--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ateşkesin anlamı

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
5

İdlib mutabakatı analizi

Suriye’nin kuzeyinde 10 yıldır endişe verici dinamikler yaşandı. Vekalet savaşlarının yaşandığı bölgede Rusya ve İran’ın desteğiyle ayakta kalmayı başaran Esad; Rus askerinin de desteğiyle M4 karayolunu ele geçirerek, İdlib’te Türkiye’nin gözlem noktalarını vurdu. 34 askerimizi şehit eden Rusya-Suriye rejimi, sağlanan ateşkesle bundan sonrasında nasıl bir adım atacaklar, ilerleyen zamanda göreceğiz. Kısa süreli de olsa İdlib’te Türkiye ve Suriye-Rusya vekalet güçleriyle birbirleriyle savaştılar. Rusya’nın desteklediği Suriye ile Türkiye- ÖSO, İdlib’te çatıştı. Rejimin topraklarında konuşlanan terör örgütleri ve Şam ordusunun saldırgan güçleri etkisiz hale getirilirken Şehitler Tepesi de boş kalmadı. Neticede Türkiye Suriye’nin kuzeyinde kendisini tehdit eden terörizmle mücadele ediyor. Bu mücadelede şehit verilmesi doğaldır. 

Suriye’ye sınır komşusu bile olmayan ülkeler Şam topraklarında cirit atarken Türkiye’nin Suriye’de ne işinin olduğunu sorgulayan vatan hainleri, Astana Anlaşması’nın neyi ihtiva ettiğinden habersiz olamazlar. Astana Anlaşması’na göre Türkiye İdlib’te Şam yönetimiyle işbirliği yaparak çatışmaların bitmesine çaba gösterebilir. İdlib’teki yönetimi silahlı terör gruplarından alarak sivil idareye devredebilirler. Türkiye bu görevini icra ederken, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ön planda tutarak bir strateji yürütüyor. Bu yüzden de savaşın başından beri Türkiye, bölgede bir toprak genişletme amacının bulunmadığını, Suriye’de bulunuyor olmalarının tek sebebinin terörü bitirmek olduğunu sürekli tekrarlıyor. Ancak Fırat’ın Doğusunda sözünde durmayan ABD gibi Rusya da İdlib’te sözünde durmamış ve rejim güçlerine destek vererek gözlem noktalarımıza kadar kuşatmalarına göz yummuştur. Türkiye’nin bölgede Müslüman Kardeşleri, Sünni Arapları yanına alarak Suriye’nin ve özellikle İdlib’in demografik yapısını değiştireceği algısını yayanlar, Rusya ve İran’ın neden Suriye’ye, Kürtlere, PYD’ye destek verdiklerini sorgulamıyorlar. Erdoğan’ın Suriye ve Libya’nın geleceğine ilişkin attığı adımları, bölgede söz sahibi olma ve enerji kaynaklarından dilim kapma olarak ifade edenler, aynı gerçeği Putin ve Trump’a söyleyemiyorlar. 

Erdoğan’ın yeni bir Suriye inşa etmek gibi bir planı yok. Lakin Batı’nın Suriye’yi parçalama ve sonrasında Türkiye’nin topraklarında gözü var. Bunu görmeyenler kimlerin değirmenine su taşıdıklarını bir tefekkür etsinler.

Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı V.Putin, Moskova’da İdlib gerilimi özelinde Suriye’yi görüştüler. Yeni bir ateşkes konusunda taraflar anlaştılar. Bölgede askeri faaliyetler durduruldu. İdlib’te halk normal hayata döndü. Bundan sonra ilk etapta Türk-Rus bakanlıkları arasında güvenlik koridorunun işleyişine ilişkin görüşmeler yapılıp anlaşma sağlanacaktır. Ortak Türk-Rus devriyesi 15 Mart 2020’de başlayacak. 

Türkiye’nin Suriye Arap Ordusuna saldırdığı ve Meclisten savaş kararı çıkarmadan; Erdoğan, Akar ve Hakan Fidan’ın kararıyla İdlib’te savaş başlatıldığını yazıp çizenler, aynaya baksalar iyi ederler. 34 askerimizi şehit eden, gözlem noktalarımızı vuranlara karşı bir de “elinize sağlık” mı diyecektik? Ayağımıza basanlara haddini bildirmekten daha doğal ne vardır?

İdlib mutabakatı insani krizi, güvenli bölge konusunu ve göçmenler meselesini çözebilecek mi? Varılan mutabakat insani krizi çözebilir, bölgedeki tansiyonun düşmesini sağlayabilir. Diplomasi, savaştan ve kan dökmekten her zaman için hayırlıdır. Kısa vadede mutabakatı önemsiyor, sonuçlarının herkes için hayırlı olmasını umut ediyoruz. Esad’ın sahadaki aksiyoner tutumu, Putin’in bölgedeki hesapları ateşkesin kalıcı olup olmadığını gösterecek. İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesinde istikrar bekliyoruz. M4 karayolunun kuzeyinde 6 km ve güneyinde 6 km derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecektir..

Gelelim mülteci meselesine ve güvenli bölge konusuna…

34 askerimizin şehit edildiği tarihten itibaren sınır kapılarını açarak mültecilere yönelik açık kapı politikası uygulayan Türkiye’nin bu tutumu da eleştiri konusu oldu. Bu bir vicdan meselesidir denilerek topraklarımıza yerleştirilen mültecilerin yükünün tek başına Türkiye tarafından taşınmasını takdir etmesi gerekenler, kapıların açılmasıyla mültecilerin yaşadığı dramdan Erdoğan’ı sorumlu tutarak “Ensar” söyleminin kirlendiğini söyleyenlerde zerre kadar vicdan yoktur. 

Türkiye’nin göçmen meselesine ilişkin iki hedefi bulunuyor. Birisi, Fırat’ın Doğusunda ve daha evvel yapılan harekatlarda oluşturulan güvenli bölgelere mültecileri iskan etmek. Diğeri de, sınırlarından kitleler hâlinde yeni mültecilerin girmesini engellemek. İdlib’te var oluşumuzun temel nedenlerinden biri de budur zaten. Bu mutabakatın mülteci dalgasını kısmen önlediğini söyleyebiliriz. Güvenli bölgenin tamamlanması ve mültecilerin iskanı konusunda mutabakatta alınan bir karar gözükmüyor. Yani mültecilerin yurtlarına dönüşü ve güvenli bölge konusu şimdilik askıda. Kalıcı bir barış ve Suriye iç savaşına kesin siyasi çözüm bulununcaya kadar Türkiye’nin bu talebi beklemede kalacak. Anlaşılan o ki, bir süre daha hem kendi topraklarımızdaki mülteci kardeşlerimizin hem de sınırın ötesindeki 1,5 milyon mültecinin ihtiyaçlarıyla ilgilenmeye devam edeceğiz. Yunan gavurunun yaptığı gibi biz onlara sırtımızı dönmeyeceğiz. Bu mutabakat, yeni bir mülteci yükünü omuzlarımıza yüklemedi ama mevcut yükün azalması konusunda hiçbir umut vaad etmedi. Kendi sınırlarını tahkim etmekle meşgul olan AB, Türkiye’nin göçmen sorunu karşısında kör ve sağır. 

Yine bu mutabakatın her ne kadar Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen PKK koridoruyla doğudan ilgili olmasa da, Moskova’nın Suriye’de PKK/YPG’ye yönelik politikasını da doğrudan etkileyeceğini söyleyebiliriz. 

Ateşkesin ve mutabakatın en sevindirici yönü, İdlib halkına yönelik saldırıların durdurulmasıdır. 

 

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle