Demirtaş ve Gül analizi
Seçimlere ramak kala Abdullah Gül ile eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Türkiye’nin sınır ötesi yapacağı harekât, yaklaşan seçimler ve enflasyon hakkında konuşmaya başladılar.
Konuşmanın zamanlaması manidar.
Peki, şimdi neden konuştular?
Birisi cezaevinden, diğeri ise iktidara muhalif bir yayın organından bir yerlere mesaj verdiler.
Demirtaş, biraz geveze tipleme. Olur, olmaz her şey hakkında açıklama yaparak gündem oluşturuyor.
Abdullah Gül ise ağırbaşlılığıyla bilinen, öyle her şeye yorum yapmayan, kolay kolay konuşmayan gizemli bir şahsiyet. İkisinin de hedefinde Ak Parti ve seçimler var. İkisinin de ortak hedefi parlamenter sistem ve Ak Parti’den kurtulmak.
İsterseniz önce Abdullah Gül’ün söylediklerini ele alalım.
Ekonomideki göstergelerin geriye doğru gittiğini ve bu durumun kaygı verici olduğunu söyleyen Gül, tıpkı Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan gibi, Ak Partinin başarısını ilk 10 yılla sınırlandırıyor. Bu muhaliflere göre, kendilerinden sonra Ak Parti hiçbir şey yapmamış, vizyon ve misyonunu kaybetmiş, her geçen gün kan kaybeden bir kitle partisi olmuştur.
Abdullah Gül’ün AK Parti eleştirisi şöyle:
“Ak Parti hükümetlerini kurduğumuzda hazırlıklıydık. Yapısal dönüşümle yatırımcılar için öngörülebilirlik ve şeffaflık oluştu. Yıllık 30 milyar dolardan fazla doğrudan yatırım geldi. Son beş yılda yaşananlara rağmen bugün hâlâ ayakta durabiliyorsak bu ilk beş yılda ekonomideki yapısal dönüşüm sayesinde. O reformlar sayesinde dayanıklı bir ekonomi oluştu. 2002’de siyasetin gösterdiği irade ileriki yıllarda bozulmaya başladı. Vizyon zamanla gitti. Bugün kamu harcamaları şeffaf değil. Bu durum Türkiye’yi öngörülemez ülke haline getiriyor. Kuvvetler ayrılığına dayalı, güçlü parlamenter sistem olmalı.”
Bu eleştiriler yeni ve bilinmeyen şeyler değil. Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında alternatif lider olma özelliğini, ilk Davutoğlu’nun Başbakan yapılmasında, sonrasında ise İyi Parti, Saadet Partisi ve CHP’nin çatı aday fikrine sıcak bakmamalarıyla yitirdi. Artık Gül’ün bundan sonraki süreçte alternatif bir lider olma özelliği kalmamıştır. Artık Gül’den siyasi bir aktör olmaz. Zaten aktif olduğu dönemlerde de çok konuşan, yorum yapan birisi değildi. Cumhurbaşkanlığı döneminde de bilge kişi profili çizdi.
Anadolu’da bir söz vardır: “İstemem, yan cebime koyun”
Abdullah Gül hazırcı ve zora talip olmayı sevmeyen bir kişidir. Şimdi ekonomik kriz gibi çok önemli bir konuda açıklama yapan Gül, Gelecek ve DEVA Partileri’ne mesaj veriyor. Ben şahsen Abdullah Gül’ün yerinde olsam, akademik ve ağırbaşlı siyasi kimliğimi korur, günübirlik popülist siyasetin polemiklerinde kulaç atmazdım.
Abdullah Gül, dinle ilgili değerlendirmelerde de bulundu.
“Din, zamanların, mekânların çok ötesinde bir mevzu, inanç. Siyaset ise konjonktürel bir yapı. Eğer kendinizi bir dinin temsilcisi veya partinizi bir din partisi gibi sunmaya başlarsanız bütün bu yanlışlıklar, noksanlıklar sonunda dine atfedilir” diyen Gül’ün Tayyip Erdoğan’la ilgili “Yerinde olsam herkesin ‘Helal olsun’ diyeceği bir ekip kurardım” ifadesinin dışındaki görüşleri tartışılabilir.
Erdoğan, Abdullah Gül’ü “emekli siyasetçi” konumuna düşürdü.
Hem ilerleyen yaşı ve hem de Türkiye’nin konjonktürü bu gerçekliği değiştirmez.
Gelelim HDP’nin eski siyasetçisine. Hem yaklaşan seçimler ve hem de Suriye’ye düzenlenecek olan harekat hakkında endişeli duran, bu yüzden de sürekli konuşan Selahattin Demirtaş, Akdeniz’e kadar uzanan terör koridorunun kırılmasından neden rahatsız acaba?
Suriye’de PKK’nın kolu olan PYD/YPG terör örgütünü Kürt halkı olarak taktim etmeye çalışmak ve buradan siyasi rant devşirmenin peşinde olmanın Demirtaş’a bir faydası olmaz. Muhtemel bir Suriye harekatını Kürtlere yönelik savaş olarak nitelendiren bu algı operasyoncusundan siyasetçi olmaz.
Bu kafa iflah olmaz, ayrılıkçı Marksist bir kafadır. Türkiye’nin sınır ötesi terör operasyonlarının Ak Parti ve MHP iktidarının işine yarayacağını, dolayısıyla demokrasiyi savunan herkesin bu “savaşa” dur demesi gerektiğini deklare eden Demirtaş, bu vesileyle beka söyleminin yeniden ısıtılacağını dillendiriyor.
Yine bu kafaya göre “Uluslararası toplum ve bölgesel güçler” de harekata karşı oldukları için Türkiye’yi bir maceraya sürüklememek gerekiyor. Küresel güçlerin sözcüleri böyle istiyor diye, Kuzey Suriye’de oluşturulmaya çalışılan terör koridorunun nefes borusunu kesmekten geri duracak değiliz. Soçi Zirvesi’ndeki Erdoğan’ın başarısı, Suriye’ye yapılacak harekatın habercisidir.
Dipnot: Üçüncü kitabım “Vuslat”, Gülnar Yayıncılık tarafından yayınlandı. Makalelerin birçoğu Akit’te yazmış olduğum yazılardan oluşmakta. Her bir makaleye saatlerimi verdim. Hepsinin ayrı bir hikayesi var. Kitabın ismini de “Vuslat” olarak belirledim. Türkçe’nin en çok sevdiğim kelimelerindendir “Vuslat.” Kitaba ulaşmak isteyen kardeşlerimiz için link veriyorum.
https://www.habereden.com/abdullah-sanlidagin-vuslat-kitabi-cikti/







