--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Salgınla yaşamaya alışmak

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
0

Koronavirüs, tıbbi terimle Covid-19 küresel bir salgın olarak tüm dünyayı tehdit ediyor. Ancak müspet tarafı şu ki, tarihte görülen diğer pandemilerdeki etkenler kadar güçlü değil. Eğer şiddetli bir kronik rahatsızlığınız yoksa ve yaşınız da 65 yaş üzeri değilse, ayakta bile atlatabileceğimiz bir salgınla muhatabız. Koronanın dış ortamda yaşam süresi kısa ve ölüm oranları düşük. Ancak böyle olması, salgını hafife almamızı gerektirmiyor. Uzmanların uyardığı basit tedbirlerle salgını baskı altına alıp sınırlamak mümkün. Dağda sürüsünü otlatan çoban dahi salgını “pandemi” diye zikrediyor. Bir hayli yol aldığımız realitedir. Tüm dünyada ülke sınırlarını aşarak tüm coğrafyaya yayılan, insandan insana geçiş gösteren ve büyük toplum kesimlerini etkileyen salgındır pandemi. Unutmayalım ki, veba salgını da bir pandemiydi ve 50 milyon insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuştu. Yine İspanyol gribinde de dünya nüfusunun üçte biri hayatını kaybetmişti. Günümüze gelecek olursak koronavirüs pandemisi, kontrol altına alınabilmiş bir pandemi olmamakla birlikte, alınması mümkün olmayan bir salgın da değildir. Tarih, biz yaşarken yazılıyor. Çok önemli bir süreçten geçiyoruz. Bir tarafta salgınla mücadele edilirken diğer tarafta Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Libya ve Suriye meselesi var. Yunan krizi henüz aşılmış değil. Türkiye bu krizi diplomasi yolu ile çözemez ise geri adım atılacağını pek zannetmiyoruz. Kaderde savaş varsa, sırtımızı Allah’a dayayıp savaşırız. Doğu Akdeniz zengin bir enerji potansiyeline sahip. Küresel kefereler bölgenin zenginliğini yalnız başına sömürmek istiyorlar. Adilce bir paylaşım varken, sadece kendi ülkesinin çıkarlarını düşünen ülkeler savaş sebebidir. Salgını bir şekilde atlatırız da asıl pandemi, ülkemizde gözü olanlarda. En büyük terör de budur. Bölge, çok ciddi gelişmelere gebe..

Dert etmeye gerek yok. Zaten korkunun da ecele bir faydası yok. Korktuğun şey başına gelir. Lakin tedbiri de elden bırakmayacağız. Hem pandemiyle ve hem de Türkiye üzerinde hesapları olanlarla; hangi dilden anlıyorlarsa o dilden mücadelemizi sürdürmeliyiz. Depremle yaşamaya nasıl alıştıysak koronavirüse de aynı şekilde alışacağız.

Salgının kontrol altına alınması için, aşının bulunması veya hastalığı geçirerek bağışıklık kazanan kişi oranının % 50-60’ın üzerine çıkması gerekiyormuş. Aşı bulunmadığına ve yukarıdaki oranı da yakalayamadığımıza göre koronavirüsle uzun süre mücadele edeceğiz. Anlaşılan, herkesin bağışıklık kazanma sürecinde çok dikkatli olması gerekiyor. Yakalanan kişide kronik rahatsızlık yoksa vücut antikorla virüse erken cevap veriyor. Bir de salgına yakalanıp da yenen kişinin, ikinci kez yakalanma riski az da olsa var. Aşı bulundu diyelim. Yine üzerinden bir 6 aylık zaman diliminin geçmesi gerektiğini Bilim Kurulu ifade ediyor. Acizane bendeniz, başta Sağlık Bakanlığımız olmak üzere tüm sağlık teşkilatımıza güveniyorum.

Bir teşekkür de filyasyon ekibine..

Salgın nedeniyle bütün sağlık teşkilatımız özveriyle çalışıyor. Canları pahasına sahadalar. Bizlerin sağlığı için kendi sağlıklarını hiçe sayıyorlar. Sağlıkçılarımızın hakkı ödenmez. Bendeniz özel olarak filyasyon ekibine teşekkür etmek istiyorum. Geçen bir mahallede kendileriyle, karantinaya alınan bir evde haber yaparken bunu daha iyi anladım. Biliyorsunuz filyasyon ekibi direkt bulaşlı kişilerden ziyade temas halindeki kişilerin izini sürüyor. Tanı konan hastalara, adeta bir cinayet dedektifi gibi, geriye doğru iz sürülerek kimlerden hastalığı aldığının çalışmasını yapıyor arkadaşlarımız. Onları sahada gördükçe bir yandan bizim adımıza sevinirken, kendileri adına üzülüyorum. Onlara ne kadar teşekkür etsek azdır. İyi ki varsınız sağlıkçı kardeşler. 

 

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle