Yurt dışındaki mazlum Türkler için çağrı
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Prof. Dr. Seyit Aydın, kaleme aldığı yazısında yurt dışındaki mazlum Türkler için önemli bir çağrıda bulundu.
Prof. Dr. Seyit Aydın "mağdur ve mazlum Türkler Türkiye'ye getirilip iskan edilmelidir" başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Yurt dışındaki mazlum Türkler için önemli bir çağrıda bulunan Aydın'ın yazısı şöyle:
Dünyanın farklı coğrafya ve memleketlerinde yaşayan Türk Topluluklarından bazıları değişik sebeplerle mağduriyet yaşamaktadır. Bazılarının fena coğrafi ve klimatolojik (iklime bağlı) şartların menfi tesiri ile nesli tehlike altındadır. Bir kısmı bulundukları ülkelerde asimile olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Mühim bir yekûn de zulüm, katliam, asimilasyona maruz kalarak yok olma tehlikesi altındadır. Mağduriyet ve yok olma tehlikesi altındaki Türk topluluklarına; Pamir Kırgızları, Arabistan’da yaşayan Afganistan muhacirleri ve Doğu Türkistan Türkleri misal olarak verilebilir.
Pamir Kırgızları: Dünyanın tavanı olarak tarif edilebilecek çok soğuk bir iklime sahip 5200 rakımlı Pamir Dağları eteklerinde; yaşamaktadırlar. İklim ve tabiat şartlarından dolayı çocuklar 12-13 yaşlarındayken çok yaşlı görünmekte ve mecburen o yaşlarda evlendirilmektedir. 40-45 yaş ortalama ömürdür.
Eğitimden, sağlık hizmetlerinden ve medeniyetin diğer faydalarından mahrumdurlar. Afgan Pamir Bölgesinde sabit veya geçici de olsa seyyar ayakta tedavi tesisi yahut sağlık ocağı yoktur. Tamamen nebati ilaçlara, yabani köklere ve vahşi hayvanların yağlarından elde edilen halk hekimliğine; koca karı ilaç ve metotlarına dayalı tedavi tatbik edilmektedir. Birçok yaygın enfeksiyona karşı gelişmemektedir. Ölüm nispeti oldukça yüksektir. Yeni doğan 10 çocuktan 5-6’sı doğum sırasında veya bebeklik döneminde ölmektedir. Kronik gıda yetersizliği, temel vitamin-mineral eksikliği sebebiyle çocuklar ancak 4 yaşında yürümeye ve hareket etmeye başlayabiliyor. Sıcaklığın nadiren 0 derecenin üzerine çıktığı ve mahsul yetiştirmenin imkânsız olduğu bu soğuk bölgelerde, ortalama ömür 45 yaştır. İnsanlar, apandisit, bronşit, zatürree, difteri, hepatit, menenjit gibi normal standartlara göre önemsiz hastalıklardan ölmektedir. Nüfusun %34’ü kadın, %66’sı erkektir. Bu dengesizlik de nüfusun azalmasında bir unsurdur. 2022 yılında 2.000 kadar olan nüfusları her yıl %6-7 nispetinde azalmaktadır. 10-15 yıl içinde Afgan Kırgız Türk’lerinin Afganistan Pamir Bölgesinde kademeli olarak yok olacağı tahmin edilmektedir.
Pamir bölgesinde Kırgız Türkçesini öğreten mektep dahi yoktur. Okuma yazma nispeti çok düşüktür. Bölgedeki 2.000 Kırgız Türk’ünden sadece %14’ü nüfus hüviyet kartına sahiptir. Bu da Kırgız Türk’lerinin yurt dışına seyahat etmesinin, hatta Afganistan toprakları içinde serbest hareket etmesinin mümkün olmadığını gösterir.
Burada yaşayan insanlar tabii afetlere açık ve maruzdurlar. Mesela 2004 yılındaki uzun kış sebebiyle, hayvanlarının %30’u telef olmuştur. Mal varlıklarını sahip oldukları büyük ve küçükbaş hayvanların sayısı ile ifade ederler. Hayvancılığın tek geçim ve hayat kaynağı olduğu dikkate alınırsa onlar için ne kadar büyük bir felaket olduğu anlaşılır.
Pamir Kırgız’larından bir grup, Türkiye Cumhuriyeti'ne yapılan müracaatı takiben, 1980'li yıllarda çıkarılan özel kararnameler ve Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye'ye getirilmişlerdir. Aksakalların Türkiye'den iki temel talebi olmuştur: Soğuk bir iklim ve hayvancılık yapabilecekleri bir arazi. Bu şartlara en uygun yer olarak görülen Van bölgesine (günümüzde Erciş'teki Ulupamir Köyü) yerleştirilmişlerdir.
Suudi Arabistan’da yaşayan Afganistan Muhaciri Türk’ler: Afganistan’da 1980’li yıllardaki kargaşa ve karışıklıklar esnasında Suudi Arabistan’a göç eden Özbek, Türkmen, Hazara ve Uygur Türk’lerinin nüfusu 50 bin kadardır. Orada bulunan Tacik’ler de kendilerini Türk olarak tarif etmektedir. Arabistan’da üniversite tahsili almalarına önceden hiç müsaade edilmiyordu; son zamanlarda çok sınırlı bir sayıya müsaade edilmeye başlandı. Onların çocuklarını getirip, Üniversitemizde okuturken yaşadıkları zorlukları bizzat müşahade ettik. Arabistan’da iktisadi zorluklar, hayat şartlarının kötü olması ve birçok insani haklardan mahrum olmalarının yanı sıra asimilasyon tehdidi altındadırlar. Yeni nesiller kendi dilini, kültürünü unutmaktadır. Zamanla varlıkları eriyip kaybolacaktır.
Doğu (Şarki) Türkistan:
Çin’in Doğu Türkistan’ı işgal ettiği 1949 yılından itibaren tatbik ettiği katliam, soykırım ve asimilasyon siyasetinin tarihi seyrine burada fazla yer vermeden mevcut vaziyeti kısaca izaha çalışalım. Doğu Türkistan’daki Çinli nüfus 1949’da %5 iken, demografik asimilasyon, katliam ve sürgünler neticesinde bugün %40’a ulaşmıştır. Bu sistemli yok etme siyaseti hâlâ devam etmektedir. Bölgenin tabii kaynakları Çinli iş adamlarına verilerek yerleşmeleri devamlı teşvik edilmektedir.
Kaşgar ve Hoten- Taklamakan Havzası’ndaki Kaşgar ve Hoten bölgelerinde hâlâ Türk nüfusu çoğunluktadır. Ancak ileride yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Çünkü bu Bölgede zulüm, baskı ve asimilasyon daha şiddetli işletilmektedir. Hapishane, gözaltı, tutuklama ve esir tutma merkezlerinin bilhassa Türk nüfusun fazla olduğu Tarım bölgesindeki Kaşgar, Aksu, Yarkent ve Hoten gibi bölgelerde bulunması manidardır.
İşsiz kalan Uygur Türk’leri Çin’in iç bölgelerinde ucuz işçi olarak çalıştırılmakta, bu da asimilasyonu kolaylaştırmakta ve hızlandırmaktadır. Cungarya Bölgesinde Çinli nüfus ekseriyet haline gelmiştir.
Çin kaynaklarına göre Doğu Türkistan’da nüfusu 25 milyondur. Bunun15 milyonu yerlidir. Bunların da yaklaşık 12 milyonu Uygur Türk’ü, 2 milyonu Kazak Türk’ü, geri kalanları ise Kırgız Türk’ü ve diğer Türk unsurlardır.
Nüfus artışı ve nüfustaki kompozisyon devamlı Türkler aleyhine işlemektedir. Aileler parçalanmakta ve kadınlar zorla kısırlaştırılmaktadır. Bilhassa kamplara alınan kadınlar ilaçlarla kısırlaştırılmakta, kabul etmeyenler cezalandırılmaktadır.
Ebeveyni ve aile büyükleri kamplara götürülen çocukları akrabalarına tarafından sahiplenememektedir. Çinli ailelere verilerek asimilasyon hızlandırılmaktadır. Bu şekilde 1 milyon 170 bin kadar küçük yaştaki Türk çocuğu, birer Çin’li (Xıtay) olarak yetiştirilmektedir.
Doğu Türkistan’da Çin işgal rejiminin kurduğu hapishaneler, gözaltı merkezleri, kamplar ve diğer gözaltı tesisleri dahil bütün cezalandırma merkezlerini kurulan özel ekipler tespit etmiştir.
1200 adet Toplama Kamplarında tahmini olarak 1-3 milyon kadar Uygur Türk’ü tutulmaktadır. 627.000 Uygur Türk’ü. 579 hapishane ve gözaltı merkezinde tutukludur. Her 40 Türk’ten biri tutukludur. Hapishanelerden serbest bırakılanlar da maruz kaldıkları şartların ve tatbik edilen metotların tesiri ile çok kısa zamanda vefat etmektedir.
Çin’in tazyik ve tehdidi ile Mısır’dan sınırdışı edilen 160 Uygur Türk’ü Gencimizi Üniversiteye almıştık. Bu çocukların bir kısmının anne ve babaları Çin rejimi tarafından öldürülmüş, bir kısmının ebeveyni de hapsedilmişti. Çin rejiminin yaptığı zulüm ve katliamın bu manada çok sınırlı derecede de olsa şahidiyiz.
İlave olarak göçmen Uygur Türk’leri 4 kıtada 28 ülkede yaşamaktadır. 1 milyon kadar Kazakistan’da, 700 bin Özbekistan’da, 200 bin Kırgızistan’da, 30 bin Türkiye’de, 5-6 bin Suudi Arabistan’da, 10 bin Suriye’de, bir o kadar da Türkmenistan’da yaşamaktadır. 50 bin kadar Uygur Türk’ü ise Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya, ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya, Norveç, Danimarka, İsveç, Finlandiya ve Avusturya gibi ülkelerde gibi ülkelerde bulunmaktadır. Göçmen soydaşlarımız bulundukları ülkelerde süfli işlerde çalıştırılmaktalar ve hayat şartları zor, refah seviyeleri düşüktür.
Türkiye’de Tarım sektöründeki nüfus gittikçe azalmaktadır. Güneydoğu Anadolu’da bilhassa küçükbaş hayvancılık gerilemektedir. Güneydoğu Anadolu ve Güney, Zirai üretimin üst seviyede tutulması gereken Bölgelerimizdir. Hem soydaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi ve hem de Tarım sektöründeki arzu edilen seviyeyi kazanmak için Pamir Kırgızları Güneydoğu Anadolu’nun yüksek yaylalarına getirilip, yerleştirilebilir.
Suudi Arabistan’daki Türk topluluğu, Güneydoğu Anadolu’nun daha sıcak iklime sahip Urfa, Diyar-ı Bekir ve çevresi ile Güney Anadolu’daki beldelerde ikamete tabi tutulabilir.
Çin ile ticari münasebetlerin ve yatırımların geliştiği bu zamanda yapılabilecek anlaşmalarla toplama kamplarında, gözaltı merkezlerinde ve hapishanelerdeki Türk’lerin ve ailelerinden alınıp, Çin’lilere verilen çocukların Çin’den sınırdışı edilerek; Türkiye’ye getirilmesi temin edilebilir. Dünyanın farklı ülkelerinde yaşamak mecburiyetinde kalan Uygur Türk’leri de Türkiye’ye getirilip, yerleştirilebilir. Uygur Türk’leri de tarla, bahçe ziraatı ve hayvancılık yapmaya yatkındırlar. Şehirleşmenin hızlandığı Güneydoğu Anadolu’nun Tarıma her yönü ile uygun olan kır ve köy kısımlarında iskan edilebilir.