• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
TÜM YAZILARI

Allah’ın Nizamı İslâm -51-

07 Temmuz 2026
A


Prof. Dr. Yusuf Özertürk İletişim:

Allah’ın Nizamı İslâm -51-

Prof. Dr. Yusuf Özertürk

B- İSLÂM DEVLETİ                                                

4- İSLÂM DEVLETİNDE KUR’ÂN ANAYASADIR                     

b-Kur’ân’da devlet yönetimi ile ilgili temel hükümler

7-İslâm Devletinde Devlet Başkanlığı                    

a-İslâm’da bir rejim adı geçmez                      


*İslâm’da devlet yönetiminde bir rejim tarif edilmemiştir. (Demokratik; Doğrudan demokrasi, temsili demokrasi, Demokratik olmayan; Otoriteryen, totaliter, monarşi, oligarşi, diktatörlük, aristokrasi, sosyalist, vs). İslâm’da, devletin temeli olan prensipler, ana umdeler (Anayasa) vaaz edilmiştir. İslâm’ın Anayasası Kur’ân’dır. İslâm; Tevhid, Hak, Adalet, Liyakât, Emniyet, Ehliyet, Şûrâ, gibi temel kavramları esas almıştır. Bu prensiplere uygun olan ve hayata geçiren yönetim önemlidir, rejimin ismi önemli değildir. İslâm dinamik bir sistemdir. İslâm’da isim-şekil önemli değil, icraat önemlidir.              


b-İslâm’da Devlet Başkanlığı                 

*Hz. Peygamber’in Dinî ve siyasî otoriteyi birleştirerek toplumsal hayatın bütün alanlarına şamil bir sistem kurması, İslâm’daki siyasi düşüncenin temelini teşkil etmiştir. İslâm, dünya ve ahiret hayatını birlikte ele alan bir nizamdır. Dünya hayatının düzenlenmesinde; Kamu düzeninin sağlanması tabii olarak bir siyasal otorite ve devlet teşkilatını zorunlu kılmıştır. Esasen, Kur’ân ve Sünnet (Hz. Resulellah’ın uygulamaları) siyasi hayatın ve devletin işleyişinin esas umdelerini hem o çağda yaşayanlara ve hem de gelecek çağlara rehber olarak bırakmıştır. İslâm’a göre; Siyaset bir amaç olmayıp, topluma hizmette bir araç olmalı ve adalet ilkesine dayanmalıdır. Siyasi görev ve yetkiler de, liyâkât ve ehliyet esasına göre verilmelidir. Siyasilerde dürüstlük ve halkkaniyet ilkeleri aranmalıdır. Siyasiler, hem halka ve hem de Allah’a hesap verme şuuruyla siyaset yapmalıdırlar. Adaleti gözetmek şartıyla, dürüst ve hakperest bir siyaset yapmak ‘Nafile ibadet’ olarak görülmüştür. Siyasi iktidar, aslında Allah’ın, iktidar sahiplerine bir lütfu ve bir emanetidir. Siyasi iktidar sahiplerinin, yetkilerini hak ve adalet üzere kullanırlarsa dünya-Ahiret mutluluğuna ereceklerini, aksi olursa da, azaba duçar olacaklarını bilmeleri icap eder. Siyaset yapanların bu hakikâti asla unutmamaları gerekir. Siyaset ve toplum, birbirini etkileyen kaldıraç gibidir. Kur’ân Anayasasına göre icraat yapılırsa adalet dengesi sağlanır. Aksi olduğunda da, adaletsizlikler ve zulüm kaçınılmaz olur. Bunun şahitleri beşer sistemleriyle idare edilen ülkelerin ahalisinin durumlarıdır. Fakiri de, zengini de mutluluğu bulamamaktadır ve hep şikâyet edilmektedir. İnsanlar nasıl yaşıyorlarsa, idarecileri de onlara benzerler. İnsanlar lâyık oldukları şekilde yönetilirler. Siyasetin esasında bir siyaset ahlâkı olmalıdır. Her devlette siyasi ahlâkı sorgulayacak ve iktidarı denetleyecek ve de temel hakları koruma altına alacak hukuki bağımsız kurum ve kuruluşların olması zarurîdir. Bu konuyla ilgili olarak, Allah-ü Teâlâ şöyle buyurmaktadır; “İşte biz böylece, işledikleri günahlardan dolayı (tefessüh etmiş toplum) zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına dost(yönetici) yaparız” (En’âm-129).                               


c- Devlet Başkanı olarak Hz. Peygamber(sav) 


*Hz. Peygamber(sav), sadece Dini tebliğ eden bir elçi değil, aynı zamanda bir devlet başkanıdır. Kur’ânı tebliğ, talim ve hayata tatbik eden Hz. Resulellah’tır. Allah, Peygamberini vazifelendirirken, O’ndan sadece dini tebliğ etmesini istememiş, aynı zamanda dini hayatına tatbik ederek insanlara örnek olmasını, yani devlet başkanlığının nasıl icra edilmesi gerektiğini göstermesini de istemiştir. İslâm’ın benimsenmesi, yaşanması ve yayılması için sadece ferdî çalışmanın kâfi gelemiyeceği, siyasi bir teşekkülün (devletin) olmasının zarureti aşikârdır. Bu maksatla Hz. Peygamber Akabe bey’atlarıyla (Bî’at) kuracağı devletin temellerini atmıştır. Hz. Peygamber, İslâm’ı insanlara tebliğ edip, onların Din’e uymasını istemiş de, Kendisini bundan muaf tutmuş değildir. Hz. Resulellah, bizzat Kendisi herkesten ziyade Allah’a itaât etmiştir. Hz. Peygamber, madem insanlardan Allah’a itaât etmede bey’at (sadakât yemini) almıştır, Kendisi de Allah’a itaâtte sadakât yemini etmiş demektir. Hz. Resulellah, Kur’ân Anayasasına göre İslâm Devleti’ni yönetmiştir.                                         

Devam edecek…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23