• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI
25 Ocak 2021

Arvasî Hoca’nın kitaplara girmemiş bir yazısı

12 Eylül darbesi sonrası üniversite 3. sınıftayım. İhtilâl öncesindeki sokak kavgaları bitmiş olsa da fikir hareketleri alttan alta devâm ediyor. Elbette bu büyük sarsılıştan herkes payını alıyor ve bir arayış içine giriyor. Kafalar çok karışık. Çevremdeki arkadaşların birçoğu pek iyi bilmedikleri denizlerde kulaç atıyorlar ve istikâmetleri şaşıyor. Ben eskiden beri Arvasî Hoca okuduğum için istikâmetimde sarsılma yok. Savrulan arkadaşların hâlinden ıztırâp duyuyorum ama elimden pek bir şey de gelmiyor. O günlerde tek yayın vâsıtamız Yeni Düşünce Dergisi. Dergiden “Seyyid Ahmet Arvasî Hocamız dînî suâllerinize cevap verecek” îlânı yapılınca pek sevindim. “Müştekî olduğum savruluşla alâkalı suâli Arvasî Hoca’mıza sorarım, arkadaşlar kendi dergimizden, kendi fikir adamımızdan okurlarsa problem büyük ölçüde hallolur.” Böyle düşünerek hocamıza mektup yazıp sancımızı anlattım, suâlimi sordum. Hocamızın cevâbı aşağıdadır. (Şahsıma hitâp olan ilk paragrafı yer darlığı sebebiyle çıkardım)

MEZHEPSİZLİK NEDİR?

… Sizin de işaret ettiğiniz gibi, cahil veya ard niyetli çevreler, bilerek veya bilmeyerek “mezhep” ve “fırka” kavramlarını birbiriyle karıştırmakta ve zihinlerde tereddütler uyandırmaktadırlar. Oysa, herkes kolayca tefrik eder ki, “mezhep” başka şeydir, “fırka” başka şeydir.

Hemen belirteyim ki, “mezhepler”, Şanlı Peygamberimiz’in izni ile dinin fer’i meselelerinde yürütülen içtihad farklarından doğar da “fırkalar”, dinin temel meselelerinde, apaçık hükümlere rağmen, inanç ve ibadetlerin saptırılması ve “ana caddeden” çıkılması demektir. Bu sebepten, İslam’da “mezhepler haktır” da “fırkalara bölünmek yasaktır”. Nitekim, yüce ve mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Şanlı Peygamberimiz’e şöyle hitap edilir: “Dinlerini, bölük bölük edip fırka fırka olanlarla senin hiçbir alakan yoktur.” (Bkz. En-Necm Suresi, Ayet: 25)

Öte yandan, kesin olarak bilinmelidir ki, dinimizde “fırkalara bölünmek” yasak olmakla birlikte, Şanlı Peygamberimiz, zaruret halinde, ashabına, “içtihad etme” izni vermişlerdir. Şanlı Peygamberimizin “içtihada izin vermeleri” gerçekte “mezheplere” izin vermeleri demektir. Bütün “normatif” (kaide koyucu) ilimlerde olduğu gibi, “fıkıh” (İslam Hukuku) sahasında da “kıyas” ve “içtihad”ın büyük ve mühim bir rolü vardır. Temel ve ana kaynaklara aykırı düşmeden ve onlara kıyasen “fakih”ler (hukukçular) tarafından “içtihada başvurmak”, daima zaruri olmuştur. Yani, “içtihadsız” bir hukuk sahası ve içtimaî hayat mümkün değildir. Bu, bugün de böyledir. Memleketler, sadece “anayasalar” ve “yasalar” ile idare edilmezler; ister istemez “içtihada başvurulur” ve buradan “hukuk ekolleri” doğar. Böyle bir gelişme hukuk hayatına ve içtimaî hayata zenginlik ve kolaylık getirir. Şanlı Peygamberimizin, bu hakikati, asırlar önce görüp dinin fer’î meselelerinde “içtihada izin vermeleri” de başlı başına bir mucizedir.

Bilindiği gibi “mevrûd-u nas”da (kesin delil geldiğinde) içtihada mesağ (izin) yoktur.” Bu sebepten, müçtehidler, her şeyden önce, Kitab’a, Sünnet’e ve Ashab’ın icmaına uymak zorundadırlar. Onlar sadece, dinin fer’i meselelerinde içtihad yapabilir ve birbirlerinden ayrılabilirler. Şanlı Peygamberimizin ifadeleri ile onların “içtihadlarında birleşmeleri kuvvet, içtihadlarında ayrılmaları ise ümmet için rahmettir.”

