İstiklâl Marşı’nın 102. yılında
İstiklâl Marşı’nın kabûlünün 102. sene-i devriyesi vesîlesiyle çeşitli programlar yapılıyor. Paneller, konferanslar, TV programlarında konuşmalar… Okullardaki “güzel okuma” yarışmaları da devâm ediyordur mutlakâ.
Bütün bunlar elbette yapılmalı; yapılsın. Ama manzaraya baktığımızda mezkûr faaliyetlerin İstiklâl Marşı’nın rûhunu hâkim kılmada pek de muvaffak olamadığını söylemek zorunda kalıyoruz.
İstiklâl Marşı, varlığımıza kastetmiş düşmanlara karşı verdiğimiz zorlu mücâdelenin güçlü ifâdesi olması yanında özünde milletin kök değerlerini ve bu değerler üzerinde yeniden inşâsını da hedefler.
“Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!” mısrâı bu milletin değerler manzûmesinin temelinde İslâm dîninin olduğunu beyân eder. Bu millet Allah’a inanan, Allah’a tapan bir millettir. Allah’a tapan bir millet, başka bir otorite karşısında boyun eğmez. Dolayısıyla bu millet ya hür yaşar veya ölür. Hürriyetin, istiklâlin hakkımız olmasının temeli Allah’a îmânımızdır.
Heyhât! Bugün eğitim sistemimizin elinde çocuklarımız şahsa taparlık, deizm, ateizm, hedonizm, dünyaperestlik… gibi İslâm dışı cereyanlara kapılmış veya bunların eşiğinde. Hani İstiklâl Marşı’nın rûhu? Çocuklarımıza İstiklâl Marşı’nı ezberlettik ama onun mânâ ve rûhundan onları husûsî bir gayretle sonsuzca uzak tuttuk. Çünkü eğitim sisteminde bir türlü kırılamayan solcu, Kemalist, âhiretsiz, îmansız zihniyet nazarında İstiklâl Marşı’nın muhtevâsı tehlikeler barındırıyor. İstiklâl Marşı’nın yeni nesillere tam olarak öğretildiği bir eğitim sisteminden ateist, deist, solcu, Kemalist, materyalist… çıkmazdı da ondan. Bu yüzden lâfzının ezberletilmesine yönelik hummâlı ve şâşaalı faaliyetlere ayrılan zaman ve emek İstiklâl Marşı’nın mânâ ve rûhunu öğretmeye ve kalplere yerleştirmeye ayrılmadı. Hattâ işin bu yönü hep halının altına süpürüldü. O kadar ki bu millet İstiklâl Marşı’nın kelimelerini yasaklayan millî eğitim bakanları bile gördü. Ellerinden gelse İstiklâl Marşı’nın tamâmını da yasaklayacaklarından hiç şüphemiz yok. Ama bir kere kabûl edilmiş, mecbûren sınıf duvarlarına asıyorlar işte… Bir de ezberletiyorlar.
Daha önce de “Eğitimde İstiklâl Marşı Kriterleri” başlıklı yazılar yazmıştık. Eğitim sistemimizin bir türlü millîleşemediğinden dert yanarız. Şunu söylüyorum: Millî eğitim sistemimizde İstiklâl Marşı kriterleri hâkim kılınsın, eğitim sistemimiz gerçekten millî olur. Bu kâfidir eğitimin kurtulmasına. Müfredât ve kitaplar İstiklâl Marşı kriterlerine göre hazırlanacak, öğretmenler İstiklâl Marşı kriterlerine göre seçilecek. İstiklâl Marşı kriterlerine uygunluk öğretmen seçiminde baraj olacak. Bu barajı geçenler arasında başarı sıralaması yapılacak. Görün bakalım o zaman eğitim sisteminden ne aslanlar yetişir. Biz kem âlâtla kemâlât elde etmeye çalıştığımız için bir türlü hedefe ulaşamıyoruz. Netîce hep hüsrân oluyor. İstiklâl Marşı kriterlerine uymayan bir eğitim kadrosuyla millî değerlerini seven ve göğsünü gere gere temsîl ve müdâfaa eden bir nesil yetiştirilemez. Bir türlü bu gerçeğe uyanamıyoruz. Bu da “ha bir kuru emek”tir.
İstiklâl Marşı kriterlerine göre yapılanan bir eğitim sisteminin yetiştirdiği genç, “Batı’nın topu tüfeği varsa, benim îmân dolu göğsüm var. Göğsümdeki îmânı medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar boğamaz” der. Bu îmânla yurduna saldıran alçaklara karşı gövdesini siper eder ve Allah’ın zafer vaad ettiğine kesin olarak inanır. Bastığı toprağı sâdece madde olarak görmez. Ona mânâsını altında yatan şehitlerin verdiğini bilir ve onları incitmemek için elinden geleni yapar, dünyâları verseler bile vatanını satmaz. Bu toprakların her avucundan şehit kanı damladığından haberdârdır. Allah’tan en büyük dileği câmilerine düşman eli değmemesi ve İslâm’ın temeli olan kelime-i şehâdeti içinde barındıran ezanların sonsuza kadar bu yurdun üzerinde çınlamasıdır, susmamasıdır. Millî eğitimimizden beklediğimiz de bundan ibâret değil midir? Eğitim sistemimiz bu duygularla dolu insan yetiştirse daha ne isteriz? İşte İstiklâl Marşı böyle duygular ve heyecânlar barındırdığı için bu duygulara ve heyecânlara soğuk, hattâ düşman kadrolar yeni nesilleri İstiklâl Marşı’nın mânâ ve rûhundan uzak tutmak için husûsî bir gayret gösteriyorlar. İstiklâl Marşı’nın lâfzına yakın, mânâsına uzak nesiller… Yazık!
Millî eğitim millîleşmeden insan düzelmez; insan düzelmeden memleket düzelmez. Bunun temeli eğitim sistemimizin İstiklâl Marşı kriterlerine mutâbık olarak yeniden inşâsıdır. Bunun bir zihniyet devrimi olduğunun da farkındayız elbette.
Hadi, şunu da söyleyeyim: Eğitim sistemimiz İstiklâl Marşı kriterlerine uygun insan yetiştirseydi son yaşadığımız deprem felâketinde bu kadar büyük kayıplar yaşamazdık. Öyle olsaydı mühendisimiz, müteahhidimiz, ustamız, işçimiz, bürokratımız… Sahtekârlık yapmazdı. Herkes işini dürüstçe yapınca da yıkım bu derece olmazdı.