• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

Gençlerimizi kaybetmenin kökleri ve çâreler

21 Şubat 2022
A


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

Gençlerimizin deizme, ateizme, marksizme (sosyalizme, komünizme), hedonizme, nihilizme… kapılıp kaybolup gitmeleri karşısında kahroluyorum. Bu yüzden bu yönelişin hem köklerini hem bundan çıkış çârelerini merâk ediyor, bulabildiğim bilgileri içercesine okuyorum. S. Ahmet Arvasî Hoca, bu bakımdan mühim bir kaynak. İslâm’ı, İslâm tasavvufunu iyi bilen bir eğitimci olarak bu mevzûda çok iknâ edici değerlendirmeleri var. Yazılarında çok az anlattığı hâtıraları bu bakımdan bir hazîne değerinde. Bugün yine îmânını kaybetmiş bir gençle yaptığı sohbeti paylaşacağım: 

İNANMAK, AKIL VE KALB…

Bundan yıllar önce, çok zeki ve hayli kültürlü bir genç adamla tanışmıştım. Zaman ve zemin müsait olduğu için, kendisi ile -aşağı yukarı- üç saate yakın bir sohbetimiz olmuştu. 

Üzülerek belirteyim ki, bu genç, çeşitli telkin ve tesirlere maruz kalarak “dinsizleşmişti”. Kopkoyu bir materyalist ve tanrıtanımaz olmuştu. Kendisine ve istidatlarına acıdığım için, onu, bu çıkmazdan kurtarmak istiyordum. Kendisine ilk sorum şu olmuştu:

-Daha önce Müslüman idin değil mi?

Cevap vermişti:

-Evet. 

Tekrar sormuştum:

-Peki!... Sonradan neler oldu da İslâm’dan yüz çevirdin?

Cevap:

-Din ile ilgili şüphelerim!... Dînde bulduğum çelişkiler!... Aklıma yatmayan ölçüler ve emirleri…

Bunun üzerine dedim ki:

-Bunlardan çok önemli bulduklarını bana da söyle; kim bilir belki de sana yardımım dokunabilir. Bir anda şüphelerin imana, çelişkiler sandığın şeyler akıl ve mantığa uygun, emir ve ölçülere dönüşebilir. 

Sözünü ettiğim genç acı acı gülümsedi:

-Hayır, mümkün değil!...

Israr ettim:

-Sen hele şüphelerini ve tereddütlerini ortaya koy. Ondan sonra karar verirsin. Kafanı ve kalbini gerçeğe kapama; daima araştırıcı ol!

Genç adam “Olur!” dedi ve “şüphelerini” sıralamaya başladı. Dikkatle dinledim. Gerçekten ağır darbeler yemişti ve hiç kimseden yardım görmediği için de “küfre yenik” düşmüştü. Üzüldüm, söz konusu ettiği şüpheleri ve tereddütleri, dilimin ve kültürümün yettiği ölçüde gidermeye çalıştım. Bu gayretim saatler sürdü. Onun “saçma” ve “mantıksız” dediği, bütün İslâmî emir ve ölçülerin “akıl ve mantığa uygunluğunu” itiraz edemeyeceği biçimlerde ortaya koydum. Onun bana tevcih ettiği bütün sorulara, onu tatmin edecek cevaplar verdim. Önce şaşırdı ve sonra bana dönüp şöyle dedi:

-Efendim, gerçekten yararlı bir sohbet oldu. Söyledikleriniz bana da mâkul gelmeye başladı. Ama size bir şey söyleyeyim mi? Her nedense sözleriniz buramda (kalbini gösteriyordu) bir sempati uyandırmadı. Aklım “evet” dese bile “kalbim hayır” diyor. Ben, galiba Kur’ân’da sözü geçen “kalbi mühürlü kimseler”denim. 

