Tarafsız olmak mümkün mü?
Gazeteci taraf tutar mı, tutmalı mı, ayrıca durduğu yer neresi olmalı? Ben 28 yıllık gazeteciyim, henüz taraf tutmayan bir gazeteciye rastlamadım. Gazeteciliğe, Turgut Özal rahmetliden sonra başladım. İlk göz ağrım Milli Gazete’dir. Şimdilerde beni “iktidarın yandaşı” olarak niteleyen Milli Gazete’ye ne diyeyim, bilmiyorum. Destekledikleri liderlerinin kimlerle birlikte olduklarına bir baksınlar.
Bizim durduğumuz yer belli ve eleştirmekten de çekinmiyoruz. İktidarın doğru yaptığı her hizmetin yanındayız. Bu ülkenin hayrına ne yapılıyorsa destekler, yanlışlarını da eleştiririz.
Radyoculuktan sonra dergi çıkarma maceramız da oldu. 1993’ten beri de Akit’te yazıyorum. Yani bir tarafım ve durduğum yer var aslında. Bu manada tarafsız, kararsız olduğum söylenemez.
Gündelik dilde, kararsızlık, çekimserlik, eylemsizlik, tepkisizlik gibi kelimelerin yerine de kullanılsa da; tarafsız olmakla kararsız olmayı birbirinden ayırmak lazım. Kararsız olmada, eylemsizlik, çekince ve bekleme mevcuttur.
Tarafsız gazeteci yoktur. Önemli olan amigoluk yapmamak ve ilkesizliğe düşmemektir. Birilerinin davulunu çalarken, iktidarlarını, servetlerini ve güçlerini gözeterek nemalanmaya çalışırsanız, sizden gazeteci olmaz. Zaten o türden gazetecilerin eleştirme hakları da olmaz. Eleştiremez ve hakikati haykıramazlar. Elbette partiler üstü kimlikle hizmet zordur. Zoru başarmaya çalışırken bir takım badireler, tavizler yaşanabilir.
Maksatlı bir şekilde yanlış ya da “yanlı” haberlerin yayınlanması, bireylerin özel yaşamını ve toplumsal düzeni tehdit eder. Haber tarafsız, yorum hür olmalı. Habercilikte altın kuralları hayata geçirmek lazım. Saha haberciliği ve gazetecilikle, köşe yazarlığı aynı şeyler değildir.
Sıcak haber için sahada koşturana ve kamuoyunu sağlıklı bir şekilde bilgilendirmek için zamanla yarışana saygı duyarım.
Haberi yazan gazeteci tarafsız olmalı derken, benim buna yüklediğim anlam şu: Yani sahada ne gördüyse, teyit ettiği bilgileri yorum katmadan okuyucuya aktarmasıdır. Kendiniz yorum yaparsanız, işin içine kendi doğrularınızı, bakış açınızı yansıtmış oluyorsunuz. Televizyon yorumcularına bir bakınız. Bunların tarafsız olduğunu söyleyebilir misiniz? Sonuçta ya iktidarın veya muhalefetin davulunu çalıyorlardır. Çalsınlar, insan oldukları için bu kaçınılmazdır.
Önemli olan ilke, farklı görüşleri anlamaya çalışmak ve aşağılayıcı ifadelerden uzak durmaktır. Kutuplaşmayı önlemek için cephemize, kimliğimize göre değil, konulara göre tavır almalıyız. Mesela bendeniz, doğruyu düşmanım da söylerse tasdik eder ve desteklerim. Yanlışı da babam yapsa eleştiririm. Kimsenin yancısı ve amigosu değilim. Ben dindarların hakkını da savunurum, mağdur edilmiş ve haksızlığa uğratılmışsa ateiste de sahip çıkarım. Mazluma kimlik ve din sorulmaz. Ama bizim bu anlayışımızı iktidar karşıtı medya doğru okumaktan acizler. Mesela ben CHP liderinin MEB binasına alınmamasını eleştiriyor ve doğru bulmadığımı yazıyorum. Muhalif olduğunu illa gösterecek ya, malum gazete, benim yazımı kuşa çevirerek, okuyucusuna şöyle aktarıyor: “AKP’ye yakınlığıyla bilinen Yeni Akit yazarı Abdullah Şanlıdağ, “Ortaçağ CHP’si” başlıklı yazısında, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Milli Eğitim Bakanlığı’na alınmamasını doğru bulmadığını belirtti.”
Bunlar kutuplaştırıcı ifadeler. Yeni Akit yazarı Abdullah Şanlıdağ demeniz yeterliyken, “AKP’ye yakınlığıyla bilinen kavramlarıyla kendinizi afişe ediyorsunuz.
•
Ahmet Taşgetiren, durduğu zemini sorgulayıp savrulduğunu söyleyenlere cevap vermiş. Ahlaktan, adaletten bahsetmiş. Karar’ın kalemşorlarına göre Ak Parti, azli istenilen Davutoğlu’ndan sonra sapma gösterdi. Ne kadar başarı ve iyilik varsa, Davutoğlu ve kurucu kadro döneminin hüküm sürdüğü yıllarda yaşandı. Onlardan sonrası tufan.
Taşgetiren de böyle düşünenlerden. Şu duasına amin diyorum: “Mahşer ortamında savunulabilecek işler yapmak lazım.”
“Ölçümüz kalmadı, adaletten saptık” diyebilen Taşgetiren, yedi kocalı Hürmüz’ü andıran ittifakla birlikte hareket eden Davutoğlu hakkında tek kelam edebiliyor mu? Daha dün “seni seviyoruz savunan adam” diyen bu adam, yedi düvele karşı mücadele eden Erdoğan’a, “Ömer’in üzerindeki elbisenin hesabını soran sahabeyi hatırlatıyor. Şahsen ben, Ömer’e hesap sorabilen dönemi hatırlatmayı “sübliminal mesaj” olarak görmüyorum. Hatırlatalım, tavsiye fayda verir. Aynı hatırlatma ve tavsiyeleri kendinize de yapabiliyorsanız, sıkıntı yok.







