İslamcılığın rantını devşirenler
Türkiye’de İslamcılığın siyasi tarihi çok eskilere dayanır. Cumhuriyet öncesi Osmanlı hanedanlığını saymaz isek, laikçi seküler yaşantının hayata geçirildiği dönemde İslamcı entelektüel kalemlerin bu seküler, devrim yasalarını dayatanlara karşı verdikleri mücadele takdire şayandır. Popülizme zerre değer vermeyen Kur’an şairi Mehmed Akif, inandığı dünya görüşünün hoyratça katledilişine seyirci kalmaktansa gönüllü olarak Mısır’a hicret etmiş ve oradan düşüncelerini kaleme almıştır. Akif’in hangi şartlarda ve niçin Kur’an meali yazıp, sonra yayınlanmasını istemediğini bilmekteyiz. Onun arkasına hafiye takanlar utansın. Oysaki Akif’imiz hem düşünce hem de aksiyon adamıydı. Bazen düşünüyorum da Abdulhamid’in hal fetvasına imza atanlar onun payitahtına destek verse ve “istibdatçı, Kızıl Sultan” diye nitelendirdikleri Sultan nezdinde İslam’ın şahlanışı ve hasta adamlıktan kurtuluşu mümkün olabilir miydi?
Tek parti CHP’sinin totaliter döneminde Müslümanların ahvali, İslamcılığın durağanlığı ve karşı tarafın ceberut uygulamaları laikçi statükonun uzun bir dönem bu topraklarda hüküm sürmesini beraberinde getirmiştir. Bu dönemin sosyolojik boyutu iyi analiz edilmelidir. Darbeler, muhtıralarla geçen bir hayat.. Sonrasında edebiyat çevresinden Necip Fazıl’ın Büyük Doğu hareketi ve İslam adına seslenenlerin fikri ve Erbakan Hoca›nın siyasal arenaya inişiyle İslami hareket ivme kazandı. Resmi ideolojinin kapı kulu haline getirilen insanlar Erbakan merhumun başlattığı siyasal politik mücadeleyle rahat bir nefes aldılar. Tercüme eserler, İran İslam Devrimi, Afgan Cihadı gibi sosyolojik ve siyasal dönüşümler Türkiye İslamcılığına can suyu oldu. Afganistan ve mülteciler konusu ile Taliban konusunu başka bir makalemizde ele alırız. Şu kadarını ifade edeyim ki, Sovyet rejimine direnen ve ülkesinden defeden Afganistan, kendi içinde vahdeti bir türlü sağlayamadı. ABD’nin uzun bir dönem işgal altında tuttuğu Afganistan, şimdi Taliban tehdidi altında deniyor. Bu argümanların pratikte bir karşılığı yok. Tefrikanın olmadığı tek bir coğrafya mı var?
Toplumun bilinçlenmesinde önemli rol oynayan demokratik mücadele 90’lı yıllarda meyvesini vermeye başladı ve yerel idareler mütedeyyin insanların yönetimine geçti. RP ve öncesinde Milli Nizam’da görev alan, mebusluk yapanlar rantın ve siyasi ikbalin peşinde olmadılar. Samimiyet ve ihlas ön plandaydı. Kadınların aktif bir şekilde siyasette yer almaları, adam adama markaj ve tebliğ çalışmaları hep o dönemin müspet çalışmalarının eseridir. Erbakan merhumun siyasal mücadelesi Ak Parti gibi modern, aynı zamanda dindar, muhafazakâr bir partinin doğmasına neden oldu. Hataları, sevabı, faydaları ve Türkiye’ ye kazandırdığı birçok proje ve devrim niteliğindeki hizmetleriyle Ak Parti, neredeyse 20 yılını doldurdu. Elbette içinde çürük elmaları ve yığınlarca hatası mevcut. İslamcılık argümanı ile yola çıkıp Ak Parti ile uzun bir dönem yol yürüyen, sonrasında nöbet değişimine tabi tutulan veya partinin, davanın ipini çekmeye çalıştıkları için azledilenlerin bugün geldikleri noktaya ve geliştirdikleri söyleme bakınca çok üzülüyorum. Kimisi üniversitede bir akademisyen, kimisi kendi şehrinde sıradan bir mühendisken Erdoğan tarafından en önemli noktalara getirildikleri halde koltuklarını kaybettiklerinde devlet sırrı da dahil her şeyi aşikar etmeleri, bu insanların ne kadar sığ ve dava bilincinden uzak olduklarını göstermektedir.
