• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
TÜM YAZILARI

Kıbrıs deyip geçmeyin

23 Ekim 2021


Abdurrahman Dilipak İletişim: [email protected]

Kıbrıs sadece Türk ve Rum kesimlerinden ibaret bir ada değil. Kıbrıs aynı zamanda İngiltere, Rusya, AB ve İsrail demektir. Kıbrıs’a giden herkes bu alemin bir parçası değil elbette ama, giden politikacı, bürokrat, akademisyen ve özellikle de işadamlarının bir kısmı “Yavru vatan”ın dertleri ile değil de “Yavru”larla(!) ilgilenmek için giderler!

Demem o ki, Lefkoşe’de pişen bir şey varsa Ankara’ya, İstanbul’a, İzmir’e, Antalya’ya, Muğla’ya, Mersin’e de düşer.

Bu işin sağı solu, Alevi’si Sünni’si, Türk’ü, Kürt’ü, Arab’ı yok.

Peker şimdi bir başka adres üzerinden burada dönen fuhuş belgelerini yayınlayacakmış. Zaten daha dakika bir, KKTC Başbakanı gitti. Süreç bir işadamı ile başladı. KKTC ile ilgili iddialara bakılırsa, burada kumar da var, kara para işi de, fuhuş da var, uyuşturucu da.

Bana kalırsa bu bir kuşatma ve teslim alma operasyonudur. Bu gelişmeler, Ankara’da İstanbul’da birtakım çevreleri ciddi anlamda rahatsız etmiştir. Aslında onlara şu mesaj veriliyor: “Akıllı olun, uslu oturun, söz dinleyin, yoksa!..” Hiçbir zaman o kasetlerin bütünü açıklanmayacak! O kasetleri servis edenler, o tezgahı kuranlardır.

Bunlar bugünkü kayıtlar değil, eski arşivlerdir. Eee “sakla kasedi gelir zamanı”!.

Siyaseti yeniden dizayn etmek isteyenler bu kasetler ve belgeler üzerinden birilerini teslim alacaklar. Kasedi çıkanlar, ıskartaya çıkarılmış olanlar. Bu namus şovunda birilerinin kurban seçtikleridir. Böylece kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle deniyor. Onların içlerinden biri feda ediliyorsa, deşifre ediliyorsa, ona yönelik linç ne kadar şiddetli olursa, aynı dosyada adı geçen diğerlerini teslim almak o kadar kolay olur!

Bu tür kasetlerle siyasetin dizayn edilmesi yeni değil. Yakın zamanda Baykal’ın nasıl gidip Kılıçdaroğlu’nun nasıl geldiğine bakın. O süreçte başka kimler kaset operasyonunun kurbanı olmuşlardı, hatırlayın! Sanırım birileri 15 Temmuz’la da ilgili birtakım bilgi, belgeler servis edecekler. Bunların doğru olması da gerekmiyor. Bu belgelerin birçoğu fabrikasyon çıkmadı mı? Birileri de bu işlere bulaşırken bir gün bu işlerin bu noktaya geleceğini hiç düşünmüyorlar sanki. Çevrelerinde çok güçlü birçok kişi, isim olunca, bir de kendi aralarında bir “dehşet dengesi” olunca bir özgüven patlaması yaşıyorlar.

Bu işleri kim niçin yaparsa yapsın, birileri bu işi kendi kişisel hesaplaşması, siyasi çıkarları için de kullanacaktır. Hatta dikkat etmek gerek, birileri bu durumu fırsat bilip, yangına körükle gidercesine, kendi elindeki tek ya da sınırlı sayıdaki bilgi, belge, görüntüleri bu yolla servis edebilir. 

Hatta Deepfake görüntülerle, aslı astarı olmayan kurgular da gündeme gelebilir. Şantaj dosyaları gündeme gelebilir. Bu işlerin bu noktaya geleceği belliydi ve gelişmeler böyle bir şeyin yaklaştığını gösteriyordu. 

