Dayandığınız asaya kurtlar dadanmasın
Ağaca, duvara yaslanılmaz. Akif’imizin dediği gibi:
“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol;
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.
Hangi makamda olursak olalım, dünya hayatının geçici olduğunu, esas yurdun ahiret hayatı olduğunu unutmamamız gerekiyor. Bu dünyada sırtını batıla dayayanlar, öteki âlemde onlardan medet umacaklar. Üç günlük dünya için, zalim ve zorbaların önünde eğilenler, hakkı ve adaleti arka plana atarak trolleşenler hüsrana uğrayacaklardır. Hiç kimse kurtarıcı değildir. Babanız peygamber olsa ne yazar ki! Eğer siz doğru yolu bulmamış, hak ve hakikatten yana safınızı belirlememişseniz, yandınız. Bugünlerde Kur’an’da zikredilen Süleyman kıssasını okuyorum. Sebe suresinin 14’üncü ayetinde anlatılan olayda çok ibretler var. İsterseniz kısaca hatırlatalım. Hz. Süleyman’a, yeryüzünde hiç kimseye verilmeyen bir hükümdarlık, saltanat verilmişti. Aslında peygamberlerin hepsi, sapıtan kavimlerine hakkı ve tevhidi hatırlatmak için gönderilmişlerdir. Her peygamber, ancak ve ancak tevhidin yeryüzünde inşası için gönderilmiştir. Dolayısıyla bütün peygamberler risaletle görevlendirilmiştir. Saltanat, padişahlara, krallara ve modern idarecilere mahsus bir sıfat. Risalet göreviyle kuşatılmış peygamberler için, saltanat kavramını kullanmayı doğru bulmuyorum.
Hz. Süleyman kuşlarla konuşmuş, cinlerden, insanlardan ve hayvanlardan oluşan bir orduya komuta etmişti. Hz. Süleyman’ın ölümüne dair Kur’an’da anlatılan ayetler, dehşet verici ibret sahneleriyle dolu.
“Ne zaman ki Süleyman’a ölümü hükmettik, cinlere onun ölümünü sezdiren olmadı. Yalnız bir ağaç kurdu dayandığı asasını yiyordu. Bu sebeple Süleyman yere yıkılınca ortaya çıktı ki, cinler eğer gaybı bilir olsalar o zilletli azap içinde bekleyip durmazlardı.” (Sebe, 14)
Her nefis ölümü tadacaktır. Peygamber de olsa, hiç kimse baki değildir. Bugün sırtını sahte değerlere, liderlere, putlara dayayanlar, ölümün pençesiyle tanıştıkları gün pişman olacaklar. Hani deriz ya, “Sultan Süleyman’a kalmayan dünya.. Süleyman aleyhisselam gibi Allah nezdinde önemli bir kul ve peygamberin dahi ölümden azade olmadığı bir dünyada, hiçbir özelliği olmayan insanlar acaba neylerine güveniyorlar.
Süleyman peygamberin ölümünde siyasal, sosyal ve iktisadi boyutlar var. Hz. Süleyman’ın dayandığı asaya musallat olan kurt/güve, onun ecelinin geldiğine, olup bitenin Allah’ın emriyle gerçekleştiğine işarettir. Kurt, asayı kemiriyor, çürüme başlayınca Hz. Süleyman’ın cansız bedeni yere yığılıyor. Asaya dayalı olarak ne kadar ayakta durduğu ve ne zaman öldüğünü Allah bilir. Fakat insanlar onu ayakta görünce yaşıyor zannediyorlardı. Ne zaman ki, dayandığı asa çürüyüp devrilince Süleyman aleyhisselam da düşüyor. Fakat en doğru ifade, Asım Köksal hocanın da ifade ettiği gibi “ölüm meleği; Süleyman (a)’ın ruhunu, kendisi ayakta asasına dayanmış olduğu halde, kabz etti” şeklindedir.
“Ağaç kurdu onun değneğini yiyince…” ifadesinin fiziksel açılımı çok önemli. Bugün insanlığın dayandığı asayı hangi kurtlar kemiriyor? Asaya dayanan meyyitlerin sağ olduğunu zanneden şakşakçıları, çürümekte olan asayla birlikte yere inkılap edeceğini gördüklerinde nasıl bir duyguya kapılacaklar? İçinizi ve ana gövdeyi kemiren kurtlara dikkat ediniz. Sizi çevreleyen troller ve her yaptığınıza alkış tutan dalkavuklar, dostunuz olamaz. Yanlış yaptığınızda sizi dostça uyaracak insanları çevrenizden uzaklaştırmayınız. Eğer böyle yaparsanız, yaklaştırdığınız troller dostunuz olmadığı gibi, uzaklaştırdığınız dostlarınız düşmanınız olur. İkisi birleşince yıkılmanız mukadder olur.