Yeni siyasi partiler; Millet İttifakı’nın üslubuyla siyaset yapıyorlar. Terk ettikleri Ak Parti’nin sosyolojik tabanına oynayan bu oluşumların toplumda bir karşılığı yok. Şimdi Ak Parti’nin tabanını, gerçek hayatta hiçbir karşılığı olmayan pembe tablolar çizerek yanlarına çekmek çabasındalar. Ak Parti’yi kastederek diyorlar ki; “ilk yıllarda birlikte iyi işler yaptık, sonra işler bozuldu. Tüm çabalarımıza rağmen düzeltme imkânı bulamadığımızdan ayrıldık. Tam yetkili olmadığımızdan birçok şeyi yapamadığımız gibi yanlışları da engelleyemedik. Şimdi kendi projelerimizi uygulamaya geliyoruz. “
Bunları çok iyi tanıyorsunuz. Ak Parti’nin doğrularını ve yaptıkları tüm güzel icraatları kendilerinin hanesine, başarısızlıkları ise Erdoğan ve ekibine yamamaya çalışıyorlar. İslamcılığın rantını tüketen bunlardan ve hala dava adına akçe peşinde koşanlardan ahirette davacıyız. Aktif olarak Ak Parti’nin içerisinde yapıcı eleştiri getirenlere saygımız var. Bir şekilde görevden uzaklaştırılan veya dinlenmeye alınanların eleştirmesini kesinlikle samimi bulmuyorum.
Bir çift sözümüz de Ak Parti içerisinde hâlâ aktif ve de çok önemli yerlerde bulunanlara olsun. Ak Parti, hiçbirinizin babasının çiftliği değildir. Bu millet Reisi sevdiği ve bağrına bastığı için sizleri seçiyor. Elinizi taşın altına koyarak sorumluluk alın ve bu davayı daha ileri noktalara taşıyın. Yeter artık Reisin omuzuna basarak yükseldiğiniz, dipten gelen bir dalga var, bunu artık görünüz.
………
AH KIBRIS!
Barış Harekâtı yapıldığında henüz 6 yaşında ilkokula bile gitmeyen çocuktum. O günden beridir Kıbrıs konusu gündemdedir. Bir gazeteci olarak hep kendime şunu sordum. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni bizden başka tanıyan ve savunan var mı? VALLAHİ de yok, Billahi de yok. Kıbrıs konusunda devletimiz bir adım attı.
Kıbrıs’ta geleneksel politikayı değiştirecek olan bu adıma destek vermek gerekiyor. Türkiye uluslararası arenada bundan böyle iki devletli çözümü savunacak…
Çoğumuz Kıbrıs’ta BM tarafından tanınmış, Avrupa Birliği tarafından üye olarak kabul edilmiş bir tek devlet olduğunu bilmeyiz. Bizim ‘Kıbrıs Rum Yönetimi’ dediğimiz varlığı, BM ve AB, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ adıyla biliyor ve öyle tanıyor. Kıbrıs bölünerek Türkler yok sayılmış BM ve AB’ye göre. Türkiye şimdi bu zor sürecin iki devletli çözüm önerisinin mücadelesini veriyor. Yani sizin anlayacağınız BM ve AB, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak tanıdığımız devleti tanımıyor. Avrupa Birliği’ne üye kabul edilen de Kıbrıs Rum Yönetimi’dir. Adı da sadece Kıbrıs Cumhuriyeti’dir.