Bugün MOSSAD ajanlarına operasyon yapılıyor, Osman Kavala konusu AB ve ABD ile aramızda yeni bir sorun haline geldi. Durup dururken, Peker sonrası o çizgiden “Deli çavuş” diye biri daha çıktı. Bu kaynaktan ortaya atılan iddialar burada kalmıyor, birçok YouTube kanalında bunlar yorumlanarak daha başka detaylarla konu günlerce tartışılıyor. 

ABD’nin, Rusya’yı kuşatma politikası Japon denizinden Afganistan’a, Kafkaslar’dan, Türki Cumhuriyetlerden  Balkanlara, Baltık denizinden Karadeniz’e, Selanik’ten Girit’e kadar olan toprakları silahlandırarak Yunanistan’ı bir ‘garnizon’ haline mi getirmeye çalışıyor” konusu tartışılıyor. 

Aslında ABD Adriyatik’ten Doğu Akdeniz’e kendisine askeri bir güvenlik alanı oluşturmaya çalışıyor. Böylece ABD AB ile komşu olmasının ötesinde, Balkanlardan  Doğu Akdeniz’e bir koridor oluşturarak, Dışarıdan Rusya’yı kuşatırken, Balkanlar, Türkiye ve Mezopotamya havzasını, Arap yarımadası, Süveyş ve Kızıldeniz/ Nil vadisini kontrol etmeye çalışıyor. Öte yandan, bu koridorla Kuzey Afrika’yı tarassut altına alıyor. Yani sadece Çin faktörü değil, Rus faktörü de önemli ve tabii Hind faktörü de. Nereden bakarsanız bakın, bütün bunların bileşmesinde bir Türk ve İslam faktörü karşınıza çıkacak. Türkiye’yi çökertmek kimsenin işine gelmez. Ama Türkiye’yi birileri teslim almak istiyor sanki. O birileri “Hayır” diyen bir Türkiye istemiyor. Kendi emeline hizmet edecek ve İslam dünyasını kontrol edebilecek bir Türkiye arayışı var bu ülkelerde.

Bu süreçte birileri  içeride birtakım operasyonlar yapacaksa, dikkatleri başka yöne çekmeye çalışan sansasyonel gelişmelere dikkat. Mesela dolardaki hareketlilik de önemli. İçeride birtakım sorunlar yaşanırken, dikkatleri dışarıya çekmeleri de mümkün. Ya da tam tersi de olabilir. Bu işler biraz konjonktüre göre planlanır genellikle. Çünkü bu tür süreçte geleceği öngörmek her zaman mümkün olmayabilir. 

Bu süreçte asimetrik çapraz derin ilişkilere de dikkat etmek gerek. Bu gibi durumlarda herkes “olağan şüphelilere” bakar. Onlar yok değildir, ama gerçek onlardan ibaret de değildir. Charles De Gaulle, ABD’nin karşılıksız dolar bastığını öğrenince, dolar karşılığında varolduğu söylenen altınları istedi. 

Sol’un beklenen tavrı De Gaulle’e destek vererek, Amerikan emperyalizmine kafa tutmaları idi. 

Ama bizimkilerin 68 kuşağı diye övündükleri o kuşağı, Paris sokaklarına De Gaulle’e karşı süren ABD istihbaratı idi! 

28 Şubat’ın 5’li çetesini hiç akıldan çıkarmamak gerek. 

Kimdi o Devrimci İşçi Sendikaları ile Türkiye işveren sendikalarını bir araya getirenler!? 

Bugün de, İstanbul sözleşmesi ya İklim konferansında, Lanzarotte konusunda AK Parti, CHP, MHP, HDP, İYİ Parti’yi bir araya getiren kim? 

Anlayacağınız doğuda da batıda da siyaset cephesinde değişen fazla bir şey yok! 1960’larda, Bor’u millileştirme adına yerli işletmeleri kapatıp, Etibank’a devrettiren, Etibank’ı İngiliz Boraks Consalidet firması ile bir araya getirme sürecinde, zemini DİSK’le stabilize ettiler, sonra da  iş DP’li Sıtkı Yırcalı üzerinden sonuçlandırıldı. Bu arada NATO’nun “stratejik madenleri koruma ajans”ı Boraks’ı  stratejik maden ilan etti ve bu işin uluslararası pazarlama ve denetim yetkisini o Boraks Consalidet firmasına verdi.

