II. Abdülhamid hakkında Türkçü görüş: Gök Sultan!
Yazılarımı okuyanlar siyâsî mevzûlarda, hele hele siyâsî şahsiyetler hakkında yazmaktan kaçındığımı fark ederler. Nefslerin, menfaatlerin çarpıştığı bu vâdîde tükenip gitmekten korkarım. Ne kadar kaçınsak da siyâsetle hayat iç içe olduğundan zaman zaman kıyısından geçmek zorunda kalabiliyoruz. Hemen belirteyim ki siyâsete bulaşmama tavrımı mümkün mertebe sürdürmeye gayret edeceğim.
Şimdi... başlıktaki mevzûa niçin girdim? Son günlerde bir hanım siyasetçimiz İttihat ve Terakkî’nin ve Ermenilerin II. Abdülhamid Han’a karşı kullandığı -bir miktar Fransız İhtilali’nden çalıntı- “Hürriyet, adâlet, müsâvât, uhuvvet” sloganını günümüz Türkçesiyle dillendirmeye başladı: “Kahrolsun istibdat, özgürlük, adâlet, eşitlik, kardeşlik…” Kelimelerde problem yok. Elbette herkes ülkesinde “hürriyet, adâlet, eşitlik ve kardeşlik” olsun ister. Ama sözün nerede, ne zaman ve hangi tedâîleri îmâ ederek söylendiği de mühimdir. Hanım siyâsetçinin bu sözlerle birlikte “R. Tayyip Erdoğan günümüzün II. Abdülhamid’idir” demesi kastının ne olduğunu açıkça gösteriyor.
Müslüman Türk milleti II. Abdülhamid’i sever. Bu benzetme dindâr-muhafazakâr çevreleri önce şaşırttı. Hanım siyâsetçi Erdoğan’ı övüyor muydu? Ama derhâl anlaşıldı ki tam tersine II. Abdülhamid’i de sevmediğini beyân etmiştir. En sevmediği kişi olan R. Tayyip Erdoğan’ı kime benzettiyse onu da sevmediği îzâhtan vârestedir. (İlla sevsin demiyoruz; insanlar kimi ve neyi sevip sevmeyeceği husûsunda hürdür) Ama şunu da belirtmeden geçmeyelim: Bu benzetme ve duruşuyla Rumları, Ermenileri, Yahudileri, İttihat-Terakki artığı gayr-i müslim ve gayr-i Türk bir kısım çevreleri mutlu etse de dindâr ve milliyetçi büyük kitleyle arasına kapanması zor bir mesâfe koymuştur.
Bu hanım siyâsetçi, daha önceki partisinin milliyetçiliğini-ülkücülüğünü beğenmeyerek ayrılmış ve şimdiki partisini kurmuştu. Kendileri daha sıkı Türkçü ve ülkücüydü sözde. Acaba Türkçülerin kolbaşısı Nihal Atsız’ın II. Abdülhamid hakkındaki görüşleri nasıldı? Onun “Türk Tarihinde Meseleler” adlı kitabından II. Abdühamid Han ile alâkalı yazıyı okuduğumuzda Nihal Atsız’ın görüşlerinin en milliyetçi hanım siyasetçiyle taban tabana zıt olduğunu görürüz. Okuyalım:
Abdülhamid Han (= Gök Sultan)
Toplumun en büyük haksızlığına uğramış tarihî şahsiyetlerden biri, II. Abdülhamid’dir. Kendisinden önceki devirlerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan, en güvenebileceği adamların ihanetine uğrayan ve dağılmak üzere olan içi dışı düşman dolu bir imparatorluğu 33 yıl sırf zekâ ve hamiyeti ile ayakta tutan bu büyük padişah kaatil, kanlı müstebit, kızıl sultan, cahil ve korkak olarak tanıtılmış, daima aleyhinde işleyen bu propagandanın tesiriyle de böyle tanınmış talihsiz bir insandır.
Daha ilkokul sıralarında belirli bir propagandanın tesirinde kalmaya başlayarak, yaşları ilerledikçe aynı telkinler ile büyütülen nesillerin, o propagandanın yalanlarını bir gerçek gibi benimsemelerinden daha tabiî ne olabilir?
Öğren yavrum ki On Temmuz bayramların en büyüğü,
Esir millet böyle bir gün zincirini kırdı, söktü.
Ondan evvel geçen günler, bilsen yavrum ne siyahtı.
Milletin her iyiliğini düşünecek padişahtı;
Hâlbuki o zaman sultan, insan değil, canavardı,
Canlar yakar, kan dökerdi, millet ondan pek bîzârdı!
gibi saçmalar, kim bilir hangi kırılası kalemlerle yazılarak okuma kitaplarına geçiyor, körpe beyinlere Sultan Hamid düşmanlığı aşılıyordu.
Bu düşmanlığı aşılayanlar ilkönce İttihatçılar, yâni hürriyet kahramanları(!) yâni Sultan Abdülhamid’in 33 yıl ayakta tuttuğu imparatorluğu 10 yılda dağıttıktan sonra memleketten kaçan kişilerdi. İttihatçılardan sonra da Ermeniler, Rumlar, Yahudilerdi. Yâni, yabancıları işe karıştırarak Türkiye’yi batırmak için Osmanlı Bankası’nı basan, Anadolu’da kargaşalık çıkaran ve Avrupa’nın gık demesine meydan vermeden Sultan Abdülhamid tarafından tepelenen Ermeniler; yani Balkanlara saldırıp karışıklık çıkarmak ve yine yabancıların da işe karışması ile Türkiye’yi parçalamak isterken Sultan Hamid tarafından 1897’de tepelenen Yunanlılar (bizdeki adı ile Rumlar); ve Filistin’de bir Yahudistan kurmak teşebbüsleri Sultan Hamid tarafından önlenen Yahudilerdi.
Sultan Hamid, bin türlü siyasî tertiple bu azınlıkların azgınlıklarını yere sererken, onlarla birleşerek padişahı tahtından indiren kabadayılar:
Türk, Musevi, Rum, Ermeni
Gördük bu rûz-ı rûşeni!
şarkısının, bu unutulmaz ahmaklık ve ihanet bestesini söyleyerek meydanları çınlatıyor, Birinci Dünya Savaşı ile mütarekesine kadar Musevi, Rum, Ermeni vatandaşların nasıl bir “rûz-ı rûşen” beklediklerini anlamamak, anlayamamak gibi bir alıklıkla bir imparatorluğu idare ettiklerini sanıyorlardı.
…
(Nihal Atsız, Türk Tarihinde Meseleler, Ötüken Yayınevi, İstanbul, 2021, s. 108-109)
(Nihal Atsız’ın yazısına devâm edeceğiz)
Yazıyı dönüp dönüp okuyunuz ve bugün yaşananlarla kıyaslayınız. Sanki dün yazılmış gibi tâze; her şey aynı… Târîh tekerrür ediyor. Aklı ve îmânı olan ibret alır.