--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Aristokrasi ve burjuva sınıfı

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
6

Devlet yönetiminin soylular elinde bulunduğu veya soylular tarafından devletin tanzim edildiği düzene aristokrasi diyebiliriz. Özgür Ansiklopedi’de ise aristokrasinin tanımı şöyle yapılmış: “İmtiyazlı ve genellikle soya bağlı bir toplum sınıfının elinde bulunduğu siyasi hükûmet şekli. Ekonomik, toplumsal ve siyasi gücün soylular sınıfının elinde bulunduğu tarihi yönetim biçimidir. Sözcük ‘soylular sınıfı’ anlamında da kullanılmaktadır.” Kral, din, kilise ve Hristiyanlığa dayalı aristokrasi 18. Yüzyıldan sonra değerden düştü, demode oldu. Sonrasında yükselen değer burjuva sınıfı oldu. Burjuvanın da tıpkı aristokraside olduğu gibi; ideolojisi sekülerdi. Burjuva sınıfının kutsalları ırk, ulus devlet, vatan, milliyetçilik ilkelerine dayandırıldı. 20. Yüzyılda gelişen komünist ideolojide bunlar sınıf, parti, devlet ütopyasıyla tanımlandı. Sovyet Rusya’nın çöküşü sonrası liberal ekonomi ve temsili demokrasi gelişti. Dünya artık yeni kavramlarla tanıştı. İnsan hakları, hukuk devleti ve bireysel özgürlükler önem kazanmaya başladı. Zorba krallar ve totaliter liderlerin dayatıcı politikaları tüm dünyada sorgulandı. İnanç ve fikir özgürlüğü alanında önemli adımlar atıldı.

Adımlar atıldı diyoruz, çünkü bu coğrafyada İslam Dini, kamusal alandan ilga edildikten sonra, dinin tüm ilkeleri de fertlerin vicdanına hapsedildi. Anayasal olarak herkese “vatandaş”, etnik köken olarak Türk olmayanlara bile Türk Milleti ismiyle hitap edildi. Ülkemizde yaşayan gayri Müslimler (Rum, Ermeni, Yahudi, Hristiyan) azınlıklar statüsüne bağlandı. Türkçe’nin dışındaki diller, adeta yok sayıldı. Bu topraklarda Kürt sorunu böyle oluştu. Merhum Özal’a kadar Kürt realitesi tanınmadı. Çağdaşlık ve Türklük ideolojisi 80 sonrası tolere edildi. Tabii bu topraklarda sadece milliyetçiler ve aşırı sağcılar (faşizm)yer almadı. 1950 sonrası çok partili hayata geçilince, merkez sağ ve solda bir sürü parti ve cemaatler oluştu. 1930’larda Said Nursi’nin başını çektiği Nur hareketi, dini özgürlük istedi. Rahmetli Erbakan ise, önce ahlak ve maneviyat diyerek siyaset sahnesine indi ve ağır sanayiye öncelik verdi. Siyonizm’in tehlikesine işaret etti. Müslümanların siyasal alanda mutlaka bulunmaları gerektiğini vurgulayan Erbakan, Türkiye’de İslamcılığın ve siyasi şuurun doğru anlaşılmasında önemli bir faktördür. 

Türkiye’de terörün 50 yıllık mazisi vardır. Bu süreçte PKK ve onun sözcülüğünü yapan demokratik (!) partiler, Kürt milliyetçiliğini savundular. İki binli yıllara gelindiğinde, özellikle Ak Parti sonrası merkez sağ çöktü. Ak Parti’nin iktidara geldiği dönemde, sistemin kemik partisi CHP’nin dışındaki tüm partiler baraj altında kaldılar. Artık merkez sağın tek sahibi Ak Parti oldu. Ak Parti’nin “gömlek değiştirdim” dediği dönemde bile muhafazakar kimlik muhafaza edildi. Artık Yeni Türkiye dönemi başladı. Ak Parti İslamcı kimliğini 2010 yıllarından sonra daha belirgin hissettirmeye başladı. CHP’de Kılıçdaroğlu sonrası ideolojik değişim başladı. Kemalizm limanından hızla uzaklaşan parti, sağ kanatla dirsek teması yapıyor. Hatta bu birlikteliğine HDP’yi de katan CHP, iktidarın alanını daraltmaya çalışıyor. CHP’nin geldiği son nokta, kendi ile yüzleşip hesaplaşması sonrası oluşan bir yapı mıdır, yoksa şartların bir gereği midir? Aynı şeyleri iktidar cenahı için de söyleyebiliriz. CHP’nin Saadet, HDP görüntüsü ne kadar gerçekçi ise, Ak Parti’nin de MHP ve Perinçek ile birlikteliği o kadar gerçekçidir. Hepsi konjonktür gereğidir. Ak Parti, yaklaşık 20 yıldır iktidarda ve bu sürecin neredeyse 18 yılını yalnız başına yönetti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemiyle yeni bir döneme girildi. 

Ak Parti’den iki parti doğdu. İbni Haldun’un da ifade ettiği gibi, ideolojiler de insanlar gibi belirli bir zamana mahkumlar. 

Koalisyon partilerine ihtiyaç duyulunca, MHP ile nereye kadar gider, sonuç ne olur bilemeyeceğimiz bir ittifak yapıldı. Başta HDP’nin kapatılması ve reformlar konusu olmak üzere, Ak Parti’nin MHP ile işinin zor olduğunu söyleyebiliriz. Ak Parti, ya İttifak içinde olduğu güçleri memnun edecek, ya da restini çekerek; HDP, reformlar, özgürlükler noktasında milletin beklentisine cevap verecektir. 

Bizim inancımıza göre devlet kutsal değildir. Devletin varlık sebebi millettir. Ak Parti’den önceki hükümetler gardiyan devleti profilinden kurtulamadılar. Ak Parti’nin İslamcı, özgürlükçü, reformcu kimliği, kendisini iktidar kıldı. Bu dönemde çok büyük atılımlar yapıldı, dev projelere imza atıldı. Türkiye adeta çağ atladı. Cumhur ittifakı sürecinde Ak Parti devletçi, güvenlikçi, biraz da buyurgan profil görüntüsü veriyor. Bu onun asıl kimliği değil. Ak Parti konjonktüre teslim olmamalı. Özgürlükçü ve demokratikleşmenin önünü açan bir çizgide ısrar edilmeli, kutuplaşma ve ötekileştirmeye müsaade edilmemelidir. Gençlerin neden sizi ve partinizi onaylamadıklarının muhasebesini bugün yapmazsanız yarın çok geç olabilir. Gençler, yenilikçi ve daha demokratik hamleler bekliyor. CHP’nin tek parti dönemindeki jakoben tavır ve eylemlerini anlatarak bir yere varamazsınız. O dönemler geçti.. Görmez misiniz, beş benzemez bir araya gelip çoğulcu bir yapı oluşturuyorlar. Herkesin sığınabileceği bir liman için mücadele ediyorlar. Siz; güçten dem vururken, onlar sivil toplum diyorlar.

Dost acı ama gerçekleri söyler. 

Yönünüzü milletten yana dönün, gençlere kulak verin. Özgürlükçü ve demokratik taleplere sırtınızı dönmeyin. Dava kardeşliği önemlidir. Nasıl olsa bendendir deyip, dostlarınızı etrafınızdan uzaklaştırıp, sizi en ufak bir kasırgada satacak olanlarla birlikte olmayın. Sonuçta dostunuzu kaybettiğiniz gibi, safınıza çekmeye çalıştığınız düşmanınız sizi sırtınızdan hançerler. 

 

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle