Ülke futboluna üzülüp, bayan voleyboluyla sevinme gafleti…
Ülke futboluna üzülüp, bayan voleyboluyla sevinme gafleti…
AHMET GÜLEMSEYEN
A Milli Futbol takımız son maçında Amerika Birleşik Devletleriyle oynadı. Irak, Afganistan, Suriye, Filistin gibi İslam ülkelerini kana bulayan bir ülkeyle yapılan futbol karşılaşmasının sonucu kimi, hangi manada ilgilendirdiğini kestirmek zor olabilir! Bildiğimiz ve şahit olduğumuz, ABD’nin turnuvaya katılan Müslüman kimliği taşıyan sporcusundan hakemine, seyircisinden teknik direktörüne kadar ayrıştırıcı-ırkçı-faşist bir politika uygulayan ülke olma kimliğiyle ön plana çıkıyor olması. Her defasında işgal, soykırım ve katil kimliğini ispatlarcasına Filistin’de katliamlarına devam ettiren İsrail’in arkasındaki güç olan bir ülke kimliğiyle bilinen ABD’yle yapılan müsabaka, duyarlı vicdanları rahatsız ettiği aşikâr. Aynı şekilde, ABD’nin hırçın-nefret-ayrıştırıcı bu tutumuna karşı tepki göstermek yerine duyarsız kalan FIFA, UEFA, IOC, FIBA gibi sporu yöneten uluslararası kuruluşların sessizliği. Bu da kimin kimle suç ortaklığının yansıması. Trump’a ‘Barış Ödülü’ veren FIFA örneğini unutmak mümkün değil!..
Sporun birleştirici değil ayrıştırıcı yönüyle ön plana çıkıp, siyasi bir yapıya dönüştüren batılı emperyalist güçler, uluslararası alanda olduğu gibi ülkemiz içerisinde de boş durmuyorlar. Sporcunun kılık kıyafetinden, spor yapılan ortama kadar Müslümanlığın gerekliliğinden uzak, inancından soğutan ve manevi değerleri hiçe sayan bir ortama çekilmeye çalışılıyor. Böylesi süreçlerin yaşanmasını tetikleyen en önemli etken, performans sporcuların aldıkları dereceler kadar, milli ve manevi değerin kaybolmasına zemin hazırlayan organizasyonlar. Bugün devam eden 2026 Dünya Kupası aracılığıyla nasıl ki ABD’nin ırkçı (ayrıştırıcı) kimliğini ortaya koyuyor benzer şekilde, sporun toplum üzerinde manevi yıkım örneğini, ikinci etabı Ankara’da yapılan 2026 FIVB Milletler Ligi’nin (VNL) bayan (kadın) voleybol maçlarında görmek mümkün. Bayan (kadın) sporcuların kıyafetinden, vücutlarına yaptırdıkları ve İslam’da yeri olmayan dövmelerine kadar, çocuk ve gençlere kötü örnek olacak vaziyete geldiğine şahit olmaktayız. İşin en acı tarafı, sahada yer alan bayan takımı için ‘Dört maçta dört galibiyet’ şeklinde, övgüyle söz edilmesi…
Ülke olarak, Batılıların (batının) spor adı altında dayattığı oyunun bir parçası haline gelmek, şanlı ve şerefli, bizi biz yapan değerlerin yok etmek üzerinden silindir gibi geçmekle eş anlamlı. Tüm bunları dinlendirirken, Aile ve Sosyal Hizmetleri Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “ALLY for Future: Genç Müslüman Kadınlar Liderlik Programı”nın kapanışında yaptığı konuşmasına şu ayrıntıya dikkat kesiliyoruz; “Yapay zekayı konuşurken, insan aklını ve vicdanını unutmamalıyız. İklim krizini konuşurken, bize emanet edilen dünyayı hatırlamalıyız. Kadının güçlenmesini konuşurken, dayanışmanın değerini kaybetmemeliyiz. Aileyi konuşurken, sevginin, güvenin ve aidiyetin insan hayatındaki yerini ihmal etmemeliyiz. Geleceği konuşurken, köklerimizle bağımızı koparmamalıyız. Çünkü biz, geleceğe yürürken yanımıza sadece bilgimizi almıyoruz. İnancımızı, hafızamızı, değerlerimizi, ailelerimizin duasını, toplumlarımızın beklentisini ve insanlığa karşı sorumluluğumuzu da alıyoruz…” Bakan Göktaş, program konuşmasında İslam ülkelerinden genç kadınları ortak bir gelecek fikri etrafında buluşturmaya gayret edeceğiz, demiş. İyi de demiş bakanımız! Bunları kendisinden dinlerken, sözde Türkiye’yi temsil eden bayan voleybol takımının kılık-kıyafetini, Dünya Kupasında mücadele eden futbolcuların saç stilleri, vücutlarındaki dövmelere kör-sağır olmamak önemli. Öyle yapmadığımız için değil mi, bir yanda savaş gemimizi konuşurken, diğer taraftan yok edilmeye çalışılan manevi değerlerle aile yapısının sarsılmasını izlemeyi sürdürüyoruz. Hakikaten yazık, hem de çok yazık. Silkinip kendimize gelmek, özümüzde var olan güzelliği muhafaza etmek, yaşamamız önem taşımaktadır.
Bu vesileyle Cuma gününün hikmet ve bereketi üzerimize olsun inşallah…