--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Siyasette vefa

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
44

Makam ve mevkiler gelip geçicidir. Mahkeme kadıya mülk değildir. Baki olan sadece Allah’tır. O’nun zatının dışında her şey yok olmaya mahkûmdur. Ne olursan ol, dönüp dolaşıp geleceğin yer kara topraktır. Bu dünyanın bir imtihan yeri olduğunu hepimiz biliriz, ama nedense uygulamada aksini yaparız. Kulluk şuuru, ihlas, samimiyet ve dava adamlığı kodlarımızda zafiyet oluştu. Kırıp dökmek, gıybet yapmak, karşımızdakinin hak ve hukukunu çiğnemek, iyice sıradan şeyler gibi görülmeye başladı. Gönül coğrafyamız kirlendi. Tatlı dil, güler yüz ve tebessüme hasret kaldık. Dil yarası bizi bitirecek. Her şeyi hoyratça tüketiyoruz. Biz hangi ara bu hale geldik? Oysaki mü’minler kardeştir, birbirinizin ayıp ve kusurlarını araştırmayın düsturuyla yetiştirildik. Takva bizlerin en güçlü limanıydı. “Görev istenmez, layık olana verilir” ilkesi, hepimizin temel düsturuydu.

Sene 2001’de Recep Tayyip Erdoğan Kahramanmaraş’a gelmişti. Mustafa Aydoğar’ın bağında çekirdek kadro ile istişare toplantısı yapıldı. 

Beni de davet etmişlerdi. Ak Parti’nin temellerinin atılmaya başlandığı yıllardı. İsmi bende kalsın, Milli Görüş’e yıllarca hizmet eden bir kardeşimiz Tayyip Erdoğan’dan söz hakkı istemeden (o esnada Erdoğan konuşma yapıyordu) Tayyip Erdoğan’ın yüzüne karşı, “Necmettin Erbakan olmasaydı, seni kim tanırdı? Bulunduğun makamlara Erbakan sayesinde geldin” dedi. Üslup ve davranış etik değildi. Sayın Erdoğan orada misafirdi. Ev sahibi misafirine öyle hitap edemezdi. Üstelik o anda konuşuyordu. Konuşması bitince söz istenir, hakaret etmeden usulünce eleştirebilirsin. Erdoğan yine de o kişiye karşı üslup ve nezaketini bozmadan “nefsimle oynama” demekle yetindi.

Şimdi Erdoğan’ın Davutoğlu ve Babacan hakkında söylediklerini işitince, yukarıda yazdığım hatıra gözlerimde canlandı. Şahsen bendeniz yıllarımı Erbakan hoca ve davasına adamış birisiyim. Onun rahle-i tedrisinden geçtim. Gençlik yıllarımdan beri de Erdoğan’a ayrı bir sevgim var. Ak Parti’nin tamamını Erdoğan’a değişmem. Bin tane oyum olsa bir tanesini de CHP’ye ve altılı masaya vermem. Reisin bendeki sevgisi ayrıdır. Lakin Davutoğlu ve Babacan hakkındaki sözlerinin ağır olduğunu söyleyebilirim. 

Davutoğlu ve Babacan’ın, Erdoğan hakkında söylediklerini de bir vefasızlık olarak görüyorum. 

Ama haddinden fazla şiddetin gayedeki hikmeti yok edeceğini hatırlatmak isterim. Bir kavme, lidere veya şahsa olan kinimiz, nefretimiz, bizi onlar hakkında adaletsizliğe sürüklememeli. 

Hiç kimse kimsenin lütfu sayesinde bir yerlere getirilmiyor. İnanç kodlarımız da fay hattından nasibini aldı. Allah’ın lütfunu unuttuk mu? Kişi çalışır, didinir; Allah da nasip eder. 

“Tayyip Erdoğan olmasaydı sen bir hiçtin” diyenlere “Biz olmasaydık Tayyip Erdoğan bir hiçti aynı zamanda” diyen Davutoğlu da maksadını aştı. Böyle bir yere varılmaz. Seçmen de bu üslubu onaylamıyor. 

Erdoğan, siyasette hikâyesi olan güçlü bir lider. Ehliyet, liyakat ve temsil kabiliyetine önem verir. O dönemde Davutoğlu ve Babacan’da liyakat ve temsil kabiliyeti görmüş olmalı ki, onlara görev verdi. 

Erdoğan ve Ak Parti olmasaydı, muhtemelen Davutoğlu ve Babacan’ı da tanıyan olmazdı. Davutoğlu ve Babacan’ın siyasetteki yükselişlerinde elbette akademik kimliklerinin payı vardır. Allah’ın iradesi, Reisin de vesile olmasıyla makam sahibi oldular. Tek başlarına belki bir şey ifade etmeseler de, kariyer ve liyakatleriyle Ak Parti’yi besleyen damar oldular. 

Ak Parti niçin MHP’ye ve başka partilere muhtaç hale geldi? Ak Parti’nin yükseliş devrinde bu insanlar vardı. Şimdi ayrıldılar diye düşman veya hain ilan etmek, siyasete bir artı değer katmaz. 

Bıçak sırtı bir zeminde duruyoruz. Altılı masadan bir şey olacağı yok. Kararsız seçmen Ak Parti’yi dikkatle izliyor. Hata yapmaz iseniz sizi tercih edebilirler. HDP dahil, altılı masanın tek bir derdi vardır, o da Ak Parti’den kurtulmak. 

Bunun için her yolu deneyecekler. HDP’nin “PKK’nın uzantısı, sözcüsü ya da destekçisi” olmadığına dair söylem geliştiren Demirtaş ve HDP’li üst akıl, PKK ile irtibat ve iltisaklı bir Parti’nin iktidar olamayacağını anladılar. Terörden beslenen bir siyasal oluşumun altılı masayı da menfi yönde etkilediğini düşünen küresel ve yerel aktörler, HDP’ye yeni bir misyon yüklediler. 

Bundan sonraki süreçte HDP’nin PKK ile mesafesinin açılması için ne gerekiyorsa yapabilirler. 

Ak Parti zaten PKK’nın Türkiye ayağını ve merkezini yer ile yeksan etti. Sınır ötesinde konuşlanan terörün nefes borusunu kesmek için de hazırlıklarını sürdürüyor.

Dolayısıyla altılı masanın aktörleri ve HDP, seçime kadar milleti HDP’nin PKK ile bir bağlantısının kalmadığına, sözcülük ve destekçisi konumunun sonlandırıldığına ikna etmeye çalışacaklar. 

Abdullah Öcalan da dahil Kandil ve diğer argümanlar terk edilecektir. HDP’ nin Ak Parti iktidarının değişmesi için ortak aday belirleme çağrısı ses getirir mi bilemem ama, istediği olmasa dahi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefeti destekleyeceğini söyleyebiliriz.

 

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle