Mecbûrî eğitimin 5 yaşa inmesi, endîşeler ve Âmin Alayları-2
(Önceki yazıdan devâm)
Mecbûrî eğitimin 5 yaşa inmesi ile alâkalı olarak endişelerimizi dile getirmiştik. Çocuklarımızın daha ana kucağına, baba şefkatine doymadan, temel âilevî eğitim ve terbiyeyi almadan rûhsuz öğretmenlerin elinde inançsızlaşmasından, bazı “ulu” şahsiyetleri Allah zanneder hâle getirilmesinden endîşeliyiz. Bu endîşemiz yersiz değildir. Nitekim 5 yaş üstü mecbûrî eğitim aynen bu şekildedir. 5 yaşındakilere farklı bir zihniyetle muâmele edileceğine dâir ümit yoktur maalesef. Ama biz eğitimin 5 yaşa inmesine prensip olarak karşı değiliz. Dînî ve millî kültür temellerimize mutâbık bir eğitim verilmesi şartıyla 4 yaşında bile mektebe göndermeye râzıyız. Örnek olarak Osmanlı zamânında bu yaşlardaki çocukların eğitime başladığı gibi başlatılsa ve bu minvâl üzre devâm ettirilse bir problem kalmaz.
Bundan evvelki yazımızda Osmanlı zamânında çocukların eğitime nasıl başladığını göstermeye çalışmıştık. Oradan devâm ediyoruz:
(…)
EĞİTİME BAŞLAMADAN OKUNAN İLK DUA
Çocuk okuldan içeri adım atınca burada Osmanlı padişahına dua edilir ve mektep gülbankı okunurdu. Gülbank’ı müteakip dua edilir ve nihayet çocuğun ellerinden tutularak hocanın huzuruna çıkarılır, çocuk da hocasının önüne oturur ve elini öperdi. Bundan sonra hocaefendi euzu besmele çeker ve “Ya Rabbi kolaylaştır, güçleştirme. Ya Rabbi! Tedrisimi hayırla itmam eyle! (Eğitimimi hayırla tamamla)” mealindeki “Rabbi yessir velatüassir. Rabbi tammim bilhayr” duasını çocuğa okutur ve sonra ilk ders olan “elif” harfi ile eğitim başlardı. Hoca çocuğa da tekrar ettirdikten sonra; “Aferin, bugünkü dersimiz bu kadar!” derdi.
Aynı eğitimi Osmanlı şehzadeleri de alır ve onlar için düzenlenen merasime padişah ile devlet ricali de katılırdı. Şeyhülislâm efendi, şehzâdeye harfleri baştan sona kadar okutur ve dua ederdi. Şehzadenin eğitimi, tayin olunan hocasına bırakıldıktan sonra da merasim sona ererdi.
Mahalle mekteplerinin bütün masrafları, mahalle halkı ve hayırseverler tarafından karşılanırdı. Ayrıca okulun ısınma ve diğer giderlerini de aileler karşılardı. Mahalle mekteplerinin bir kısmı da padişahlar, üst kademe devlet yöneticileri ve hayır sahipleri tarafından, cami, medrese, imaret ve çeşmelerden oluşan komplekslerin içinde yer alırlardı. Bir vakıf olarak örgütlenen bu komplekslerde, fakir öğrencilerin yemek, harçlık ve giysileri de temin edilirdi.
ÇOCUKLARA İLK OLARAK İSLAMİ TERBİYE VERİLİRDİ
Mektep talebeleri ilkbaharda, mahalle halkı ile birlikte pikniğe giderlerdi. Mesirede kazanlar kaynatılır, etli pilavlar, bademli sütlü helvalar pişirilir, misafirlere dağıtırlardı.
Talebe Kur’an’da belli bir seviyeye geldiğinde, hocasının elini öptükten sonra hocanın yardımcılarından biriyle evine giderdi. Evde büyükleri olan dede veya ninesinin elini öperek eğitiminin belli bir seviyeye geldiğini gösterirdi.
Öğrencinin ailesi de durumlarına göre hocanın yardımcısına bir hediye verirdi. Bir öğrencinin mahalle mektebini bitirmesi, onun hatim indirmesi, yani Kur›an’ın tamamını okumasıyla olurdu. Eğitim iki ya da üç yıl sürerdi.
Öğrencilerin hatim yapmalarından sonra da bir tören yapılır, öğrenci ailesi tarafından ziyafet hazırlanırdı. Mahalle mektebini bitirenler, kabiliyetli iseler, medreseye giderlerdi; yeteneği veya durumu uygun olmayan da bir sanat öğrenirdi.
Osmanlı kültürünün zenginliklerinden biri olan Amin Alaylarının, mektebe yeni başlayan çocukların okul korkusunu giderme, çocuklara okuma isteğini aşılama ve çocukları arkadaşlarıyla kaynaştırma gibi önemli pedagojik faydaları vardır. Diğer taraftan bu merasimlerin çocuklarda okuma, anne ve babalarda ise okutma arzusunu tetiklediği söylenebilir. Bu törenler sayesinde çocuk, aile içinde olduğu gibi, cemiyette de yeni bir statü kazanırdı. Bu merasimlere verilen büyük ehemmiyet, İslâmî terbiye anlayışında mektebe ve öğretmenlere verilen değeri açıkça ortaya koymaktadır.
(Bilgileri gazetemizin https://www.yeniakit.com.tr/haber/osmanlida-egitim-yili-nasil-baslardi-29752.html linkli yazısından aldım.)
Çocuklarımızı bu şekilde yetiştirme garantisi verilirse eğitimin 5 yaşa indirilmesi karârına hiç îtirâz etmez, ciğerpârelerimizi seve seve böyle bir tâlîm-terbiye zihniyetinin eline teslîm edebiliriz.
Bunu yapamayacaksanız ne olur, çocuklarımızı bize bırakınız! Biz yine de mevcût eğitim zihniyetinden daha müspet bir şeyler kazandırabiliriz. Hiç olmazsa dînî, millî, ahlâkî değerlerine saygılı, âidiyet duygularına sâhip insanlar olarak yetiştiririz. En mühimi de birtakım beşerî şahısları tanrı zannettirmez, îmânıyla oynatmayız. Bu, günümüzde en mühim mesele olmuştur artık. İnanın, çocuklarımızı bize bırakırsanız vatanımıza, milletimize ve ümmete daha faydalı bir iş yapmış olursunuz.