• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI

Bıçaktaki öğretmen kanı

09 Mart 2026
A


Ahmet Tâlib Çelen İletişim:

Bıçaktaki öğretmen kanı

AHMET TALİB ÇELEN

“İstanbul’da lise öğrencisi tarafından bıçaklı saldırıya uğrayan biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik hayatını kaybetti.”

İşte 44 yıllık bir hayâtın bitişi bu kadarcık bir cümleye sığıveriyor. Allah rahmet eylesin. 

Ben de 34 yıl çalıştıktan sonra emekli olmuş bir öğretmenim. Neler gördük geçirdik… Mesleğimi bir ekmek teknesinden çok ideallerimi yaşayıp yaşatabileceğim bir imkân olarak gören bir öğretmen olarak geri dönüp baktığımda beni bu güzel meslekten soğutan en mühim unsurlardan birisinin “okumak istemeyen talebe” olduğunu söyleyebilirim. Günümüz şartlarında böyle bir talebenin karşısında çâresizdir öğretmen. Hele idealist bir öğretmenseniz işiniz daha da zordur. Dövemezsin, sövemezsin, kovamazsın… Hattâ kaşını bile çatamaz, yüzünü bile ekşitemezsin. Kaş çattığı için, bir miktar öfkesini belli ettiği için velî tarafından uyarılan, şikâyet edilen arkadaşımızı biliyorum. Bu kadarcık bir şeyden dolayı çocuğun psikolojisi bozulmuş… Sanki öğretmen insan değildir, onun da dertleri, sıkıntıları, öfkeleri olamaz. Öğretmen elbette sabırlı olmalıdır; sabır mesleğidir öğretmenlik. Ama ondan sâdece gülen ve onaylayan bir robot olmasını beklemek haksızlıktır. Üstelik hep gülmek ve onaylamak pedagojik bakımdan mutlak olarak müspet değildir. Çocuğun sağlıklı yetişmesi için yanlışlarının da söylenmesi ve bir şekilde kendisine gösterilmesi şarttır. Velhasıl bir orta noktada buluşamıyoruz. Hepimiz, herkes uçlarda dolaşıyor. Bu şekilde elimizde ürkütücü denebilecek miktarda psikolojisi bozuk bir kitle kalıyor. Bunun üzerinde fevkalâde bir ciddiyetle durmak şarttır. Değilse işler daha kötüye gidiyor. 


En başta, okumak istemeyen talebeleri de sınıflarda tutmak zorunda bırakan on iki yıl mecbûrî eğitim kalkmalıdır. O okumak istemeyen talebelerle ders yapmanın nasıl bir işkence olduğunu öğretmen olmayanlar bilmez. Üstelik zarar sâdece öğretmene değildir; okumak isteyen öğrencinin de zararınadır bu sistem. Bir sınıfı ifsât etmeye bir tek okumak istemeyen öğrenci yeter. Bir de bunlardan 5-10 tâne olduğunu düşünürseniz sınıfların vaziyetini hayâl edebilirsiniz. 

Bir de psikolojik rahatsızlığı tespit edilen talebe bekletilmeden, derhal tedâviye ve rehabilite kurumlarına gönderilmelidir. Okullar tedâvi yeri değildir. Sancıların tamâmına yakını böyle tiplerden kaynaklanmaktadır. 


Elbette öğretmenlerin de psikolojik problemleri olmamalıdır. Öğretmen atamalarında bu husus üzerinde titizlikle durulmalıdır. Öğretmen seçiminde îman ve ahlâk baraj olmalıdır. Bu barajı geçenler arasında yapılacak meslek imtihânı ile yeni öğretmen alınmalıdır. 


Öğretmen bıçaklanması yeni bir vak’a değil. Arif Nihat Asya’nın yıllar evvel yazdığı bir yazı sanki bugün yazılmış gibi tâzedir. Şâir-yazarımız taa o zamanlarda öğretmenini bıçaklayarak yaralamış bir talebeye hitâben yazmış. Her cümlesi kurşun gibi. O yazıyı paylaşmak istiyorum: 

BİR KAHRAMANA DESTANDIR

Tebrik ederim seni… Öğretmenini yaralamışsın. Ölürse mezar taşı; ölmezse başında, boynunda, omuzunda üç yarası senin eserin olarak kalır.



Ne keskin bıçağın varmış ki Adana’nın yüzleri ve memleketin binleri aşan öğretmenleri bu sabah başlarında, boyunlarında, omuzlarında üç bıçak darbesinin acısını duyarak uyandılar. Bir vuruşta kaç gönlü birden yaralayacağını bilmiş miydin delikanlı?

Ve bilseydin yine yapacak mıydın bu işi?

Onun da, ötekilerin de bıçak yaraları geçer; bir gün gelir, aynalar da yara izlerine alışıverir... Ya gönül kırıkları ne olacak delikanlı?

Fakat müsterih ol... O, bir ağır yaralı olarak sedyelere uzatılırken seni bir fedai kahraman olarak omuzlarda taşımak isteyenler de bulunmuştur sanırım. Öyle olmasa kaçabilir mi, saklanabilir miydin ve daha fenası: Göz göre göre, meydan okuya okuya bu kanlı oyunu oynayabilir miydin delikanlı?


Yarın bir bıçak da senden davacı olur ve “ben bir öğretmeni yaralamak için doğmuş değildim” derse buna da hançer keskinliğinde bir cevabın var mı delikanlı?

Duydum ki bıçağını son yarada unutmuş ve kaçmışsın.


Ben isterdim ki dilin bıçağının çeliğinde bir öğretmen kanının da tadına baksın. Ben isterdim ki elinin kızılını yıkayacağın sular da “biz anaya, babaya, hocaya kalkan eli yıkamak için yaratılmadık” desinler.

Sayet yatan vücut kalkamaz ve uzandığı yerde öylece kalırsa heykeli, başına bir bıçak saplanmıs olarak yapılsın. Bıçağın sapında da senin kahraman adın yazılı bulunsun. Ziyarete gelenler görsünler okusunlar seni delikanlı.


“Baba hakkı, ana hakkı, hoca hakkı” diyen ağızların hepsi aczin ağzıdır. Hak kılıç hakkıdır ve sen bir kahramanlık diploması hak ettin. Ben de destanını yazan destancın, kasideni yazan kasidecin olayım: Kabul et delikanlı.

Yakalanma... Fakat yakalanırsan avukatının seni nasıl müdafaa edeceğini merak ediyorum. Ve ona da bir destan saklıyorum delikanlı.

Hakkında mahkemenin ne düşündüğünü bilmem. Lakin hakimin ben olsaydım, hükmün benim elimde olsaydı seni ne hapse mahkûm ederdim, ne sürgüne, ne de para cezasına.

Fakat sevinme; sana, zannımca, cezaların en ağırını bulur, seni öğretmen olmaya mahkûm ederdim delikanlı. (Sakin Öner, Arif Nihat Asya, Toker Yayınları, İstanbul 1979, s. 327)

***

O sâdece yaralamış. Bir de Fatma Nur Hanım gibi öldürülseydi şâir-yazarımızın neler yazabileceğini hayâl edebilirsiniz. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23