• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Tâlib Çelen
Ahmet Tâlib Çelen
TÜM YAZILARI
01 Mart 2021

Ah Türkçe!

2021 yılı “Türkçe ve Yunus Emre Yılı” ilan edildi. Emeği geçenlerden Allah râzı olsun. Şimdi iş icrâatta. İnşâallah lâyığı veçh ile değerlendirilir. 

İnsanların konuşa konuşa anlaştığı bir hakîkattir ama dil sâdece karşılıklı merâm anlatmaya yarayan bir vâsıta değildir. Bir millet demek aslında bir dil demektir. Bugün millet olarak varlığı kalmamış cemiyetler buhar olup uçmadı elbette. Dillerini konuşup yazan kalmadığı için milletler sahnesinden çekildiler. Bu yüzden millet olarak var olmak için dilimizi var kılmak zorundayız. Millet olarak var olma derdiniz yoksa dilin varlığını da mühimsemeyebilirsiniz. Düşman olduğunuz bir millet varsa yapacağınız en köklü ve tesîrli düşmanlık da o milletin dilini sabote etmektir. Peyami Safa’nın dediği gibi: “Bir milleti yok etmek istiyorsanız topa tüfeğe gerek yoktur; dilini yok ederseniz o milleti yok etmiş olursunuz.”

Dil bir milleti nasıl var eder? Bir defâ milletin bütün fertleri, bilinmeyen bir zamanda sanki gizli bir antlaşma yapmış ve bu özel sesler ve şifrelerle anlaşmaya imzâ atmışlardır. Tabiî bir şekilde olmuştur bu. Zorlamalarla, baskılarla değil. Bu anlaşma sistemi biriciktir, husûsîdir ve diğer milletlerden en temel farkımızı teşkîl eder. Bu yüzden dil, millet fertlerini birbirlerine bağlar, kaynaştırır, birleştirir ve diğerleri arasında ona bir farklılık, yani varlık bahşeder. 

Dil, milleti, sâdece husûsî bir anlaşma sistemi olarak var etmez. Dil aynı zamanda milletin târîhin içine gömülü en eski zamanlarından bugüne kadar yaşadığı bütün mâcerâları üzerinde taşıyan bir hâfıza kartıdır. Yaşadığı coğrafyalar, dağlar, ovalar, bozkırlar, ırmakların; sert-yumuşak iklimlerin; karın, yağmurun, rüzgârın; karşılaştığı milletlerin; yaptığı harplerin; beslediği ve beslendiği, bindiği hayvanların; kullandığı her türlü eşya ve âletlerin; korkularının, nefretlerinin, sevgilerinin, merhametinin, aşklarının… izi ve sadâsı vardır dilde. Nihat Sami Banarlı bu gerçeği ne güzel ifâde eder: 

“Türk dili, bugünkü Türkiye topraklarına, eski Asya ülkelerimizin hür ufuklarla çevrili bozkırlarından kopan gür ve erkek sesli bir mûsikiyle gelmiştir. Bu sebepledir ki Türkiye Türkçesinde eski bozkır sesleri ve İdil ırmağının akışından yükselen sesler vardır.

Fakat Türkiye Türkçesinde bu kadim sesler yanında Nil nehrinin taşkınlığı da seslenir; Dicle’nin, Fırat’ın, Tuna’nın, Meriç’in ve Anadolu ırmaklarının akışları da…

Türkiye Türkçesinde Karadeniz kıyılarının, poyraz rüzgârı kadar canlı, çevik ve çabuk sesleri de vardır; Adalardenizi sâhillerinin lodos rüzgârı, zeybek mûsikisi ve efe raksı gibi heybetli, ağır ve atmosfer dolduran sadâları da…

Aynı dil Tanrıdağı rüzgârlarının uğuldayan seslerinden ne kadar hâtıra saklıyorsa, Macaristan ovalarında, dünyaya Türk gücünü tanıtmak için ilerleyen:

Sultan Süleyman ordusunun hür davullarından da o kadar heybet ve hâtırayla yüklüdür.

Arabistan çöllerinin uzun, İran yaylalarının uzatılan sesleri; İtalyan sularında, korsanlar kadar, dalgalarla da çarpışan levendlerin bu zafer ve mâcerâ ufuklarından getirdikleri gür sesler, Türkiye Türkçesinde ve onun bütün yaşayan kelimelerinde mevcuttur.”

