Bayılmaya az kaldı, uzatmak için Kağan bey konuştu da konuştu
Bayılmaya az kaldı, uzatmak için Kağan bey konuştu da konuştu
ALİ KARAHASANOĞLU
Silivri’de şov devam ediyor.
Bu kadar büyük paralar dönüyor ki, parti döneminde memurluğa alınanlara bile dağıtılan paralarla istenildiği gibi konuşmaları sağlanıyor.
Mafya 3 kuruş parayı bir tetikçiye veriyor, “ailen ihya olur, cezaevine girsen bile sana orda bakarız” deyip adam öldürtüyor da.
Milyarlarca lirayı, “sistem”e toplayan Ekrem İmamoğlu üç tane bürokrata büyük paralar teklif edip istediği gibi konuşturmaktan mı aciz olacak.
İşte dünkü duruşmadaki tiyatro.
İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı imiş. Adı soyadı: Kağan Sürmegöz.
“20 yıllık İBB kariyeri boyunca hiçbir disiplin ya da adli süreçle karşılaşmadım” diye başlıyor savunmasına.
Eşini öldüren katil kocalardan en az yarısı, suçları ayan beyan ortada olduğu halde savunmalarına böyle başlarlar.
“Hayatımda hiç kimseyi öldürmedim, kimseyle mahkemelik olmadım.”
Çok absürt bir suçlamaya muhatap olan insanların böyle bir savunma tarzına başvurmasını normal karşılarım.
Gerçekten önceki hayatlarında sürekli ihtilaflı işlere düşenlerle, hayatında hiç mahkemelik olmayanların yan yana konulmaması gerekir.
Ama hiç kimse de, “hayatımda karakolluk olmadım” cümlesi ile her türlü suçtan kendisini aklayacağını da zannetmesin.
Kağan bey, savunmasının girişinin hemen akabinde Ekrem İmamoğlu çetesinin tüm üyelerinin klasik savunma tarzlarında olduğu üzere o da hayat hikayesini anlatmaya başlıyor.
“3 küçük çocuğumdan yaklaşık 1,5 yıldır ayrı kaldım.”
Kağan bey 1.5 yıldır tutuklu olduğunuza göre dolayısıyla cezaevindeki insanların da sabahtan akşama kadar çocuklarıyla görüşebilme imkanı olmayacağına göre çocuklarınızdan ayrı kalmanız doğal.
Cezaevinde olan insanlardan bazıları çocuklarıyla birlikte kalıyor da sana bir ayrımcılık yapıldıysa onu hatırlatmak istiyorsan söyle.
Ama bizim bildiğimiz, cezaevine giren insanlar, çocuklarından-eşlerinden-annelerinden-babalarından maalesef ayrı kalıyorlar.
Bunu mahkeme huzurunda tekrarlayarak, mahkeme hakimine bilmediği bir şeyi mi söylemiş oluyorsunuz, yoksa oynamak zorunda olduğunuz tiyatronun senaryosunu yazanlar size bunları söylemenizi mi emretti?
Nitekim Kağan bey çocuklarından ayrı kaldığını belirttikten sonra devam ediyor: “Eşim, annem, babam çok zorlandı.”
Sadede ne zaman gelmeyi düşünüyorsun Kağan bey?
Biliyoruz cezaevindeki insanlar zorluk çekiyorlar gömleklerini günübirlik ütülü giyiyorlar. Ayakkabılarını boyatamıyorlar. Kravat çeşitleri yeterli olmuyor.
Bunları geçiniz, Adalar Belediyesi’nde yaşanan aktüel muhabbetten örnekleyerek aktaracak olursam, “100.000 Euro’nun altına inmemiz lazım başkanım” cümlesini bize anlatın.
“Ormanın içinde yapılan inşaat değil mi” diyerek bir belediye başkanının orman içindeki inşaattan haberinin olduğu, ama alacağı rüşvet sebebiyle sessiz kaldığı gerçeğini bize anlatın.
Kağan bey diyecek ki, ben Adalar Belediye Başkanı değilim, bu sorularınızı o belediye başkanına sorun.
Hiç bir şey fark etmiyor Kağan bey.
Siz de eğer dürüst bir bürokrat olsaydınız, “Ekrem İmamoğlu koca Saraçhane belediye binası varken, niçin otel köşelerinde jammerlar eşliğinde işadamlarıyla görüşür. Niçin bürokrat olduğumuz belediyede, bizim de başımızı belaya sokacak şekilde otel lobilerinden geçerken kameraları bantlattırır? 1,5 yıldır, cezaevinde sürekli bunu düşünüyorum ben” derdi.
Diyor mu?
Hayır.
“Rahmetli Kadir Topbaş emrinde nasıl çalıştıysam, Mevlüt Uysal emrinde nasıl çalıştıysam, Ekrem İmamoğlu ile de aynı şekilde çalıştım” diyor.
Biz de soruyoruz; rahmetli Kadir Topbaş bilmem ne otelinde günübirlik işadamlarıyla jammerlar eşliğinde ve lobide kameralar bantlanarak mı görüşmeler yapıyordu.
Mevlüt Uysal döneminde, belediyeden ihale alan işadamlarının otellerinde, ihale pazarlıkları jammerlar eşliğinde ve kameralar kapatılarak mı yapılıyordu.
Anlatın biz de öğrenelim.
