Taraf olduğumuz meseleler
Türkiye’nin iç ve dış politikası bize göre istikrarlı bir şekilde yürümekte. Bazen sahada, bazen de masada, dünyanın patronlarıyla bir araya gelen Türkiye, diplomasi trafiğini de çok iyi bir şekilde yönetiyor. Dünyanın küresel gündemi pandemi (Covid-19) , sınırlarımızdaki terör operasyonları ve dahil olduğumuz bir kısım çok önemli gelişmelerden dolayı yer yer sosyal, ekonomik ve siyasi sıkıntılara duçar olabiliriz. Ben bir siyasetçi değilim. Mesleğim gazetecilik ve görevim objektif, tarafsız bir şekilde toplumu bilgilendirmektir. Yanılma payımız elbette vardır. Aynı zamanda vatandaş olduğum için de devletimin yanındayım ve bugün için devlete hizmet eden iktidarın da doğrularını tebrik ederim. Yanlışlarını ise bel altı vurmadan, üslubuna, edebine uygun bir şekilde eleştirebilirim.
Ben Türkiye’nin Suriye, Libya, Doğu Akdeniz’de vermiş olduğu mücadeleyi çok önemli ve elzem olarak görüyorum. Dolayısıyla bu dış politikasını, uluslararası çatışmaya dahil olma olarak değil, sahada hakkını alabilme mücadelesi olarak görüyorum. Suriye ve Libya’da askerimiz var. Allah onları korusun. Doğu Akdeniz’de Mısır, Yunanistan ve Fransa ile muhalif olabiliriz. Ege’ye dahi gözünü diken Yunanistan; Doğu Akdeniz’de hakça bir paylaşımdan yana değil. Mısır ve Fransa da öyle. Türkiye, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ işgaline de karşıdır. Dağlık Karabağ Azeri kardeşlerimizindir. Akdeniz’de sürdürdüğümüz sondaj çalışmasının Ermenistan’ı rahatsız ettiği kesin. İsrail’in Kudüs’ü işgali neyse Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı işgali de odur. Dağlık Karabağ’da Ermeni nüfusunun olması, Karabağ’ın işgalini hiçbir şekilde meşrulaştırmaz. Almanya’da Türk nüfusunun çok olması, Türkiye’nin Almanya’yı işgal etmesini gerektirmez. Böyle saçma sapan bir argümandır Ermenistan’ın içine düştüğü durum. Karabağ Ermenileri Azerbaycan hakimiyetinden rahatsızlarsa, mübadele yapılabilir. Yahut da Ermeni nüfusun kendi topraklarına iskanı sağlanabilir. Hiçbir argüman, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı işgalini meşru gösteremez.
KAFKASYA’NIN SORUNU BİTMEZ..
Kafkasya sorunu 30 yıldır gündemde. Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı işgaliyle tekrar ısındı. Karabağ’da artık diplomasi sonuç vermeyince savaş kaçınılmaz oldu. Uluslararası örgütlerin bu işgale bir çözüm bulması imkansız. AGİT’e (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) üye olan Rusya, Fransa ve ABD mi Karabağ’a çözüm bulacak? Sorunun asıl müsebbipleri bunlar.. Rusya denen haydut devlet, taraf olduğumuz her meselede bizim karşımızda durmaktadır. Moskova rejimi çözüm grubunun eş başkanlığını yürütüyor. Ermenistan’a silah gönderen Rusya’dır.
Türkiye, uluslararası hukuk kuralları ve ilgili BMGK kararları gereği Azerbaycan’a destek veriyor. Ermenistan, Dağlık Karabağ’da işgalcidir ve Türkiye Azerbaycan topraklarının işgali son bulmadıkça Ermenistan’la diplomatik ilişkilerini askıya almalıdır. Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’dan ayrılarak bağımsız bir bölge ilan edilmesi asla kabul edilemez.
…………..
Türk Tabibleri Birliği’ni tel’in ediyorum..
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı “Hasta ne, vaka ne? Söyle Bakan, söyle!” diye ısrarcı olanlar, akılları sıra Bakanı köşeye sıkıştıracaklar. Bakan bey tane tane anlatıyor, anlamak istemiyorlar. Bre gafiller, Türkiye’nin koronavirüs ile ilgili yaptığı tüm açıklamaların, Dünya Sağlık Örgütü’nün standartları ile belirlendiğini dahi bilmiyorsunuz. Çin, mart ayında yapılan değişikliğe kadar, test sonucu pozitif çıksa da asemptomatik olan kişileri vaka sayısına katmıyordu.. Sonra katmaya başladı. Şimdi biz aynısını yapmaya kalkışınca kıyameti koparıyorlar. Birileri Tabibler Birliğine, devlet yönetmenin dernek yönetmeye hiç benzemediğini öğretmeli. Öğretmeli ki, bunlar derslerine iyi çalışsınlar. Bunların sağlığımızla, salgınla ilgilendikleri yok. Bunların tek derdi, muhaliflik yaparak fitne çıkarmak. Bilimsel bir şeyler söyleseler, baş tacı diyeceğiz.
Sağlık sistemi, “Ben virüs kapmış olabilirim” diye başvuran herkese hizmet verebilme kapasitesine sahiptir. Sağlıkçılarımız bizim için canlarını ortaya koyarak çalışıyorlar. Filyasyon ekipleri; testi pozitif çıkanları, onlarla temas halinde olanları tespit ediyor, takip ediyor, izole ediyor. Sonra da sürekli takipte kalıyor. Taşıyıcının dahi izini süren bir devlet, hasta sayısı ile vaka sayısı ayrımını yapınca, kudurdular. Bak işte; “başından beri bakanlık vaka sayısını eksik söylüyor” demeye başladılar. Hasta ve vaka sayılarına kafanızı takmayın. Rahatsızlığınız olduğunda hastaneye gittiğinizde devlet sizi ihmal ediyor mu? Hayır. “Ben test yaptırmak istiyorum” dediğinizde yapmayan var mı? Hayır. Filyasyon ekipleri sahada mı? Evet. Peki vaka ve hasta sayısıyla kafaları karıştırmaya çalışan Türk Tabibleri Birliği’nin derdi ne?
………….
Fehmi Koru diyor ki,
“Namık Kemal’in Osmanlı döneminde, Refik Halid’in Cumhuriyet’in ilk yıllarında içine düştükleri sürgün hayatında, 1980 öncesi ve sonrasında ülkeden kaçanların gurbette yaşadıkları, önemli eserlere esin kaynağı olmuştu; şimdilerde ülkelerinden ve kentlerinden gönüllü olarak ayrılan kaçkınlar da acaba yeni bir edebi doğumu gerçekleştirebilecekler mi?
Koru’nun sözünü ettiği kaçkınları merak ettim doğrusu.