(…)

“Bir milletin ataları, asırlarca o kelimelerle duymuş, onlarla düşünmüş; birbirlerini ve evlâtlarını o kelimelerle sevmiş ve bu kelimeleri tamamıyla millî bir sanatla işleyip Türk yapmışsa, evlâtlar, artık o kelimelere düşman kesilemezler.” (Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları, Kubbealtı Neşriyat, 3.Baskı, İst. 1977 a.g.e., s.31)

Dolayısıyla bir milletin var olabilmesi için dilde devamlılık, olmazsa olmaz bir şarttır. Dil, âit olduğu milletin hayâtına bağlı olarak bir nehir gibi târîh içinde akar ve köklerden getirdiği bir kısım unsurları geçtiği topraklara bırakırken geçtiği topraklardan da birtakım unsurlar yüklenerek ebediyete doğru akışına devâm eder. Bu, tam olarak “kendisi kalarak yenilenme”dir. Bu sebeple târîhin bir noktasında dile müdâhale ederek o noktaya kadar gelen birikimi sıfırlayıp devlet gücüyle yeni bir dil meydana getirmek bir millete yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bu tam olarak bir hâfıza silme ameliyesidir. Hâfıza silinince kimlik de kalmaz. Çömlek boşalmıştır ve yerine ne istenirse o doldurulabilir. Zaten yapılmak istenen de budur. 

Maalesef hiçbir dilin başına gelmeyen böyle bir felâket Türkçenin başına gelmiştir. Türk milleti Müslüman olup ortak İslâm kültür dâiresine girince karşısında işlenmiş iki dil buldu: Biri dîninin kitâbı olan Kur’ân-ı Kerîm’in dili Arapça, öbürü Farsça… Hem inançları sebebiyle hem de ortak hayâtın îcâbı olarak bu dillerle kelime alışverişi kaçınılmazdı. Bu alışveriş birçoklarının sandığı gibi tek taraflı da olmamıştır. Türkçe hem Arapçaya hem Farsçaya hatırı sayılır miktarda kelime de vermiştir ve elbette birçok kelime de almıştır. Bu alışverişte Türk milletinin bir aşağılık kompleksi  de yoktur. Kaşgarlı Mahmut Divanü Lugati’t-Türk adlı eserini Malazgirt harbine yakın yıllarda (1072-1074) Araplara Türkçe öğretmek için yazmıştır. Bin yıllık bir ortak mâzî netîcesinde bu kelimeler dilin içine iyice yerleşmiş, âit olduğu dillerde bile olmayan yeni mânâlar yüklenmiş, atasözlerine, şarkılara, türkülere, ninnilere işlemiş; kökeni akla getirilmeyecek kadar benimsenmiştir. Yani Ziya Gökalp’in dediği gibi “Türkçeleşmiştir.” (Türkçeleşmiş Türkçedir/ Eski köke tapmayız) Böylece ilim adamları, şâirler, sanatkârlar ve halkın ortak tercîh ve zevkiyle Türkçe dünyânın en zengin dillerinden biri oldu. Esâsen dünyânın bütün kelime hazînesi zengin dillerinin yaşadığı bir vâkıadır bu: Bir şekilde karşılaştıkları milletlerin dillerinden kelime almak… Başta İngilizce olmak üzere bütün zengin diller… Ama hepsi dillerinin bu birikimini nimet saydı, hiçbiri bunu kurtulunması gereken bir “boyunduruk” olarak görmedi. 

Ama Türkçe… Ah Türkçe!

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

İ Tuncer

Allah razı olsun Hocam. Dilimizide dinimizde bu millete unutturmak için her şeyi yaptılar.Ama yinede başaramadılar.inşallah yiğit düştüğü yerden kalkacak ve eski ihtişamına kavuşacaktır.Dilinide Dininide yeniden ihya edecektir.
  • Yanıtla

Kadir başhoruz

sayın Ahmet talip bey kimse dilinden halmasın maruz bizde onun için Allaha, yalvarııoruz. benim bir torunum var türkce bilmiyor almanca konuşuyor bende almanca bilsemde günlük konuşmalar bana kafi gelmiyor, kendi dilimde dedem demesini çok isterdim. yine almanca, opa desede o mutlulugu o tadı vermiyor yinede şükür. Dil dil keldm sıhbet sevgiyi belirten beyan diline sahip çık uyan.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23