“Hakkımda böyle örgüt isnadıyla bağdaştıracak hiçbir şekilde bir talimat süreci, gizli bir iletişim ya da kişisel menfaat asla söz konusu olmamıştır. Yani kapalı bir yapı asla olmamıştır. Bizim bağlı bulunduğumuz tek yer İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir” diyerek savunmasına devam eden Kağan beye sormak istiyorum:
“Görev başındayken belki farkında olmamışsınızdır. Büyük ihtimalle cezaevinde vaktiniz olmuştur iddianameyi okumuşsunuzdur. Ekrem İmamoğlu‘na yönelik isnatlardan haberdarsınızdır. En azından kendi adınıza konuşsanız, başkasını bilmem ama ben hiçbir suç niteliğindeki eylemin içinde değilim” deseniz, daha dürüst savunma yapmış olmaz mıydınız.
Bir Kağan beyden dürüstlük bekliyoruz ama, o elini tutuşturulan senaryodaki rolünü oynamayı sürdürüyor.
“2019 yılında 31 Mart seçimleri gerçekleşti ve Sayın Ekrem İmamoğlu mazbata sürecinden sonra yaklaşık 17 günlük bir başkanlık süreci olmuştu. İlk tanışmamız da o kısa süreç içerisinde oldu. O tarihte bütün ana arterlerde ‘Teşekkürler İstanbul’ afişleri asılıydı.”
Kağan bey böylece Ekrem İmamoğlu tarafından satın alındığını ayan beyan ilan ediyor.
Arkadaş İstanbul’da 31 Mart seçimleri sonrasında hangi afişlerin asılı olup olmadığı bir bürokrat olarak seni ne ilgilendiriyor?
Eğer o afişler illegal olarak asıldıysa görevin onları indirmek.
Ama şimdi Ekrem İmamoğlu’nun bastırdığı para karşılığında, onun bir gün önceki duruşmada yaptığı şov malzemesini Kağan bey de tekrarlıyor.
31 Mart seçimlerinde Binali Yıldırım, seçimi kazandıklarını hatırlatan “Teşekkürler İstanbul” afişlerini billboardlara yerleştirmiş.
Peki bu afişlerin Ekrem İmamoğlu hakkındaki yolsuzluk suçlamaları, iki villa avantası, Beylikdüzü’nde onlarca villanın belediyeden ihale verilen müteahhitlere satış gibi gösterilerek, satılmış gibi yapılıp tekrar geri alınması, ama paralarının iade edilmemesi süreçleri ile ne ilgisi var.
Kağan bey “ben o işleri bilmem” diyebilir.
İyi de biliyormuş gibi de konuşmayın o zaman.
Adalar Belediye Başkanının örneğinde aktaracak olursak, “100.000 Euro’nun altına düşmeyelim başkanım” muhabbetlerinin yapıldığı belediyeyi hiç kimse de aklamaya kalkışmasın.
Kağan bey dün uzun bir savunma yapmış.
Yeşilköy’de doğduğundan başlamış, aslen Konyalı olduğundan çıkmış.
Peki İhalelerdeki yolsuzluklarla ilgili ne demiş?
“Şimdi, bizim ihalelerimizin yapıldığı kanunumuz, Başkanım, 2886 sayılı Kanun’dur.”
Aaaaa. Mahkeme başkanı da ihalelerin yapıldığı kanunun 6882 sayılı kanun olduğunu zannediyordu. Vay canına be hakim yanlış biliyormuş.
Öyle mi Kağan bey.
En sonunda esas konuya yaklaşıyor Kağan bey.
İstanbul’da firma isminde 25.000’e yakın reklam kelimesi geçen olduğu halde İBB’nin ihalelerinde sadece 73 tane firma yarışıyormuş. Bununla ilgili savcılığa suçlaması varmış.
Kağan bey diyor ki,
“Katılım sınırlandırılmış denmiş. Yani bizim kaç firmanın katılımı söz konusu olsa bu eleştiri tarafımıza yapılmazdı? Yani 173 mü olsa, 1073 mü olsa, 10.073 mü olsa?”
Köşeye sıkışınca nasıl da efeleniyorlar, görüyor musunuz.
173’ü, 1073’ü, 10.073’ü boş ver Kağan bey.
Senin ihale verdığin adamların büyük çoğunluğu şu an yurt dışında kaçak ise sen bunda hiç sorun görmüyor musun.
Sorun görmüyorsan ya ahmaksın.
Ya da kendin de rüşvetçilerle ortaksın.
Dünkü yazımda, savunma sırasının son tutuklu olan Ekrem İmamoğlu‘na gelmek üzere olduğunu belirtmiştim.
Belki de Ekrem İmamoğlu’nun sorgulanmasını biraz daha geciktirebilmek için, Kağan beye görev verilmiş.
Sen mümkün olduğu nispette uzun konuş. Dağdan, bayırdan, tepeden bahset.
Cezaevindesin ama, çocuklarından da ayrı olduğunu ayrıca anlat. Anne babanın da senden ayrı olduğunu hatırlat.
Maksat, Ekrem İmamoğlu’nun iki villa rüşvetini, şöyle nato toplantısı falan tartışmaları arasında gargaraya getirmek.
Haydi bakalım görelim, iki villayı gargaraya getirebilecekler mi getiremeyecekler mi.
Haydi görelim, “100.000 Euro’nun altına inmeyelim başkanım” gargaraya gelecek mi gelmeyecek mi?