgisizlik taşını eritmeli, merhamet kuşağını kuşanmalıyım. Dünyâ ve âhirette birlikte olacağım kardeşlerimin acısını, derdini bu dünyâda içimde duymalı ve paylaşmalıyım. O ki biz birbirimizi sevmeden gerçekten îmân etmiş sayılmayız ve komşumuz aç iken tok yatarsak bu sonsuzluk kervanından ayrılmış oluruz. Allah korusun!
Komşularımla alâkam zayıflamış… Evime girip çıkarken görmüyorum bile onları… Sahâbenin “Hz. Peygamber komşu hakkından o kadar çok bahsederdi ki, neredeyse komşuyu komşuya vâris kılacak sanırdık” sözünü hatırlamalıyım. Bu mevzûda da bir tâzelik yaşamam gerek. Komşularımın kendilerine ve çocuklarına her karşılaştığımda güler yüz göstermeliyim, çocuklara onları mutlu edecek küçük hediyeler vermeliyim, meselâ iftara yakın fırından pide alırken kapı komşuma da alıp kapısını çalarak güler yüzle “Hayırlı iftarlar komşum!” derken buğusu tüten pideyi uzatmalıyım. Onun yüzünde açan çiçekleri görmenin mutluluğu ile evime girmeli, iftar sofrasına oturmalıyım. Yahya Kemal’in duygusunu ben de yaşamalıyım: “Gönlüm, dilim, kanım ve mizâcımla sizden’im;/ Dünyâ ve âhirette vatandaşlarım benim!” Kalbimdeki îmân ferahlığını şimdiden hissediyorum.
Kendimi yatırdığım röntgen masasında teşhîs ettiğim hastalıklarım ve kusurlarımı böylece Allah ve Resûlü’nden gelen ilâçlarla tedâvî etmeye çalışmalıyım. Ramazan benim için bir tâzelenme ve arınma fırsatı olmalı. Ramazanı böyle değerlendirirsem maksat hâsıl olur ancak.