Dünya, bölge, ülkemiz yine sisli bir döneme giriyor. Sadece ağzınıza burnunuza maske takmıyorlar, gözümüze at gözlüğü takmayalım. Aman dikkat. 

Selâm ve dua ile.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mihâl

‘AT İZİ İT İZİNE KARIŞTI’dedi ve bir gece yarısı beki de ermişlere , rufailere karıştı hayatımızdan çıktı gitti ...o gün bugün gören eden yok .... Bu 5 yıllık süre zarfında benimle zor ama kutsal yükü yüklenen tüm yakın mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Çokça hakkım geçmiştir haklarını helal etsinler. AT İZİNİNİN İT İZİNE KARIŞTIĞI, HAK ve BATILI AYIRT etmenin zorlaştığı böyle çetin bir zamanda bizlerin samimiyetine inanarak dua eden her bir vatandaşımızdan Rabbim razı olsun.... ‘EN KRİTİK DÖNEMLERDEN’ Türkiye tarihindeki belki de en kritik dönemlerden sayılacak olan bu 5 yıllık süre zarfında ülkeme ve ümmete hizmet etmeyi bana nasip eden Rabbime sonsuz hamdolsun. Gaybı, kalpleri ve hakiki niyetleri bilen mutlak güç sahibi Cenab-ı Allah bizleri Sırat-i Müstakim'den ayırmasın. ALLAH SONUMUZU HAYREYLESİN.... deyip gittiydi.... ne mübârek adammış , kalp gözü açık keşf û kreâmet sahibiymiş meğer ....bilemedik ....
  • Yanıtla

