Ah Tayfun Hocam!
Ah Tayfun Hocam!
AHMET TALİB ÇELEN
Aziz dostum, can yoldaşım Mehmet Tayfun Amman Hoca’yı da âhirete uğurladık. Mübârek Ramazan gününde… Üzüntümü ifâde edecek kelime bulamıyorum.
Seyyâh-ı fakîr Evliyâ Çelebi müsteârıyla yazılar yazan şâir Dilaver Cebeci, Seyyid Ahmet Arvasî Hoca’nın vefâtı üzerine yazdığı yazıya şöyle girmişti: “Bırakın bugün vazgeçeyim ‘ÇELEBİ’likten; ne duyuyorsam onu yazayım. Bugün size gönlümün sızılı telleri seslensin.” Bizim vazgeçecek bir ÇELEBİliğimiz de yok ama gönlümüzün sızılı tellerinin inlediğini duyabiliyorum. Merhum da Seyyid Ahmet Arvasî’nin ev sohbetlerinde pişmiş ve oradan istikâmet almış bir dâvâ adamıydı.
Mehmet Tayfun Hoca, (kendi aramızda Tayfun Hoca’dır o) Türkiye’nin görüp görebileceği en temiz inançlı, en dürüst, en merhametli ve kendini en iyi yetiştirmiş ilim adamlarından biriydi. Kendi alanı olan sosyoloji ile yetinmez; dînî-tasavvufî ilimler, târih, edebiyat ve sanatla da ileri seviyede ilgilenirdi. Edebiyatçı dostlarına “Ezbere siz bir şiir okuyun, karşılığında ben de bir şiir okuyayım; bakalım sonunda kim pes edecek” diye takılırdı. Ezberinde yüzlerce şiir bulunan bir tıpçı, bir sosyolog düşünün. Beynini işlek ve tâze tutmak için matematik problemi çözmekten zevk alan birisiydi o.
Tanışmamız ve dostluğumuz da Seyyid Ahmet Arvasî kanalıyla olmuştur. Liseden beri Arvasî okuduğumu, fikrî uyanışımı onunla yaşadığımı birkaç defâ anlattım. 1995 yılında Alanya Lisesi’nden ayrılıp Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oldum. İlk günlerdeyiz. Bir-iki kişi dışında kimseyi tanımıyorum. Sosyoloji bölümünün vize imtihanları varmış. Beni de gözetmen yazmışlar. Vazîfeli olduğum sınıfa girdim. Hoca geldi 6-7 soruluk bir kâğıt verdi gitti. Soruları dağıttım. İmtihan başladı. Ben de soruları şöyle bir gözden geçirdim. Gözlerim açıldı. Sorular sanki Arvasî Hoca’nın yazılarından çıkarılmış gibiydi. Determinizm kelimesinin geçtiğini hatırlıyorum. Hoca bir ara çocukların soracakları bir şey var mı diye sınıfa geldi. Çıkarken kapıda hocaya, “Hocam sorularınızı okudum, siz Arvasî hocayı tanır mısınız, okudunuz mu? Sorularınız onu okumuş birisinin sorularına benziyor” dedim. Rahmetlinin gözlerinin içi gülüverdi. “İmtihandan sonra benim odama gel” dedi. İmtihandan sonra odasına gittim. Kollarını açtı ve bana sarıldı. “Hocam ben fikir hayâtımı, istikâmetimi Arvasî Hoca’ya borçluyum” dedi. (Buna yakın bir cümleydi.) Ondan sonra bir hayli muhabbet ettik. Bir de baktık ki iki Arvasî Hoca sevdâlısıyız. O benden daha ileri. Bizzat tanıyor, ev sohbetlerine katılmış. “Bundan sonra sık görüşelim hocam” diyor. Gerçekten sık görüştük. Sonra âilecek birbirimize gidip gelmelerimiz oldu. Tayfun Hoca’nın üniversite yıllarından iki dostu da Kütahya’da idi. Birisi üniversitede, diğeri lise öğretmeniydi. Onlarla da çok sıkı ahbap olduk. Onlar da can dostlarımdır. Velhasıl Arvasî Hoca, bedenen bu dünyâdan gitse de rûhen bizi tanıştırmış, birleştirmişti. Şimdi o da gittiği diyardan bu dünyâda nice insanları tanıştıracak, nice dostlukları başlatacak. Buna bütün kalbimle inanıyorum.
