• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

Eğitimde kültürün ölümü!

04 Ekim 2021
A


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

“Meslek liselerinin önü açılmalı, talebeler meslek liselerine özendirilmeli” diyen eğitimciden geçilmiyor. Pek farkında değiliz ama ülkemizde bütün okullar meslek lisesi (okulu) olmuştur zâten. 

Artık âileler, talebeler ve hocalar nazarında eğitimin tek hedefi vardır: Meslek sâhibi olmak-yapmak… Dolayısıyla ilkokul 1’den üniversiteye kadar bütün okullar meslek okulu olmuş çıkmıştır da haberimiz yoktur.

Artık âileler ve talebeler okuldan bilgi, kültür, irfân, ahlâk… vb. gibi yüksek değerler bakımından donanım beklemiyorlar. Tek dert iyi bir lise, iyi bir üniversite kazandıracak teknik beceri… Nihâî hedef ise tartışmasız olarak en fazla para kazandıracak olan meslek… Bunun için de en lâzım olan şey testlerde en yüksek nete ulaşmak. İçinde debelendiğimiz fâsit dâire şudur: Herkesin derdi iyi bir meslek, iyi bir mesleğe sâhip olmanın yolu imtihânlarda muvaffakiyet, imtihânlarda muvaffakiyetin tek şartı da yüksek test tekniği… Eğitim sistemi bu dâire içine hapsolmuştur âdetâ…

Adrese dayalı talebe alan ortaokullar bile mürâcaat eden talebenin ilkokul notlarına bakıyor. Notlar tatmin edici ise adres mühim değil, aksi hâlde talebeye (âileye) kapıyı göstermenin gayreti içine giriyorlar. Notları iyi talebeyi almak, vasat talebeyi almamak için kırk takla atıyorlar dense yeridir. Okul idârelerini suçlayalım mı? Bir sistem ki tepeden tırnağa başarının tek ölçüsü olarak not ve testlerde yüksek neti görüyor, o zaman okul idârelerini de suçlayamayız. Çünkü herkes muvaffakiyet ister. Okul idârelerinin bu tavrını değiştirmek istiyorsanız başarı anlayışınızı değiştirmek zorundasınız.

Bu vaziyet mektebin varlık sebebini fevkalâde kısırlaştırmıştır. Mektepler artık birer test fabrikası hâline gelmiştir. Test isteyen âile, test canavarı hoca, test manyağı talebe…

Her eğitim yılı başında kırtasiyeler yığın yığın yardımcı örnek kitap getirir. Hepsi test kitabıdır. Tüccarlardan al haberi; onlar bir sistemi en iyi çözen elemanlardır. Bu kadar test kitabı basılması, dağıtılması sistemin mâhiyeti hakkında mühim bilgiler vermektedir.

Kültüre, irfâna, ahlâka ehemmiyet veren hocalar artık “out”tur; istenmeyen, geri kafalıdır. Test canavarı öğretmenler ise “in”, yani günü yakalamış, yeni, faydalı, değerlidir. Çocuklar test çılgını öğretmenlerle kanatlanacak, büyük hedeflerine ulaşacaklardır(!)

Mâzî ile bugünü kıyaslayan birkaç misâl verelim mi?

Necip Fâzıl’ın şiire adım atması meselâ… Necip Fâzıl on iki yaşında. Annesi hastânede yatmaktadır. Yanında yatan hasta, bir şâirdir. Muhtemelen şiirlerinden annesine okumuştur. Annesi Necip Fâzıl’a “Keşke sen de şâir olsaydın!” der. Necip Fâzıl o anda karar verir: “Şâir olacağım.” Böylece Türk edebiyatı Necip Fâzıl gibi bir şiir dehâsı kazanır. Günümüzde bir annenin zekâsı da müsait çocuğuna “Keşke şâir olsaydın” diyebileceğini hayâl edebilir misiniz? Hem de hastânede yatarken… Asla!! Hedef tektir: Doktor olacaksın!

Büyük hikâye ve roman yazarımız Tarık Buğra’nın evvelâ Tıp Fakültesi’ne kayıt yaptırdığını, iki yıl okuduktan sonra Hukuk Fakültesi’ne geçtiğini, oradan da Edebiyat Fakültesi’ne atladığını, bu fakülteden de mezûniyet tezi vermeden ayrıldığını biliyor muydunuz? Yani fakülte diplomasının olmadığını… Peki, ne eksilmiştir Tarık Buğra’dan? Hiç…

Tutunamayanlar romanının yazarı Oğuz Atay’ın da edebiyat okuduğunu zannedebilir birçokları. Oysa mimarlık mühendislik sâhasında doçenttir Oğuz Atay. Teknik bir sâha ile edebiyatın ne kadar geçişken olabileceğine misaldir Oğuz Atay ve eserleri. Bugün için hayâl dahi edilemez.

Hikâyeci Muhtar Tevfikoğlu tıp doktorudur. Şâir Hüsrev Hatemi, tıp profesörüdür. Büyük romancımız Peyami Safa ortaokul mezunudur. Hikâyeci Şevket Bulut, inşaatçıdır. Bu misâller eğitimin test başarısından ibâret sayılmadığı, aynı zamanda bir kültür, irfân, ahlâk… hedefinin de bulunduğu günlerin misâlleridir.

1950’li yıllarda talebelerin en çok tercîh ettiği fakültelerin edebiyat, felsefe, hukûk olduğunu okumuştum bir yazarın hâtıralarından. Bugün bu branşlar (hukuk bir miktar farklı, çünkü para getiriyor) tercîh listesinin en altında yer alıyorlar maalesef.

Bu, eğitimde kültürün ölümüdür!

Eğitim hayâtında kültürün, irfânın, bilginin, derin tefekkürün ana hedef hâline getirilerek canlandırılması şarttır. Aksi takdîrde elimizde robot hâline gelmiş, millî-mânevî değerlerinden bî-haber bir nesil kalacaktır. Böyle bir nesille istikbâle yürüyemeyiz. 

Kim bilir hangi gönül, basîret ve ferâset ehlinin himmeti sâyesinde Millî Eğitim Bakanlığı birkaç yıl evvel fen liselerinin muâdili olarak sosyal bilimler liselerini açtı. İlk başta ilgi fenâ değildi. Fakat bu liselerden geçilen alanlar fazla para getirmediği için zamanla ilgi azaldı zannediyorum.

İmam-Hatip liselerinden de bu yolda bir hamle bekleriz ama maalesef umûmî havâ ve zihniyet onları da kendine uydurmaktadır. 

Eğitim, maârif olduğunda, yani kök değerlerine döndüğünde kültür, irfân ve tefekkür, tâlim ve terbiyenin aslî gâyesi olacaktır. Şöyle de diyebiliriz: Kültür, irfân ve tefekkür, tâlim ve terbiyenin aslî gâyesi olduğunda eğitim, maârife terfî edecektir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Şahika

Bir yerde okumuştum, şöyle yazıyordu "diploma asrın putudur"....

İ Tuncer

Eğer bir gün hakikaten bir Milli Eğitim politikamız olursa bunlar yeniden olabilir. Müslüman Türk milletinin ve çağın ihtiyaçlarını kavramış şuurlu bir eğitim politikası. Gençlerimize ben kimim? Niçin yaratıldım? Nasıl bir hayatım olmalı? Yaşadığım coğrafyayı bana bırakanlara ve gelecek nesillere karşı sorumluluğum nedir? sorularını sordurabilecek bir eğitim sistemi.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23