Cemil Meriç’le düşünmek
Cemil Meriç’le düşünmek
AHMET TALİB ÇELEN
Cemil Meriç, ülkemizin yetiştirdiği en büyük fikir ve üslûp sâhibi yazarlarındandır. Kitapları tekrar tekrar okunup üzerinde tefekkür edilmelidir. Kendi toprağına basarak düşünmeyi ve büyük Türkçeyi öğrenmek için nesillerimizin ona ihtiyâcı kaçınılmazdır. Bugün ondan seçtiğimiz sözlerle düşünce dünyâmızı zenginleştirme ve derinleştirmeyi deneyelim. Yeniden…
*Üç kıt’aya hâkim olmuş bir medeniyetin dünyaya adalet ve kardeşlik dağıtmış bir ülkenin hiçbir zıpçıktı ‘uygarlığı’ taklide ihtiyacı yoktur.
*Kıt’aları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar…
Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeğe başladı, “Asya bir cüzzamlılar diyarıdır.”
*Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara, ve kulağına:
“Hayır delikanlı”, diye fısıldadılar, “sen bir az-gelişmişsin.” Ve Hıristiyan Batı’nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “nişan-ı zişan” gibi gururla benimsedi aydınlarımız.
*Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın.
*Olimpos dağının çocukları, Hira dağının evlatlarını asla kabullenemeyecektir.
*Türk aydını önce Müslüman olduğunu bilecektir. Kendisi için bir şeref olan İslâmiyet’i bilecektir, fakat bunun için hazırlıklı değildir. İrfanı terk-i tabiiyet eden insanımız bundan büyük bir fayda da sağlamamıştır. Çünkü kendi irfanımızı kaybetmiş vaziyetteyiz.
*Her dudakta aynı rezil şikâyet: Yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lâğım kokusu, bu insan ve makina uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye’nin insanından şikâyetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.
*Zavallı Türk aydını... Batılı dostlar alınmasınlar diye hazineleini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev papağanlaşır.
*Türk aydını, Kitab-ı Mukaddes’in Serseri Yahudisi… Hangi Türk aydını? Kaçanlar ne Türk, ne aydın. Bu firar bir Kabil kompleksi.
*Yobazlık, Şark’ın nefis müdafaası. Yobaz, samimiyet, yobaz kendini bir nass’a hapseden idrak; bir nass’a yani sonsuza. Yobaza düşmanlık, tarihe düşmanlık. Yobaz biziz, en güzel taraflarımızla biz.
*İrfanından kopan, ana dilini bile unutan müstağripler kafilesi kime, neye bağlanacak?
*Anlamak istemiyoruz ki hiçbir zafer bedava kazanılmaz.
*Düşünmek savaşmaktır. Bir nesil uğruna, bir millet uğruna, bir medeniyet uğruna savaşmak.
*Mü’minlerin saadetini gölgeleyen tek ıstırap, inanmayanlara karşı duyulan merhamet olmalı…
*Aydın olmak için önce insan olmak lâzım. İnsan mukaddesi olandır, insan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer. Aydın, kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını yapan: ‘uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.
***
Tefekkürle dolu vakitler dilerim.