Ayçiçek yağı izdihâmı ve Kamer Hatunların kayboluşu
Şûle Yüksel Şenler Hanım’ın “Bize Ne Oldu?” isimli bir kitabı var. Bu suâli sormanın tam zamânı olsa gerek.
Açları doyurmak, çıplakları giydirmek, yoksulları evlendirmek… bizim millî karakterimizdi. Diğergâm kelimesi fazla Osmanlıca bulunup sözlüklerden ve dolayısıyla hayattan kovuldu ama mânâ olarak hâlâ en çok bu milletin hayâtında bulabileceğimiz bir güzellikti. Diğergâm: Kendinden çok başkalarını düşünen, başkalarının iyiliği için fedâkârlık yapacak yaratılışta olan kimse… O, tam da bizdik işte… Hadi başkalarını kendimizden çok düşünmede gevşedik, kendimiz kadar da mı düşünemez olduk? Bu kadar mı bittik-tükendik?
Dün tâbîri câizse bir “Ayçiçek yağı paniği” yaşadı Türkiye. Halk marketlere doluştu, birbirini çiğneyerek bir tâne daha fazla ayçiçek yağı kapmaya çalıştı. Tamam, bütün dünyâda ekonomik kriz var, pahalılık almış başını gitmiş ama bu kadar hodgâmlık (diğergâm’ın zıddı, sâdece kendini düşünmek) bize yakışır mıydı? Millet olabilmiş bir insan topluluğunun hâli değil bu. Bu bir sürü psikolojisi hâlidir. Bütün inançlarımız, bağlarımız, sevgimiz, hürmetimiz, rikkatimiz… bitti mi yani? Biz artık bir millet değil miyiz yoksa?
Merhûm Emir Kalkan’ın eski Kayseri’yi anlattığı “Kanatsız Kuşlar Şehri” kitabından (s. 150) “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz” dedirtecek bir hikâyeyi biraz kısaltarak paylaşmak isterim:
Kara ‘poşi’ bağlardı başına. Alnında yeşil bir ‘çatma’sı olurdu. Topuklarına kadar inen uzun, siyah elbisesi ve ‘üçetek’inin üzerine siyah bir yelek giyerdi. Belini birkaç kez dolanan, renk renk dokunmuş, enli ‘Trablus kuşağı’ bağlardı.
Yaşlanmıştı. Saçları bembeyaz olmuştu. Dizlerinin dermanı azalmıştı. Ama nur yüzü, gurur dolu gözleriyle ihtişamını koruyordu.
Bir aşiret Hatunuydu o.
(…)
Cenaze falan olmadıkça pek çıkmazdı evden. (…)
Yolda, darda kalmışa, yoksula, fukaraya yardım eder, geçimsizliğe, yuva bozulmalarına izin vermezdi.
(…)
Yakın köylerden birinde, öksüz bir kız vardı. Kimi kimsesi yoktu kızın. Günün birinde tâlibi çıkmıştı, evlenecekti öksüz kız.. Haber kulağına gelir gelmez, oğullarını çağırdı yanına. Hepsine ayrı ayrı işler buyurdu. Kimse duymayacaktı. Öksüz kızın çeyizi hazırlanacaktı. Hazırlandı da. Beribenzer zenginlerin bile veremeyeceği bir çeyiz dizildi. Ve bir gece, kamyon dolusu, götürüp yıkıldı kızın evine.
Ve düğün günü geldi.
Kamer Hatun düğünlere gitmezdi. Ama bu düğüne gitti…
Onun gittiğini gören herkes gitti düğüne.
Yer gök insan kaynıyordu.
Dizlerine tutuna tutuna.. ağır ağır vardı düğün evine.
“Kamer Hatun gelmiş…”
“Kamer Hatun gelmiş…” fısıltıları uçuşuyordu köyde.
Yaşlı kadınlar, yaşlı erkekler doldurdu etrafını. Gençler elini öptü, yaşlılar kucaklaştı, gelinler el bağladı, başına döndü.
Davullar vuruyor, zurnalar ötüyordu. Evlerin damları salkım salkım köylülerle doluydu. Öksüz kız gelin gidecekti. Düğün devam ediyordu.
•
Kaynıyordu, inliyordu ortalık. Vakur, solgun, fersiz gözlerle seyrediyordu. Sonra birden ayağa kalktı.. Ağır ağır meydana doğru yürüdü.. Tüm gözler ona bakıyordu. Yaşlıydı, zayıftı, hâlsizdi… “Vur.. .” dedi davulcuya. Ve davulcu ağır, koyu, gizemli bir ‘ağırlama’ya girdi. Gümbürdüyordu davul… zurna gökleri inletiyordu. Meydana çıktı, durdu, doğruldu.. Alnından yeşil ‘çatmasını’ çıkartıp eline aldı. Ve zayıf, ağır adımlarla, yeşil çatmasını sallaya sallaya, dönmeye başladı.
Çığlık çığlığa kesildi oba. Kadın, erkek, çoluk, çocuk.. Zılgıtlar.. feryatlar.. Yer göğe kavuşuyordu… Döndü.. döndü. Diğer yaşlı kadınlar da kalktılar hemen.. koşuştular. Akranı, yoldaşı, eşi, taydaşı… Elif Bibi, Güllü Bibi, Pembe Bibi, Döne Bibi… El ele dizildiler.. Altı yorgun keklik, dönüyordu ortada. Köyün ihtiyar erkekleri, belli etmeden ağlıyorlardı. Göklere ulaşıyordu çığlıklar.. Davul inliyordu, zurna feryatlar koparıyordu.. Yeşil çatması uçuyordu havada Kamer Hatunun.. Kamer Hatun halaya çıkmıştı.
•
Kamer Hatun düğüne gider miydi!..
Üstelik de kalkıp oynar mıydı Kamer Hatun!..
O bir Afşar Hatunuydu. Bir aşiret Hatunuydu.
Öksüz bir kız gelin olursa.. gitmek düşerdi ona.
Ve gitti..
Padişah düğünlerinde oynamazdı Kamer Hatun..
Ve kalktı oynadı..
O günden sonra, o düğün.. Kamer Hatunun halaya çıktığı düğün, diye anıldı hep.
•
Kamer Hatunlar bu milletin görünmez kahramanları, taşları birbirine bağlayan harç, milleti millet yapan ruhturlar, millî karakterin temsilcisidirler. Onların hâkim olduğu cemiyette hodgâmlık (bencillik) olmaz, aç ve çıplak kalmaz. Kamer Hatun’u ayçiçek yağı almak için başkalarını çiğnerken hayâl edemeyiz, ayıptır. Batıcı eğitim sistemi Kamer Hatunları bitirmiştir.
Yine soralım: Bize ne oldu böyle?
NOT: Yer darlığı sebebiyle paragraf düzenlemesinde kısmî tasarrufta bulunulmuştur.