Namaz: Ruhun arınması
Namaz: Ruhun arınması
ABDULLAH YILDIZ
Geçen hafta, Muhammed Hamidullah’ın namaz tarifi bağlamında Veliyyullah Dehlevi’nin “Hüccetullah”ından yaptığı alıntıya yer vermiştik. Bugün alıntıyı itmam edelim: “Namaz esas itibariyle üç unsurdan ibarettir: Önce Cenâb-ı Hakk’ın azameti kibriyası karşısında zaaf ve kifayetsizliğimizi bilmekten ileri gelen tevazu hissi; sonra (Allah’ın) mutlak üstünlüğünün muvafık ifadelerle ikrarı ve nihayet vücut ve bütün azaların hürmete uygun duruş alması… Birisine karşı hürmet ifade etmek için ayakta durulur ve hürmet edilene, yardım istenilene karşı dönülür. Daha hürmetkâr olarak insan eğilir, başını tazimle indirir… Tevazuun zirvesi, hürmet edilen karşısında başı yere değdirerek eğmektir. -Bu hareket benliği ve şuuru en yüksek derecesinde teksif ettirir-… İnsan manevî tekâmülünün zirvesine tedricen eriştiğinden böyle bir seyahati üç merhaleden geçecektir ve tam bir dua/namaz üç duruşu içine alacaktır: Allah’ın huzurunda ayakta durmak, eğilmek ve başı yere koymak. Böylece insan Allah’ın yüceliğini, O’nun karşısında kendi tevazuunu hissetmek için ruhuna gerekli tekâmülü kazandıracaktır.”
Dehlevi’nin sözlerinden sonra Hamidullah devam eder: ‘Malûmdur ki beş vakit namaz Müslümanlara Peygamberimizin Miracı sırasında farz kılınmıştır. Ayrıca Resulullah (s.a.): “Namaz müminin miracıdır”buyurmuştur (Süyûtî, Camiu’s-Sağîr, Salât). Mümin namazın sonunda Allah’ın huzuruna çıkar… Namazda; önce ayakta durur, ellerini kaldırır ve “Allahu ekber: Büyük olan sadece Allah’tır.” der. Böylece Allah müstesna, her şeyden vazgeçerek O’nun iradesine boyun eğer. Rabbinin azametine hamdüsenalarda bulunduktan sonra, ilâhî azamet karşısında kendini o kadar mütevazı hisseder ki eğilir ve hürmet ifadesi olarak başını indirerek “yegâne azamet sahibi olan Rabbimin şânını yüceltirim” der. Sonra kalkar ve kendisini hidâyete erdirdiği için Allah›a hamdeder; bir an tefekkür ederek Allah’ın büyüklüğü ve kendi hareketinin küçüklüğü karşısında etkilenerek secdeye kapanır ve kemâli tevazu ile başını yere koyar ve “yegâne yüce olan Rabbimin şanını yükseltirim.” der. Sonra bu hareketleri tekrar ederek Allah’ın huzurunu, onunla doğrudan ve şahsen karşılaşmak için O’nun yardımını diler. Bu karşılaşmada, daima bir selâm teatisi vardır. Müslüman, bizzat Resulullah’ın Miraç’ta Allah ile arasında geçmiş olan karşılıklı selâmlaşma tabirlerini kullanır: “En mübarek ve temiz selâmlar, hürmetler Allah’adır.” “Selâm sana, ey Peygamber, Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerine olsun. Selâm bize ve Allah’ın sâlih kullarına olsun.”
İşte İslâm’da insanın en fazla yükselişi ve günde beş defa Rabbinin huzurunda oluşu Resulullah’ın Miracının hatırası olarak Allah tarafından müminlere bağışlanan ilâhî hediyedir.
Namazın manevî cephesi kadar birçok maddi faydası da vardır. Namaz günde beş kez mahalle halkını, haftada bir de şehir halkını (cumada) bir araya toplar. İki bayram namazında uzak köylerden gelen ziyaretçiler cemaatle ve bölgenin en yüksek memurlarıyla karşılaşırlar. Zira namazda imamlık etme imtiyaz ve vazifesi bölgenin idari reisinin; başşehirde ise devlet başkanınındır. İçtimai bakımdan ise bu namazlarda mümin, Allah’ın saltanatını kendi etrafında hisseder; hayatını askeri bir disiplin içinde geçirir; zira namaz imamın idaresinde gerçekleşen hakiki bir resmi geçittir. Bundan başka, dünyanın dört bir bucağının müminleri namazlarında bir tek merkeze -Mekke’deki Allah’ın evi Kâbe’ye- yönelirler. Bu hadise en sade insana bile tesir edecek ve onlara bütün ümmetin bir olan, hayat sahibi, her yerde Hâzır ve Nâzır, yegâne itaate layık olan Allah’a teslim olduğunu hatırlatacaktır.
Her namazdan önce abdest alınmalıdır: Vücut, elbise ve namaz kılınan yerin temizliği insan ve Rabbi arasındaki her karşılaşma, onun zaruri şartı olan ruh temizliğine/arınmasına eklenmelidir.
Bunlar maddi hayatı manevi hayata dönüştüren ibadet cephesidir. Ayrıca mümine her an, çalıştığı, yattığı, iş için kalktığı zaman düşünmesi tavsiye edilmiştir. Kur’an: “Akıl sahibi insanlar onlardır ki; ayakta iken, otururken, yatmış olarak Allah’ı hatırlarlar ve göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler: “Ya Rabbi! Sen bunları boş yere yaratmadın!” derler.” (Âl-i İmrân 3/191) buyurur. Bu nimetlerin karşılığı ise, onları bize verene karşı isyan ve adaletsizlik değil şükür ve itaat olmalıdır.’ (İslâm Peygamberi)