İstiklâl Marşı’mızdaki öğretmen profili-3
Büyük öğretmen inkılâbının muallimi talebelerini “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?” suâlinin duygu ve fikir dünyâsında büyütmelidir. Başta kendisi bu fedâkârlığı yüreğinde duymalıdır. Bir muallim, kendinde olmayanı talebesine aktaramaz. Gönlünde topraklarımız üzerinde yeni vatanlar kurmanın sevdâsını yaşatanlar bizim mektebimizde muallim olamaz.
Bu vatanın bir avuç toprağını sıktığında ondan fışkıracak şühedâyı görebilecek bir basîretin sâhibi olmalıdır muallim. Hakk’a tapmakta problemli, şehâdete inanmayan bir kişinin bir avuç toprakta göreceği şey bir avuç topraktan ibârettir. Bastığın yerlere “Toprak!” diyerek geçmek budur işte. Yeni mektebin muallimi Hakk’a tapan, Hakk uğrunda ölenin şehit olacağına inanan ve bu vatanın her karış toprağının şehit kanlarıyla sulandığını bilen, esâsen toprağı vatan yapan iksîrin şehit kanı olduğunu kavramış kişilerden seçilmelidir. Bu husûsiyetleri taşımayanlardan muallim/hoca yapılmamalıdır.
Muallim, cânını, cânânını ve bütün varlığını vatana fedâ etmede bütün milletin, bilhassa da talebelerin önünde olmalıdır. Her şeyden ayrılmaya katlanan ama vatandan ayrılığa dayanamayan bir vatanperver… Talebe geleceğimizdir. Hocasından öyle görecek ki yarın bir millet ferdi olarak kendisi de öyle olsun. Talebeye bu şevk ve heyecânı gösterip yaşatamayacak ruhsuzlar bizim mekteplerimizde hoca olmamalıdır.
“Ya ilahi!” diyerek ellerini duâya açan bir mü’min olmalı muallim. Şehitlerin ağzıyla konuşabilen, onların yerine kendini koyabilen bir kahraman. “Rûhumun Sen’den ilâhî, şudur ancak emeli:/ Değmesin mâbedimin göğsüne nâmahrem eli.” Mâbed, ibâdet yeri, câmi… Bu milleti cem eden, bir araya getiren, kafa ve gönül birliğine ulaştıran büyük çatı. Kendi gök kubbemizdir mâbed. Bu yüzden mübârektir, kıymetlidir. “Nâmahrem”, yabancı, bizden olmayan… Burada yurdumuza hayâsızca saldıran Batılı düşmanlar. Bilinsin ki biz Anadolu’yu Müslüman Türk yurdu yapmaya başladığımızdan beri nâmahrem, bu Batılı Haçlılardır. Anadolu’yu, İstanbul’u ve Rumeli’yi fethetmemizi bir türlü hazmedememişler ve her fırsatta bizi geri püskürtmeye, hatta bu topraklar üzerinde yok etmeye çalışmışlardır. Şark Meselesi koymuşlar bunun adını. Batılı Haçlılar için Şark Meselesi, bu topraklardaki Müslüman Türk varlığıdır. Bu topraklarda bizim varlığımız yok edilmedikçe Şark Meselesi de halledilmemiş sayılacaktır. Selâhaddîn Eyyûbî’den, Alpaslan’dan bu tarafa, son olarak millî mücâdeleye kadar hayâsız akınların asıl sebebi budur. Daha önceki bir yazımızda söylemiştik: Şark Meselesi’ni silahla halledemeyen Haçlılar, bunu bir de soft/yumuşak/ince usûllerle halletmeyi denemiş, millî eğitim sistemimize doğrudan veya dolaylı müdâhale ederek, dînî, millî, ahlâkî, öz kültürel değerlerini unutmuş bir nesil yetişmesini temînle hedeflerine ulaşmayı planlamışlardır. İşte millî eğitim sâhasındaki büyük ve köklü zihniyet inkılâbı bu yüzden şarttır. Eğitim sistemimizin temeline yerleştirdikleri Batıcı, seküler, materyalist-pozitivist, âhiretsiz, gayr-ı millî zihniyete bir türlü dokunulamıyor ve bu yüzden yeni nesiller bir türlü “kendi medeniyet tasavvurumuz”un heyecânını yaşayamıyor; kendi şarkımızı söyleyemiyor, bestemizi yapamıyor. Büyük ve köklü eğitim inkılâbı, bu zihniyeti çöpe atabilir ve kendi köklerimiz üzerinde yeniden bir maârif zihniyet ve sistemi inşâ edebilirse inkılâp sayılabilir. Aksi halde…
Bu nâmahrem, yani Batılı Haçlıların sembolik hedefi mâbedlerimizdir. Çünkü bu toprakları Müslüman Türk kılan ocak, mâbeddir. Nâmahrem kelimesi, nâmûs mefhûmunu çok yakından tedâî ettirir. Mâbede dokunan el nâmûsa dokunmuştur. Mâbed, dindir, îmandır, vatandır, istiklâldir. Mâbed denilince ürpermeyen, onun üzerine titremeyen, mâbedin bu millet ve vatan için ehemmiyetinden bîhaber, ömründe yolu mâbedden geçmemiş, hatta mâbedin temsîl ettiği bütün değerlere düşman bir tip bizim mekteplerimize muallim olarak seçilmemelidir. “Eğitimde başarılı olamadık” sızlanışlarının sebebi başka nedir zannediyorsunuz?
“Bu ezânlar ki şehâdetleri dînin temeli/Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli” Milletimizi kökleri üstünde yükseltecek muallim, ezânı bir saâdet ve istiklâl sadâsı olarak dinler. Ezân bütün dünyâ Müslümanlarının ortak inancını ve hissiyâtını temsîl eder. Ezân var oldukça İslâm birliği ülküsü de gönüllerde yankılanacaktır. Ezân, içinde İslâm’ın temeli olan şehâdeti yaşatır. Hz. Muhammed’in güzel ismini dağlara taşlara ve gönüllere kazır. Bütün insanlığı tevhîde, yâni İslâm’a, Müslümanları kurtuluş olan namaza çağırır. Ezân, bizi millet yapan temel değerlerden biridir. Bizim bu topraklarda hür ve bağımsız varlığımız ezânın bu yurdun üstünde aslî hâliyle ebediyyen okunmasına bağlıdır. Kalbi bu duygularla kaynayan bir muallim olmalı bizim muallimimiz.
Bu topraklardaki varlığımıza düşman dâhilî ve hâricî bedhâhlar ezâna düşmandır. Bu yüzden ellerine geçen ilk fırsatta ezân ile uğraşırlar. Mümkünse onu tamâmen sustururlar, bu mümkün değilse ezânı özünden sapıtmayı denerler. (İkisi de susturmaktır aslında.)
Ezân’a ve onun bağrında yaşattığı değerlere düşman, muhâlif veya lâkayt tipler bizim mekteplerimizde muallim olmamalıdır.