Ben 28 Şubat’ta üniversiteden atıldım. Benim gibi yüzlerce atılan var o günlerde. Artık vefât ettiği için söyleyebilirim: Benim de atıldığımı öğrenince “Bir insana Müslüman olduğu için düşman olan Müslüman olamaz” diye düşünerek, derhal seccâdeye oturup elini açmış ve atanlara beddua etmiş.
Zaman zaman telefonlaşırdık. Bir gün yine bir telefonu geldi. Benim bu gazetede yayınlanan “Emeklinin Çilesi” şiirimi görmüş, beğenmiş, talebelerine ve dostlarına okumuş. Bu arada bir mısraın hecesinin eksik olduğunu da hatırlattı. Öyle anlardı şiirden.
Ben üniversiteden atıldıktan belki iki-üç sene sonra Alanya’ya geldi. Buradaki dostları topladım, bir akşam çay sohbeti yaptık. O arkadaşları, arkadaşlar onu çok sevmişlerdi. Dostluk hukûkuna çok ehemmiyet verirdi. Dostunun yükünü paylaşmayı büyük vazîfe bilirdi. Belki de bu yükün fazlalığından dolayı, “Husûsî dostluklar kurmada temkinli davranıyorum” demişti. Dost olduysa onu arkanızda bir kale sayabilirdiniz. Bu gelişinde 6 yaşındaki oğluma pilli raylı bir oyuncak tren getirmişti. Hâlâ çalışır. Oğluma vefâtını haber verdiğimde benim kadar üzüldü. Böyle küçükle küçük, büyükle büyük olmayı bilen bir “büyük” insandı.
Youtube’da birkaç videosu olsa da, çok az sayıda televizyon kanallarına çıksa da Tayfun Hoca bir gizli hazîne olarak yaşadı ve bu dünyâ defterini öylece kapattı. Türkiye ondan yeterince istifâde edemedi maalesef. Ama ne gam! Hizmet illâ da tanınmakla olmaz. Onun aslâ boş durmadığına ve yerine binlerce genç yetiştirdiğine kesin olarak inanırım. Şimdi o gençler ülkenin her tarafına dağılmış Tayfun Hoca güllerini ekiyorlardır.
Ah Tayfun Hoca’m! Kimleri ve kaç kişiyi yetim bırakıp gittiğini biliyor musun? Şimdi çok sevdiğin Arvasî Hoca ile buluştun. Sohbetinizi hayâl ediyorum da imreniyorum. Orada bize de bir yer ayırırsınız artık.
Tekrâr mülâkî oluruz bezm-i ezelde;
Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler.
TAYFUN HOCA HAKKINDA
İlkokul ve ortaokulu memleketi olan Manisa’da, liseyi Bursa Işıklar Askeri Lisesi’nde tamamlayan Amman, 1981 yılında Gülhane Askeri Tıp Fakültesi’ni kazanmış ve 1987 yılında mezun olmuştur. Üç yıl askerî hekim olarak görev yaptıktan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılmış, 1991 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde başladığı sosyoloji doktorasını “Sosyal Tabakalaşma ve Günümüz Fransız Sosyolojisinin Yaklaşımları” adlı teziyle 1995 yılında tamamlamıştır. 1993’de Marmara Üniversitesi’ne öğretim görevlisi olarak atanmış, aynı kurumda 2011 yılına kadar çalışmış; uygulamalı sosyoloji alanında 2000 yılında doçent, 2006 yılında profesör olmuştur. Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji ve İstanbul Arel Üniversitesi Sosyoloji Bölümlerini kurmuş olan Amman, Marmara Üniversitesi’nde Bölüm Başkanlığı ve Müdür yardımcılığı gibi birçok idari görev üstlenmiştir. 2014 yılından itibaren Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesiydi.
Sosyoloji teorileri, sosyal tabakalaşma, aile, spor ve din sosyolojisi alanlarında çalışmaları olan M. Tayfun Amman’ın, ulusal ve uluslararası bilimsel kongrelerde sunulmuş çok sayıda bildirisi ve çeşitli akademik dergilerde yayınlanmış makaleleri bulunmaktadır. Sosyoloji -Kavramlar, Kurumlar, Süreçler, Teoriler- Spor Sosyolojisi, Modernleşme Sürecinde Kadın ve Spor adlı kitapları yayınlanmıştır.