Libya ve Suriye
Ak Parti 2002’de iktidara geldiğinde, önce raydan çıkan Türkiye’yi yeniden rayına oturtmayı başardı. Daha sonra Ortadoğu bölgesini; ihmal edilen bir coğrafya olarak gördü ve bölge ülkeleriyle aktif ilişkiler geliştirdi. Arap Baharı sonrası bölge ülkelerinin dönüşmekte olan siyasi/sosyal yapısından etkilenen ve Ortadoğu’da daha kaotik bir durum arz eden Suriye’ye ise özel ilgi gösterdi. Başlangıçta Türkiye’nin Suriye’yle işbirliğine dayalı kurduğu ilişkiler, zamanla yerini ihtilaflara bıraktı. Türkiye olarak Esed rejiminin kendi halkını katletmesine elbette seyirdi kalınmazdı.
Türkiye’nin Ortadoğu politikası süreklilik ve değişim arz ediyor. Dengeler sürekli değiştiği için Türkiye de kendisini ona göre konumlandırıyor. Salgın nedeniyle İdlib özelinde Suriye’de yürüttüğümüz operasyonlar durmuş gibi gözükse de masada devam ediyor. Türkiye; bir yandan salgın ve terörle mücadele ederken, diğer yandan da Suriye ve Libya konusunda yeni bir merhaleye girmiş bulunuyor. Kabul etmek gerekir ki çok aktif bir dış politikamız var. Batılı ülkeler ve uzmanlar tarafından dış politikamızın yörüngesi radikal bir şekilde eleştirilmeye devam ediyor. Türkiye’nin Ortadoğu politikası, Suriye’deki radikal gruplar ile ilişkileri ve PYD’ye yönelik “olumsuz” yaklaşımı ile öteden beri bölgedeki Sünni gruplar (Müslüman Kardeşler gibi) ile kurduğu yakın teması sürekli eleştiriliyor. Her şeye rağmen ABD, Türkiye’yi bölgedeki önemli müttefiki olarak görmeye devam ediyor.
KATAR…
Türkiye ve Katar, İran’ın pozisyonundan yararlandı. 6 Haziran’da İran hükümetinin Libya’da askeri olarak başbakan el-Sarrac’ı desteklediğini açıklaması, yerinde bir karardır. Tabi Türkiye’nin özelde Suriye, genelde ise Ortadoğu politikasını Arap âlemine hakim olma stratejisi olarak isimlendirmek doğru olmaz. Biz buna belki yeni bir blok, yeni bir dünya diyebiliriz. Yeni blok İran’a yanaşır mı? İran’ın Şia yayılmacılığı bunu engeller mi? Yeni blokta Irak, İran, Suriye, Lübnan ve Ürdün’ü safımıza çekebilir miyiz? Her ne kadar Rusya bu oluşuma sıcak bakmasa ve adına da “Orta Doğu İtilaf Ülkeleri” dese de, rota böyle ilerliyor. Birilerinin iddia ettiği gibi bu blok tehdit değil, bölge için fırsat olabilir.
Libya’da ve diğer bölgelerde zalimlere destek veren Suudi Arabistan, Mısır, BAE ve çevresi devletler, Türkiye karşıtlığında saf tutuyorlar. Mısır’ın diktatör darbeci Sisi’si Libya’nın darbecisi Hafter ile birlikte hareket edebiliyor. Türkiye ise; Suriye, Irak, İran, Libya, Somali, Yemen ve Katar’la birlikte olarak mazlumların yanında yer alıyor. Türkiye’nin mazlumlarla birlikte hareket etmesini Batı dünyası, radikalizme destek olarak nitelendiriyor. Türkiye’nin bu bölgelerde terör gruplarıyla yaptığı mücadeleyi Kürtleri baskılamak olarak yorumlayanlar, art niyetlidir. Suriye konusunda işbirliği yaptığımız Rusya ile Libya meselesinde muhalifiz. Rus rejimi, darbeci Hafter’i destekliyor. Denge politikası gereği Libya konusunda ABD ile temasa geçilebilir (mi?) Rusya, Mısır’ın önerdiği ateşkes planında ısrarcı oldu. Türkiye ise bunun Hafter açısından zaman kazanmaktan başka bir işe yaramayacağını düşünerek, planı reddetti. Bu yüzden Türkiye ve Rusya’nın dışişleri ve savunma bakanlarının Ankara toplantısı gerçekleşmedi.
Mısır tağutu El-Sisi, Libya’ya meşru bir müdahale hakkı olduğunu açıkladı. Ne gariptir, bu hain açıklamaya Suudi Arabistan ve BAE destek veriyor. Suriye konusu gibi Libya meselesi de zamana yayılmaya başlarsa, içinden çıkılamaz bir hal ile karşılaşılabilinir. Ancak Türkiye’nin başka da yapabileceği bir şeyi yok. Bölgede ABD ve Rusya, satranç taşının belirleyici gücü. Dengeler söz konusu. ABD’nin yaptırımlarından çekinmek lazım. Zorba Trump’ın, sınırı aşan bir hamlede bulunmamız halinde ülke ekonomimizi mahvedeceği tehdidine pabuç çıkartılacağını zannetmem. Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.