Dinimizde, Kitap, Sünnet ve İcma-ı ümmet “İslam’ın ana caddesini” tayin eder. Müçtehidler de bu “ana caddede” yürümeyi kolaylaştıran büyük iman, ahlâk ve ilim adamlarıdır. Onların içtihadları da birer “işaret taşı” ve “levhası” gibidir. Maksat, “ana caddeden” çıkmadan ve sapmadan, rahat, kolay ve emin hareket etmeyi sağlamaktır. Ehl-i Sünnet vel Cemaat yolunun gerek “İtikadî Mezhepleri” (Maturidîlik ve Eş’arîlik) gerek bugün taraftarı bulunan “Dört fıkhî mezhebi” (Hanefîlik, Malikîlik, Şafiîlik ve Hanbelîlik) böylece doğmuş ve yayılmışlardır ki hepsi de haktır. Hepsi de “Edille-i Şer’iyye”nin (dinin temel kaynaklarının) sınırları içindedir ve sadece dinin “fer’i meselelerinde” farklı içtihadlara göre hareket etmektedirler.

Esefle belirtelim ki, bazıları, kim bilir nasıl bir gayretle “mezhep” ve “fırka” tabirlerini birbirleriyle karıştırmakta “dinde fırkalara bölünmenin” zararlarını ve kötülüklerini belirtmek yerine, doğrudan doğruya “meşru mezhep fikrine” saldırmakta veya “İslam’da mezhepsizliği” savunmaktadırlar. Oysa, yukarıda da belirttiğimiz üzere “mezhepler”, Edille-i Şer’iyye’ye bağlı olarak doğan birer “rahmet kapısıdır” da “fırak-ı dâlle” (dinde sapık kollar ve yollar) indî vekasdî yorumlarla ve saptırmalarla müslümanların parçalanmasına sebep olan birer “fitne kapısıdır.”

Kesin olarak bilinmelidir ki, Şanlı Peygamberimizin: “İçtihad ediniz” ve “İctihadında isabet edenler iki, yanılanlar ise bir sevap alır” emirlerine binaen samimiyetle çalışan İslam alimleri, gerçekten de dinimize ve dünyamıza büyük hizmetler yapmışlardır. İçtihadlarında birleştikleri zaman “kuvvet kaynağı”, ayrıldıkları zaman da “rahmet ve genişlik sebebi” olmuşlardır. Allah, cümlesinden razı olsun.

Durum bu olunca, ”dinde mezhepsizliği” savunanlar, İslam’ın 1400 yıllık tarihî tecrübesini ve birikimini inkâr etmekle kalmayıp, Şanlı Peygamberimizin emir ve ölçülerine de bilerek veya bilmeyerek muhalefet etmektedirler ki, İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin “Mezhepleri red ilhaddır” hükmüne muhatap olurlar.

Kaldı ki, hemen belirtelim ki, “dinde mezhepsizliği” savunan ve kendilerini “selef-i âhirîn” olarak tanıtmaya çalışan kimseler, çoğunlukla ve umûmiyetle, dinde sapık bir kolu ve yolu temsil eden İbn-i Teymiyye’nin ve Abdulvahhâb’ın yolunda yürüyen ve Suudi Arabistan’ın “petro-dolarları” ile beslenen propagandistlerdirler. Bu gibilerini, teşhis etmek kolaydır. Onlar, İmam-ı A’zamları, İmam-ı Malikleri, İmam-ı Şafileri, İmam-ı Hanbelleri, İmam-ı Gazzalîleri, İmam-ı Rabbanileri sevmezler ve fakat İbn-i Teymiyye’yi “İmam” bilirler. Yani, bunlar, “dinde mezhepsizlik” maskesi altında, başka bir “mezhebin”(!) propagandasını yapmaktadırlar. Bunların kendilerine “selefiye” ve “mezhepsiz” demelerine bakmayın, bunların gerçek adı “Vahabbiler”dir.

Şimdilik, bu kadar. Başka, sorularınız olursa, onları da cevaplandırmaya çalışırız.

Selam ve sevgilerimizle…

(S. Ahmed Arvasî, Yeni Düşünce Dergisi, 30 Eylül 1983, Sayı: 102, s.30)

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Aydın

Çok güzel mantıklı cevaplar vermiş
  • Yanıtla

Yolcu

Bu vesileyle Seyyid Ahmed Arvasi hocamıza rahmet dileriz. Maarifte kıymeti bilinir, daha geniş kesimler istifade eder inşallah.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23