Salgında hangi noktaya geldik?
Bir mübarek Ramazana daha eriştik. Yüce Rabbim, hakkıyla eda etmeyi nasip etsin. Benim yaşım 51’e dayandı. Babam ise 77 yaşında. Babama, hayatında böyle bir şeyle karşılaşıp karşılaşmadığını sordum. “Yok evlat!” dedi. Babam, dedesinin yaşadığı dönemde bir salgından bahsetti. O da zannedersem; yüz yıl önceki İspanyol gribidir. 1918’de, Birinci Dünya Savaşı ile birlikte önce Avrupa sonra dünyanın birçok ülkesini saran İspanyol Gribi salgını iki yıl boyunca üç büyük dalga halinde sürdü. 50 milyon insanın yaşamına mal oldu. Sosyal ve ekonomik yaşam adeta felç olmuştu.
Hiçbir zaman camiler ibadete kapatılmadı, Kâbe böylesine öksüz kalmadı. Bu koronavirüs, anayı babadan, karıyı kocadan ayırdı. Tabii hal böyle olunca; buruk bir Ramazan iklimi yaşıyoruz. 5 vakti cemaatle kılıp kaynaşarak, garip gureba ziyaret edilerek eda edilen bir Ramazanın keyfi başkadır. Akşam iftarın bereketi, gece kılınan teravihin huşusu bir başkaydı. Tüm bunlar, bu yıl olmayacak. Farklı bir Ramazanla bu yılı böyle geçireceğiz. Orucumuzu tutacağız, evimizde teravih kılacağız; zekat, fitre ve infak gibi hayır hasenatımızı ihmal etmeyeceğiz.
Salgında neredeyiz?
Koronavirüs salgınıyla mücadelede hedeflenen tarih; Ramazan Bayramı sonrasına işaret ediyor. Bilim Kurulu, bu ayda da sosyal mesafe, izolasyon ve evde kalmaya dikkat çekiyorlar. İstanbul, pik yapma noktasına geldiyse de diğer 30 Büyükşehirde henüz beklenilen noktaya gelinmedi. Bu mücadelenin sonucunu şimdiden söylemek için henüz erken.
ABD, Çin, Avrupa ülkeleri ve Türkiye karantinayı sonlandırmak için mücadele ediyorlar. COVID-19 salgınının neden olduğu halk sağlığı sorunlarını aşmanın yolunu hep birlikte aramalıyız. Bunun en emin yolu, Bakanlığın ve Bilim Kurulunun tavsiyelerine uymaktan geçiyor. Evet, aslında karantina en fazla devlete zarar veriyor. Lakin devlet için, kendi vatandaşının sağlığı ekonomiden ve diğer şeylerden önce gelir. Her şey insan içindir. Ülkelerin ekonomisi durma noktasına gelse de, bu salgının nefes borusunu kesinceye kadar tüm tedbirleri almaya ve evde kalmaya devam edeceğiz.
Bir de şu var; Koronadan iyileşen insanımızın koruyucu bağışıklık kazanıp kazanmadığını söylemek için de henüz çok erkendir. Önümüzde çok ciddi ve dikkat etmemiz gereken bir süreç var. Korona ile ilgili yapılan deney, çalışma, aşı da dahil tüm bilimsel çalışmalar tamamlanıncaya kadar, bütün önlemler alınmalı ve halkımız bu hususta bilinçlendirilmelidir. Kronik rahatsızlıkları bulunan vatandaşlarımız ve Koronavirüsü atlatmış hastalarımızın karantinasına dikkat edilmelidir. Ciddi komplikasyon riski olanların nasıl korunacağı noktasında planlama yapılmalıdır. Şu ana kadar Bakanlık ve Bilim Kurulu vaziyeti çok iyi idare ettiler. Süreci yönetme, gerçekten beceri ister. Hekimlerimizin, tıbbi malzemenin yeterliliği, erken alınan tedbir işimizi kolaylaştırdı. Şimdi mantıklı strateji üretme zamanı. Covid-19 ders veriyor. Önlemleri gevşettiğimiz anda, yeni dalgalanmalar baş gösterecektir. Rehavete kapılmayalım diyoruz ya hani, işte tüm mesele bu. Uzmanlar, önlemlerin zamansız gevşetildiği ülkelerde üçüncü bir dalga ile virüsün yeniden yayılacağına işaret ediyorlar. Salgının çok sayıda ölüme yol açması halinde ülkede sıkı karantina, hijyen ve izleme önlemleri alınıyor. Türkiye, Korona salgınına en son yakalanan ülkeler arasında yer alıyor. Gelinen süreçte ölüm ve vaka, iyileşme sayımız iyi denebilecek noktada. Dolayısıyla devlet, çok sıkı bir karantina uygulamasına gerek duymadan bu işi 30 Büyükşehirle götürmeye çalışıyor. Bu illerden giriş ve çıkış yasak.
Sözün özü; İspanyol gribinin dalgalar halinde iki yıl devam etmesinin sebebi, önlemlerin zamanından önce gevşetilmesidir. Süreci bu kadar iyi yöneten Türkiye, önlemleri birden gevşetmek yerine kademeli bir süreçle, bölge bölge uygulama yapması faydalı olacaktır. İki yılda dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanın ölümüne neden olan bir pandemi, günümüz dünyasına birçok kıymetli ders bırakarak geçip gitti. Şimdi o pandeminin yeni türü ile karşı karşıyayız.







