• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
TÜM YAZILARI

Toprak bütünlüğünün korunması

06 Nisan 2026
A


Abdullah Şanlıdağ İletişim: [email protected]

Toprak bütünlüğünün korunması

ABDULLAH ŞANLIDAĞ 

Tarım arazilerinin korunması, gıda güvenliği, sürdürülebilir kalkınma ve kırsal ekonominin devamlılığı açısından stratejik öneme sahiptir. Bu bağlamda, tarım topraklarının amaç dışı kullanımının sınırlandırılması ve arazi bütünlüğünün korunmasına yönelik düzenlemeler, kamu yararı perspektifinden değerlendirildiğinde gerekli ve yerinde adımlar olarak kabul edilebilir.

Ancak söz konusu düzenlemelerin, vatandaşın mülkiyet hakları ve sosyo-ekonomik gerçeklikleri ile ne ölçüde uyumlu olduğu, tartışılması gereken temel bir meseledir. “Devlet vatandaşın evini başına yıkacakmış” türden söylemler dolaşıma sokulabilir. Daha şimdiden bu konuda sosyal medyada büyük itirazlar yükselmeye başladı.


Kamu politikalarının başarısı yalnızca normatif doğruluğuna değil, aynı zamanda toplumsal algıya da bağlıdır. Özellikle kırsal kesimde yaşayan vatandaşların, düzenlemeleri adil ve uygulanabilir bulmaması, uyum düzeyini düşürmekte ve kayıt dışı uygulamaları teşvik edebilmektedir.

Son dönemde gündeme gelen düzenlemeler, tarım arazilerinde yapılaşmayı sınırlandırmayı, kaçak yapılaşmayı önlemeyi ve özellikle “büyük ova koruma alanları” gibi kritik bölgelerde tarımsal üretimin sürekliliğini sağlamayı hedeflemektedir.


Bir ülkenin geleceği, toprağına nasıl davrandığıyla doğrudan ilgilidir. Tarım arazileri sadece bugünün değil, yarının da ekmeğidir. Bu yüzden tarım alanlarının korunması, parçalanmasının önüne geçilmesi ve amaç dışı kullanımın engellenmesi elbette hayati bir meseledir.


Ancak burada sorulması gereken asıl soru şudur: Toprağı korurken, o toprağın gerçek sahiplerini yani vatandaşı ne kadar koruyabiliyoruz?


Son düzenlemelere bakıldığında, tarım arazilerinde yapılaşmaya ciddi sınırlamalar getirildiği görülüyor. Bungalovdan bağ evine kadar birçok yapı için izin şartı getirilmesi, kaçak yapıların yıkılacağının belirtilmesi ve “büyük ova koruma alanları”nda sıfır tolerans yaklaşımı… Kağıt üzerinde bakıldığında bu düzenlemeler doğru bir amaca hizmet ediyor gibi görünebilir.

Ama sahaya indiğimizde tablo o kadar basit değil. 

Sorun Kaçak Yapı mı, Yoksa Sistem mi?



Bugün köyünde, bahçesinde, dedesinden kalan toprağında küçük bir yapı kuran vatandaş ile büyük sermayenin yaptığı projeler aynı kefeye konulursa burada adalet duygusu zedelenir.

Çünkü vatandaş şunu sorar:

“Ben kendi toprağımda barınacak küçük bir yer yapamazken, nasıl oluyor da büyük projeler bir şekilde yolunu buluyor?”

İşte güven kaybı tam burada başlar.


Asıl Kangren: Miras ve Parçalanmış Araziler

Türkiye’de tarımın en büyük sorunlarından biri kaçak yapılar değil, çözülemeyen miras ve ifraz problemidir. Araziler bölünemiyor..


Hissedarlar anlaşamıyor, dolayısıyla satış yapılamıyor. Miras kalan birçok arazinin anlaşmazlık yüzünden işletilemediğini ve atıl kaldığını görüyoruz.

Sonuç?

Toprak ne korunabiliyor ne de verimli kullanılabiliyor.


Kardeşler arasında yıllarca süren davalar, satılamayan hisseler, ekilemeyen tarlalar…

Bu tabloyu değiştirmeden getirilen her yasak, sorunu çözmek yerine sadece erteler.

Adalet Olmadan Düzen Olmaz

Bir ülkede vatandaşın devlete olan güveni, adalet sistemiyle doğrudan bağlantılıdır. Yıllarca süren davalar, çözülmeyen mülkiyet sorunları ve standart olmayan uygulamalar insanları sistemin dışına iter.

Bu yüzden mesele sadece tarım politikası değil, aynı zamanda bir adalet meselesidir.

Ne Yapılmalı?

Tarım arazilerini korumak ile vatandaşın hakkını korumak birbirine zıt değildir. Aksine doğru politikalarla ikisi birlikte sağlanabilir:


Küçük ölçekli, barınma amaçlı yapılar için net ve adil kriterler getirilmeli

Miras ve hisseli tapu sorunları için hızlı ve kalıcı çözümler üretilmeli

Gerçek üretici ile rant amacı güdenler ayırt edilmeli

Denetim herkese eşit uygulanmalı, ayrıcalık algısı ortadan kaldırılmalı.

Toprağı korumak elbette bir zorunluluktur.


Ama o toprağın üstünde yaşayan insanı görmezden gelerek değil…

Unutulmamalıdır ki;

Toprak, üzerinde yaşayan insanla anlam kazanır. Vatandaşı mağdur eden bir koruma anlayışı sürdürülebilir değildir.

Gerçek çözüm, yasak koymak değil;

adaletli, uygulanabilir ve insanı merkeze alan bir denge kurmaktır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23