• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

Örs, çekiç ve Çanakkale

22 Mart 2021
A


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

Çanakkale şehitlerimizi rahmetle yâd ediyoruz. Allah milletimizi bir daha böyle zorluklarla karşılaştırmasın. Karşılaşırsak da o günün rûhunu taşıyan kahramanlarımızdan mahrûm bırakmasın. 

Millet, sevinç ve acılarını birlikte yaşayan, paylaşan insan topluluğudur. Sâdece konfor için bir araya gelmiş insanlardan millet olmaz. Hattâ diyebiliriz ki milleti millet yapan asıl hâdise zorluklardır, acılardır, varlık yokluk tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktır. Bu vartaları birbirine dayanarak, fedâkârlığı bölüşerek, kan ve terini birbirine karıştırarak, gerekirse canlarını fedâ ederek ayakta kalabilen insanlar bir millet olurlar. Bu acılar ve fedâkârlıklar insanları birbirine sımsıkı bağlar ve bu insanlar mutluluğu da daha güçlü hisseder ve yaşarlar. Aç ve susuz insanın ekmek ve suyun tadını ve kıymetini daha iyi idrâk ettiği gibi… 

Milletimiz de örs ile çekiç arasında dövüle dövüle çelikleşmiş demir gibi millet hâline gelmiştir. Acı ve zorluklara birlikte karşı koymanın kıymetini bizim kadar içinde duyan millet azdır. Kader âdetâ bu millete ta ezelde mazlûmun yanında, zâlimin karşısında durma misyonu yüklemiş ve milletimiz bu yolda yenmiş-yenilmiş ve öz şahsiyetini böylece bulmuştur. Üzerimizden bir Batı silindiri geçmesine rağmen bu misyonun dünyâdaki temsilcisi yine bu millettir. Batı silindirinin ağırlığı kalktıkça, ezilmişlikten kurtuldukça, silindirin izleri silindikçe öz şahsiyetimize daha çok kavuşacağımız ve misyonumuzu çok daha güçlü şekilde icrâ edeceğimiz görülecektir. Dünyâ aslında Müslüman Türk’ün şahsiyetine ve misyonuna dönmesini beklemektedir. Üç yüz yıllık Batı hegemonyası dünyâya saâdet getiremedi ve insanlık bu mâcerâdan çok yoruldu. Yeniden îmâna, ahlâka, akla, insaâfa, vicdâna, fıtrata dayalı bir devir bekliyor insanlık. Dünyâ “Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu”nu bekliyor. 

106 yıl önce Çanakkale’de Avustralya ile beraber Kanada, -gösterdiği vahşetle- “Bu bir Avrupalı!” dedirir bütün yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, mahpesinden, kafesinden boşanıp gelmiş, kimi Hindu, kimi yamyam, Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, cihânın yedi iklimi bizi boğmak üzere karşımızda toplanmışlardı. Aslında bu, Anadolu’yu ve İstanbul’u fethetmemizi, üç kıta üzerinde insanlık ve adâletin temsilcisi kudretli bir devlet kurmamızı bir türlü içinde sindiremeyen Haçlıların Malazgirt’ten bu tarafa gördüğümüz onlarca “hayâsız akın”larından biriydi. Son da olmayacaktı. Bu topraklardan kökümüzü kazımadıkça Haçlı seferleri bitmeyecektir. İnşaallah da kazıyamayacaklar, bu topraklarda Müslüman varlığımız ebediyete kadar devam edecektir. 

Nitekim kazıyamadılar. Abdülhamid Hân-ı sânî, çok önceden bugünlerin geleceğini tahmîn etmiş ve Çanakkale Boğazı’nın iki tarafında da tedbîrlerini almıştı. 19 Şubat 1915’te düşman donanması Çanakkale Boğazı’na saldırmaya başlayınca İttihatçılar savunmamızın dayanamayacağına inanmışlar ve İstanbul’un boşaltılıp hükûmetin Eskişehir ve Konya’ya taşınmasına karar vermişlerdi. Abdülhamid Han, Beylerbeyi Sarayı’nda mecbûrî ikâmet ediyordu ve onu da götürmek gerekiyordu. Dâhiliye Nâzırı Talat Paşa’nın başkanlığında bir heyetin Beylerbeyi’ne giderek durumu anlatmasına karar verildi. Talat Paşa vaziyetin nezâketini anlatıp sözü bitince Abdülhamid Han şunları söyledi: 

(…) ‘Şevketli biraderimin hak-i paki şahanelerine arz-ı ubudiyet ederim. Endişeleri gayri varittir. Eğer dokunulmamış ise Çanakkale’yi ben zamanında fevkalade tahkim etmiştim. Oradan hiçbir donanmanın geçmesi kabil değildir. Amma farzı muhal olarak öyle bir felaket başa geldiği takdirde Hakan’ın yapacağı şey tacını tebaasını terk ile kaçma zilletini işlemek değil, eyvanı payitahtının taşları altında canını feda etmektir. Hazreti Fatih bu beldeyi küffar elinden fethettiği zaman Bizans imparatoru Kostantin kaçmayıp harp ede ede yıkılan kalelerinin altında can vermek kahramanlığını göstermiştir. Biz Fatih’in soyu, Kostantin’den geri kalmayız. Zat-ı şahaneye böylece arz edin müsterih olsunlar ve ezeli iradeye boyun eğsinler. Şuradan şuraya kımıldamasınlar. Düşman buraya giremez. Bana gelince ben artık bir yere gitmem. Yegane arzum burada ölmektir. Biraderimden ve hükümet-i seniyyeden bu arzuma yardımcı olmalarını dilerim’ (…)

33 yıl Osmanlı mülkünü idare etmiş bu tedbirli padişahın kararlı ve isabetli tavrı Çanakkale Boğazı’nın geçileceği ihtimaline kanaat getiren maceracı İttihat ve Terakki iktidarını bu riskli karardan vazgeçirmiştir.

Çanakkale’de direniş ondan sonra başlamıştır. (…) (Resul Tosun, Star Gazetesi, 19. 03. 2017, “Çanakkale’nin gerçek kahramanı!”)

Milletimiz, kumandanıyla, eriyle ve cephe gerisinde bütün acıları ve mahrûmiyetleri yaşayan çilekeş halkımızla büyük kahramanlıklar ve fedâkârlıklar göstererek bir Haçlı seferini daha püskürtmüş, târîhimize destanlık bir zafer daha armağan etmiştir. Târîhin örsü ve çekici arasında bir daha dövülmüş ve kavîleşmişizdir. Yeni nesillerimize millî şuûr kazandırmak için büyük bir imkândır, çok iyi işlenmelidir. Bilhassa edebiyât ve sinema sâhasında inançlı sanatkârlarımızı büyük vazîfeler bekliyor. 

Bu arada; 18 Mart 1915’te yüz binlerce şehit vererek geçilmez kıldığımız Çanakkale Boğazı’ndan 13 Kasım 1918’de düşmanın, gemilerinin güvertelerinde kahve yudumlayarak nasıl geçebildiğini ve Payitaht’ı işgal edebildiğini de derin derin düşünmemiz gerekmektedir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Yeni Vakit

Artık sırası gelmedi mi? Şu kaç sene süren inglış işgali, işbirlikçileri, birden zenginLEŞLERİ...

E.Hayat

Allah, bu millete Çanakkale ruhunu kaybettirmesin.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23