Bunun üzerine dedim ki:

-Yavrum, görüyorsun ki, inanmak için akıl yetmiyor. Her ne kadar “aklı olmayanın dini de yoktur” ölçüsü doğru ise de işin içine mutlaka “kalb” de girmelidir. Senin yalnız aklın değil, kalbin de İslâm’a karşı soğumuş. Senin “sevgiye” ihtiyacın var. Sen, her şeyden önce “Allah ve Resulü’nün” sevgisine muhtaçsın… Senin elinden bu sevgi alınmış. Oysa “inanmak”, “kalb ile tasdik ve dil ile ikrar” demektir. Sen, Allah ve Resulünü “aşk” mertebesinde sevmedikçe, “aklın” daima bir şüphe ve vesvese kaynağı halinde buzlaşıp kalacaktır. Aklını, kalbini ısıtmadıkça da küfründe bir çözülme olmaz. Biraz Tasavvuf ile ilgilen… O zaman görürsün ki, “inanmak” sadece bir akıl meselesi değil, aynı zamanda bir gönül işidir. “Akıl” ve “Gönül” arasında, sandığından fazla bir alış-veriş var… 

Ve ikimiz de sustuk… (S. Ahmet Arvasî, Akıl ve Gönül, Burak Yayınevi, 1998, İstanbul, s. 123)

Millî eğitimi yabancı zihniyetin tasallutundan kurtarıp S. Ahmet Arvasî gibi îmânlı hocaların eline teslîm edemezsek çocuklarımızı deizme, ateizme, marksizme (sosyalizme, komünizme), hedonizme, nihilizme… daha çook kaptırırız. Bu mesele silâhlı kuvvetlerimizi modernize etmekten daha ehemmiyetsiz değildir. Modernize ettiğimiz silâhlarımızı tutacak ellerin sâhipleri millî-mânevî değerlerine yabancılaşmış ise dünyânın en modern silahları bizim olsa bile bir kıymet-i harbiyesi kalmaz. 

Yeni nesillerin millî ve İslâmî bir şuûrla yetiştirilmesi, dostunu-düşmanını bilmesi, kalplerinde millî-mânevî değerlerinin heyecânını duymaları en hayâtî bekâ meselemizdir. Dolayısıyla en âcil meselemizdir. Meselenin halli de ancak çocuklarımızı S. Ahmet Arvasî gibi hocaların yetiştirmesiyle mümkündür. 

Eğitim sistemimizi bir türlü yabancı, seküler, materyalist, âhiret inancı olmayan zihniyetten kurtaramadık. Gençlerimizin hızla deizme, ateizme, marksizme (sosyalizme, komünizme), hedonizme, nihilizme… kapılması eğitim sistemimizin nasıl bir kadro elinde olduğunu göstermeye yetmiyor mu? Meyveye bak bahçıvanı anla!

Şu kısa hâtırayı okuyunca “Eğitim hayâtımız Arvasî Hoca gibilerin elinde olsaydı çocuklarımızı böylesine kaybeder miydik hiç?” demekten kendimizi alamıyoruz. 

NOT: S. Ahmet Arvasî’den yapılan iktibâsta imlâ ve noktalama aynen muhâfaza edilmiştir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Muallim

Muhterem hocam Reis gençliğin bu halini görmuyormu?Seni Maarif Nazırı yapsa ya.

Sütcü İMAM

Yahu Hocam bizim aklımızlamı dalga geçiyorsun anlamadım gitti.BU Ülkede nezaman Mumin bir Bakan getirildiki Eğitim Müfredatına sizin dediğiniz Alimlerin eserleri girsin. Yanliş anlama sadece MEB. Değil tüm Brokratlar her dönem Şamanist, Dönme,Gezicilerden oluşur. Sizin bu düşünceleriniz kurumsal yapılara aktarılması için ancak Muminlerin İktidarında yapabilirsiniz.Yaşasın Cehennem Piyasa Şeytanlarına. Sabır Savaş Adım Müslüman...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23