Mahir

Mustafa Kemal-Ali Kemal Savaşı ....... . M.Kemal , Milli Mücadele'de sadece işgalci emperyalizmle değil, yerli işbirlikçilerle de mücadele etti. İşte o yerli işbirlikçilerden biri de Ali Kemal'di. Ali Kemal, İttihat ve Terakki karşıtı ve İngiliz yanlısı Hürriyet ve İtilaf Partisi'ne mensup bir gazeteciydi. 1919'da kurulan Birinci Damat Ferit Hükümeti'nde Maarif (Eğitim) Bakanı ve İkinci Damat Ferit Hükümeti'nde Dahiliye (İçişleri) Bakanı oldu. İçişleri Bakanı Ali Kemal, 18 Haziran 1919'da illere bir genelge göndererek halkı “işgallere karşı sessiz kalmaya” çağırdı. Müdafaai Hukuk Cemiyetleri kurulmasını ve telgraflarının çekilmesini yasakladı. Milli kuvvetlerin bastırılıp dağıtılmasını istedi.  İçişleri Bakanı Ali Kemal'in vilayetlere gönderdiği 23 Haziran 1919 tarihli gizli tamimde Atatürk'ün görevden alındığı ve emirlerinin dinlenmemesi isteniyor. Atatürk, 21/22 Haziran 1919 gecesi arkadaşlarıyla birlikte Amasya Genelgesi'ni yayımladı.İçişleri Bakanı Ali Kemal, 23 Haziran 1919'da valilere gönderdiği gizli emirde, Atatürk'ün görevden alındığını, bu nedenle emirlerinin dinlenmemesini istedi. Atatürk, 24 Haziran 1919'da Ali Kemal'i padişaha şikayet ederek zaman kazanmaya çalıştı. Ali Kemal, 26 Haziran 1919'da bir genelge yayımlayarak “Milli ordu kurmanın ve milli savunma hazırlamanın felaket olduğunu” bildirdi. Halkı, orduya karşı koymaya çağırdı. “Askerlerin emirlerini yerine getirmeyiniz” dedi. Baskılara dayanamayan Ali Kemal, 26 Haziran 1919'da İçişleri Bakanlığı'ndan istifa etti. Ali Fuat Paşa, 27 Haziran 1919 gecesi bir karşı genelge yayımlayarak Ali Kemal'in düşmanla iş birliği yaparak Türk Milleti'nin direniş gücünü kırmaya çalıştığını belirtti. Ali Kemal'e Kazım Karabekir Paşa da tepki gösterdi. Atatürk ise ordu müfettişliği görevinin sürdüğünü bildirdi. Ali Kemal, önce Sabah, sonra Peyam, sonra da Peyamı Sabah gazetelerinde Atatürk'e ve Milli Mücadele'ye adeta savaş açtı. ARTİN KEMAL Ali Kemal, 9 Kasım 1918'de Sabah'ta, “İngiliz milleti kainatın en azimli milletidir. Osmanlı için (…) dışarıda İngiliz dostluğu…”diye yazdı. 15 Kasım 1918'de Sabah'ta “İki vatanımız var; biri vatanımız, diğeri Fransa” diye yazdı. 18 Kasım 1918'de yine Sabah'ta “Kurtuluşumuzu İtilaf siyasetinde görüyoruz” diye yazdı. Ali Kemal, 20 Mayıs 1919'da Fransız Yüksek Komiserliği'ne giderek Fransızlar kabul ederse hükümetin “Fransız mandasını” kabul edeceğini bildirdi. Önceleri Fransız dostu olan Ali Kemal, İngiliz Yüksek Komiser Vekili Amiral Webb'in değişiyle “bir dönme hareketiyle İngiliz dostu oldu.” 10 Ağustos 1920'de Osmanlı, Sevr Antlaşması'nı imzaladı. 13 Ağustos 1920'de Ali Kemal, Peyamı Sabah'ta, Sevr'i savunarak “İtilaf devletlerinin teveccühünü kazanmalıyız” dedi. 3 Mayıs 1921'de Peyamı Sabah'ta “Daima Avrupa'ya bağlıyız” diye yazdı. 2 Ağustos 1921'de Peyamı Sabah'ta, “Bolşeviklik çukuruna yuvarlanan Ankara'nın arkasından ayrılmalıyız. Büyük devletlerle, özellikle İngiltere ile uzlaşmalıyız” diye yazdı. Ali Kemal, İngiliz istihbaratıyla birlikte hareket ediyordu. İngiliz Yüksek Komiserliği Ataşemiliteri Tuğgeneral Wyndham H. Deeds ve Baş Tercüman Andrew Ryan'la sürekli görüşüyordu. 1918'de İstanbul'da kurulan İngiliz Muhipleri Cemiyeti'nin ve Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin yönetim kurulu üyesiydi. İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin başındaki Sait Molla'nın Rahip Frew'e yazdığı gizli mektuplar, Ali Kemal'in İngilizlere çalıştığını gösterdi. Örneğin, 5 Kasım 1919 tarihli 12. mektupta molla, papaza aynen şöyle diyordu: “Ali Kemal Bey'in listeye alınması zaruridir. Bu kadar sırrımızı taşıyan bu zatı gücendirirsek planlarımız olduğu gibi düşmanlarımızın eline geçer. Bu zatı sıkça kollayınız.” Başka bir mektupta ise “Ali Kemal'le iş birliği halindeyiz” cümlesi vardı. Ali Kemal ve Sait Molla, gayrimüslimleri Kuvayı Milliye aleyhine kışkırtıyorlardı. Bu amaçla sürekli Rum ve Ermeni patrikleriyle görüşüyorlardı. Ali Kemal, bağımsız bir Kürt devleti kurmak isteyen Kürt Şerif Paşa'yla da birlikte hareket etti. Ali Kemal, ayrıca İngilizlere yaranmak için “Sözde Ermeni Kırımı”nı savundu. İttihatçıların bu nedenle tutuklanıp yargılanmalarını istedi. Koyu İngilizci Ali Kemal'e, Ermenilere yakınlığı nedeniyle “Artin Kemal” denildi. âdî Ali Kemaller ebediyen cehennemin dibine , Mustafa Kemâller ebediyen Türk milletinin bağrında , cennettedir Allah'ın izniyle ....
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23