Bir Fâcianın Kayıt Defteri: RİT Lügati
Türkçe, millet olarak varlık şartımız. Bir millet bir dildir ve dilini kaybeden millet, varlığını da kaybetmiş demektir.
Milletimiz hareketli bir millettir. Birçok imparatorluklar kurmuş ve birçok milletle bir arada yaşamıştır. Bunun tabiî bir netîcesi olarak da Türkçe, kelime hazînesi zengin dillerden biri hâline gelmiştir. Dilimiz bu hâliyle milletimizin binlerce yıllık mâcerasını bağrında yaşatmaktaydı. Bu zâviyeden bakınca dillerin, âit olduğu milletin bir hâfıza kartı olduğunu söylemek bir abartı sayılmayacaktır.
Fakat dünyâda belki de başka hiçbir dilin başına gelmemiş bir felâket Türkçenin başına gelmiştir. Güyâ onu “özleştirmek” dâvâsında bir devrim Türk milletinin bilhâssa Müslümanlığını hatırlatan kelimelerini dilden tamâmen kazımaya kalkmış yerine de ya unutulmuş köklerden veya hiçbir kâideye dayanmadan uydurma kelimeler ikâme etmiştir. Burada hedefin İslâm’la zihin ve gönül bağını koparmak ve tamâmen mâzîsiz, köksüz, hâtırasız, mûsikîsiz ve seküler bir dil kurmak olduğu anlaşılmaktadır.
Bu tasfiye hareketinin dile zorla yerleştirdiği kelimeler üzerine çeşitli kitaplar yazılmıştır. Son olarak gazetemizde de bir ara yazılar kaleme almış olan C. Yakup Şimşek kardeşimizin neredeyse bir ömür verdiği kitabı “RİT Lügati”, Ötüken Yayınları tarafından basıldı. RİT, “Resmî İkâmeli Türkçe”nin kısaltılmışı. Artık elimizde hangi uydurma kelimenin ne zaman ve hangi kelime karşılığı olarak dile sokulduğunu gösteren bir kılavuzumuz var. Uydurma kelime kullanmayayım diye titizlenen ama hangi kelimenin uydurma hangisinin aslî olduğu husûsunda tereddüt yaşayan, hattâ bütün Türkçe kelimeleri uydurma zannederek Arapça veyâ Farsçasını arayan arkadaşlara rastgelmişliğim vardır. Oysa evet, dilimizde iyice yerleşmiş Arapça ve Farça kelimeler vardır ama bu vâkıa kendi kelimelerimizi de kullanımdan düşürmeye sebep olmamalıdır. Artık bu kitap sâyesinde tereddüt yaşanmayacak ve dille çok işi olan kişiler -bilhassa şâir ve yazarlar- kullanacağı kelimenin dibini bucağını kolayca bulacaklardır. C. Yakup Şimşek kardeşimizi bu çalışması sebebiyle tebrik ediyorum. Kitap, sâhasında büyük bir boşluğu dolduracaktır.
Kitaptan:
RİT NEDİR?
“Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kânunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faaliyetiyle ikâme edilmiş unsurlarla şekil verilen Türkçe”dir.
TDK tarafından ve resmî metinlerde bu dile “Öz Türkçe”, bu faâliyete “Dil İnkılâbı, Dil Devrimi” vs. denmiştir.
(Bu faâliyete verilen başka isimlerden de bahsediliyor)
Başka isimler de verilmiş olabilir. Fakat bu yeni dilin temel vasfı “resmî ikâme” olduğu için bizce hepsinden daha doğru isim “Resmî İkâmeli Türkçe: RİT”tir.
… Meselâ “sayrı”nın yerine “hasta”nın yerleşmesinde resmî karar ve güç yoktur; fakat “mekteb”in kaldırılıp yerine “okul”un getirilmesinde vardır.
Türkçede RİT’in Yol Açtığı Hâller
…
Sudan sebeplerle bile alev almaya müsâit olan vatandaşlar arasında “Öz Türkçeci, Batıcı, Osmanlıcacı, Arapçacı; Türkçü, ırkçı, ümmetçi, İslâmcı, ilerici, gerici; sağcı, solcu” benzeri isimler verilen gruplaşma ve kutuplaşmaları besleyen faktörlere -ne yazık ki- ana dilimiz de eklenmiştir.
…
Denebilir ki Türkçede mevcut her üç kelimeden biri, 1930’lardan beri resmî metinlerden çıkarılmış, derken sivil literatürde de kullanılmaz olmuş, bunların yerine ikâme sözler dolmuştur.
Böylece Türkçenin kelime hazînesi 70-80 yıl içinde büyük bir değişikliğe uğratılmış, bu ülkede âdetâ “yeni bir dil” yaratılmıştır. Başka bir dilde 700 yılda ancak görülebilecek değişme, Türkçeye yarım yüz yılda yaşatılmıştır. Nitekim 1930’lardan beri Türkiye’de her neslin kelime hazinesi bir öncekinden farklıdır.
1920’lerin ve 1930’ların Türkçesi, yani Hâlide Edib Adıvar, Peyâmî Safâ, Sabahaddin Ali, Yâkup Kadri Karaosmanoğlu ve Reşad Nûri Güntekin gibi romancıların; Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Ahmed Hâşim gibi şâirlerin dili bugünkü nesiller tarafından “anlaşılmaz” bulunmaktadır. Bu isimlere başkaları da eklenebilir ve denebilir ki 1940’ların, 1950’lerin Türkçesi bile 2020’lerde “eskimiş” hâldedir.
RİT ile okutulan, yetiştirilen nesiller babalarının, dedelerinin birçok sözünü anlamıyor.
…
Avrupa, 500-600 yıllık eserlerini hâlâ okuyup anlarken Türkiye 50-60 yıllık kitaplarını okuyup anlamaktan mahrum oluyor.
…
Türkçenin son bin yılında köşe taşları sayılan ustaları gittikçe daha az anlaşılmakta ve bu sebeple her yeni nesle yabancılaşmaktadır.
…
Prof. Dr. Mustafa S. Kaçalin, TDK başındayken şu tespitte bulunmuştur: “Târihinden uzak, kendi târihini okuyamayan, kendi annesinin Türkçesini konuşamayan bir nesil var…”
…
Bugün yazılı, sözlü ve sosyal medya mecralarına hâkim olup yayılan dil unsurlarını da elbette bunlara eklemek gerek. Fakat denebilir ki her türlü medyanın dili aslında RİT dalgasının serpintileriyle gelişip biçim kazanmaktadır.