Market lobisi, ibrik ve söylem üstünlüğü
Dedem rahmetli Pazarcık’ta 92 yıl yaşadı. Ben henüz olayların derin yüzünü anlayamayacak yaşta bir çocukken, 80 yaşındaki dedem toprak evinin çardağında ibrikle (kendisi ırbık derdi) abdest alırdı. Oysa evin önünde gürül gürül akan bir çeşme vardı. “Evlat, denizde de olsan suyu israf etmeyeceksin” diyerek, her şartta ibriği tercih ederdi. Onunkisi tasarruf, biraz da ekonomi amaçlıydı. Şimdilerde İBB’nin vapurlarda logolu yeni karton bardakları ve mezarlıklara yerleştirdiği ibrikler gündeme oturunca, dedemin 40 yıl önceki ibriğini hatırladım. Nostalji adına, saha haberlerinde bir dönem ben de ibrik kullandım. Ama benimki plastik değildi, Bakırcı Ali ustanın alüminyum ibriğiydi. İbriği, yokluk yıllarında sobanın üzerinde su ısıtmada kullandım bir süre.
Hayli zamandır Ak Parti’nin kaptanlığını yaptığı geminin saldırılara uğradığını, batırılmak istendiğini dillendiriyorum. Bunu yaparken de bel altı vurmamaya, daha ziyade özeleştiri yapmaya çalışıyorum.
Benim uzun zamandır tencere teorisi olarak ele aldığım konuyu farklı kulvarlarda hem iktidara yakın kalemler, hem de muhalif kanat yazmaya başladı. Market lobisi, işin sadece yüzey kısmı.
Market ağaları ile birlikte, diğer eşyalara gelen zamlar da takip altına alınmalı.
Üretim artırılmalı, ihracat ve ithalat dengelenmeli, yabancı paranın ülkemize yeniden girişini sağlanmalı.
Sarımsak ve biber üreticisine mikrofon uzattığımda hepsi de aynı dertten mustarip. Girdi değerlerinden şikâyet ediyorlar, ürettiği ürünün karşılığını alamadığını söylüyor.
Tarlada akşama kadar bir çuval biber toplayan tarım işçisi, aldığı ücretle bir kilo çay ve şeker aldığını beyan ediyor. Bunu bir kenara not edin, şimdi yazacaklarımı; sonrasında bunlarla kıyaslayarak, bir sonuca ulaşmaya çalışalım.
Sabah gazetesi yazarı Dilek Güngör, “Nükleer Santral inşa ediyorsun, Karadeniz’de gaz buluyorsun. Mezarlıktaki ibrik kadar ya da vapurdaki karton bardak kadar gündem olmuyor. Çok tuhaf değil mi? Hükümet mi yaptıklarını anlatamıyor, muhalifler mi algı oluşturmayı daha iyi beceriyor bilemedim” diyor.
Bilemezsin tabi.
Çünkü “Ak Parti seçmeni hizmete doydu” demek işin kolayı.
Seçmenin psikolojisini, bunca hizmete bigâne kalmasının arka planını, seçmene nasıl davrandıklarını, onun vücut dili ve beklentisinin neler olduğunu anlamaya çalışmayı bazı yöneticiler terk ettiği gün başladı her şey. “Nasıl olsa Reis, kırıp döktüğümüz arkamızı toparlıyor, biz devran sürmeye devam edelim” havasına ve egosuna kapılındı.
Sahi mesele, sizce sadece algı veya söylem dili mi? Ak Parti bunca yıllık seçim başarısını sadece algı ve söylem diline mi borçlu? Bu tespitimi de bir tarafa not edin. Devam edelim..
Ekrem İmamoğlu yönetimindeki CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin karton bardak ve mezarlıklarda ibrik projelerinin medyada yaygın şekilde yer bulması ve onların bir kısım amigoları tarafından sıkça paylaşılması, elbette muhalif kesimde büyük bir sevince ve umuda neden olacaktır. Çünkü yaptıkları bir şey yok ve küçücük bir şey dahi onları memnun etmeye yetiyor.
“Her şey güzel olacak” denilen şeyler, bunlar olsa gerek. Sıradan rutin şeyler, büyük bir proje gibi sunuluyor. Ondan sonra da bir amigo çıkıp “Şu kadar bir şirinlik bile akıllarına gelmeyenler, çeyrek asır çeyrek asır yönetti bu şehri” diyor. Gezi zekâlı bu adam bilmiyor ki, yıllar önce Erdoğan İstanbul’u yönetirken, mezarlıkların temizliğinden tutun, ağaçlandırma, çevre düzenlemesinin yapılmasına kadar çözmüştü meseleyi. Siz yaptığınızda, “cebinizden mi çıkıyor, tabi ki yapacaksınız” diyenler, muhalifler yaptığında alkışlıyorsa, burada sorgulamanız gereken muhalif kanadın tabanı ve tavanı değil, olayları kararsızlıkla izleyen Ak Parti tabanının ne düşündüğüdür.
Acaba Ak Parti’nin tereddütlüler havzasına geçen seçmeni, tüm bu yaşananları nasıl okuyor? Sıkışan, darda kalan, cebi yanan seçmeni küçük dokunuşlar dahi mutlu edebiliyorsa, siz de dev projelerle kendi seçmeninizi ikna edemiyorsanız, sıkıntı büyük demektir. Yapılması gereken, kitlenin zihninde yer edecek, onların algısını etkileyecek faaliyetlerde bulunmaktan ziyade, öncesinde olduğu gibi ekonomiyi rahatlatmak, vatandaşın alım gücünü yükseltmek ve onlara güven vermektir. Korkmayın, Ersin Çelik’in de ifade ettiği gibi, “İbrikle mutlu olanların iktidara gelip ülkeyi, şehirleri daha ileriye taşıma hedefleri, dertleri yok.” Lakin sizin yaptıklarınızı anlatamama, gönüllere girememe ve güzel bir dokunuş sergileyememe zaafınız var. Bir de şu var: Muhaliflerin AK Parti hükümetinin köprüler, barajlar, otoyollar, Kanal İstanbul projesi ve savunma sanayisine kattığı değerlere alkış tutacağını; vay be, “nasıl da ülkeyi şaha kaldırıyorlar” demesini beklemeyin. Böyle bir dünya yok. Siyasette her türlü ayak oyununu meşru kabul eden bir muhalefetle dans ettiğinizi unutmayın.
Benim gönlüm, tencereden dolayı iktidarın hoyrat ellere geçmesine razı olmaz. Bu yüzden tabanın memnuniyetsizliğinin görülmesini ve genç seçmenin kazanılması gerektiğini düşünüyorum.







