• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Yılmaz Yalçıner Ağabeyi rahmetle anıyoruz

Yeniakit Publisher
2023-12-07 10:34:00 - 2023-12-07 10:37:02
Yılmaz Yalçıner Ağabeyi rahmetle anıyoruz

İslam’ı dava edindiği ömrünü, keskin mücadelelerle geçiren gazetemizin emektar isimlerinden Yılmaz Yalçıner, vefatının ikinci sene-i devriyesinde rahmetle ve dualarla yâd ediliyor. Kalemini hak ve hakikat nâmına eline alan, 1963 yılında başladığı gazetecilik mesleğinde daima doğruyu yazan Yalçıner, Üstad Necip Fazıl Kısakürek ile temas etmenin yanı sıra Sebil Dergisi Yazı İşleri ekibinde yer alarak, Üstad Kadir Mısıroğlu ile yol arkadaşlığı yaptı. Çeyrek asrı aşan süre boyunca Cuma, Vakit ve akit’te mesai yapan Yılmaz Yalçıner; ileri görüşlü gazeteciliği, naif üslubu ve eşsiz tespitleriyle daima adından söz ettirdi. 7 Aralık 2021’de ruhunu Rahman’a teslim eden Yılmaz Ağabeyin cenazesi, Nakkaştepe Mezarlığı’nda medfun bulunuyor.

1963 yılında başladığı gazetecilik mesleğinde daima doğruyu yazan Yılmaz Yalçıner, Üstad Necip Fazıl Kısakürek ile temas etmenin yanı sıra Sebil Dergisi Yazı İşleri ekibinde yer alarak Üstad Kadir Mısıroğlu ile yol arkadaşlığı yaptı. 12 Eylül darbesine tepki olarak 1980 yılında 3 arkadaşı ile birlikte uçak kaçırma teşebbüsünde bulunduğu gerekçesiyle ömrünün 11 yıl 7 aylık süresini cezaevinde geçiren Yalçıner, 7 Aralık 2021’de böbrek yetmezliğine bağlı gelişen rahatsızlıklar sebebiyle 75 yaşında vefat etti. Yılmaz ağabeyin naaşı Nakkaştepe Mezarlığı’nda medfun bulunuyor.

“Akit'e müteşekkirim” demişti

Diyarbakır Cezaevi’nde işkence ve zulümlerle geçen günlerinin ardından 1991 yılında tahliye olan Yalçıner, zindan süreci sonrası Cuma dergimizde vazife başı yaptı. Yalçıner, gazetemizde de büyük ilgi gören “Arşiv” ve “Evim Evim Güzel Evim” sayfalarını yayına hazırladı. Yalçıner, o günleri şöyle anlatmıştı: “(Cezaevinden) dışarıya çıktığımda hemen herkesin ‘bir vebalı görmüşçesine benden kaçtığı’ dönemde Cuma dergisi, hemen ardından Vakit ve Akit, mesleğime dönmeme vesile oldu. Müteşekkirim. Çeyrek asrı aşkın bu çatı altında yazdım, çizdim...”

Yılmaz Yalçıner’in basımını göremediği en son eseri: “VİCDÂN”

Vicdânı çökmüş dünyaya Yılmaz ağabeyden “VİCDÂN” kitabı

Merhum yazarımız Yılmaz Yalçıner ile beraber gazetecilik yapan, 12 Eylül darbesi sonrasında yıllarca aynı koğuşta kalıp aynı çileleri çeken, cezaevi sonrasında da ona yoldaşlık eden, en yakınındaki isimlerden Mekki Yassıkaya, birlikte geçirdikleri o zorlu süreçteki anılarını Akit okurları ile paylaşıp, kadim dostunu rahmetle yâd etti... İşte Mekki Yassıkaya’nın kaleminden Yılmaz Yalçıner.

Merhum Yılmaz abi vefatından bir ay kadar önce bana VİCDÂN kitabıyla alakalı sitemkâr olarak “Ya şu kitabı ne zaman gözden geçirip yayınlayacaksın bilemiyorum. Ölmeden önce şunu göreyim de gözlerim açık gitmesin” diye yazıp duruyordu. Ben de “merak etme abi, ‘acı patlıcanı kırağı çalmaz’ daha sen nice kitaplar yazacak ve göreceksin” diye onu teselli ediyordum. Maalesef olmadı. Kitap onun vefatına yetişmedi ancak vefatının ikinci sene-i devriyesinde kitabevi raflarında yerini alabilecek, okuyucusunun elinde olabilecek artık.

Tutumlu ve kanaatkârdı

“VİCDÂN Evrensel Anayasa Yazılımı” kitabından bahsediyorum. Yılmaz abi aslında VİCDÂN’ı “TÜRKÇEDE DÜNÜMÜZÜ HATIRLATMA SÖZLÜĞÜ”nü yazmaya başlamadan önce yazmayı düşünüyordu. Vakit’teki sayfası bir lüzum üzerine yayından kaldırılınca kendini boşluğa düşmüş, dipsiz bir kuyuda sesini duyurmaya çalışan bir kazazede gibi görmeye başlamıştı. Maddi sıkıntıları da başlamıştı. Sigortadan gelen emekli maaşı dışında başkaca bir geliri yoktu. Bir sahil kentinde kirada oturuyordu. Bereket versin tutumlu ve kanaatkârdı. Hayatı boyunca hiç lüks hayatı olmamıştı. Öyle “bu hafta şurada yemek yiyelim, filan yere gidelim” gibi tercihleri olmayan, işinden gayrı bir şey düşünmeyen, sürekli gazeteciliğiyle alakalı yeni şeyler icad etmeye çalışan biriydi.

Kapı aşındırmamıştır

Yine böyle dertleştiğimiz bir gün bana “sana bugünkü durumumu yazayım da var sen benim yerime düşün” diye yazmıştı. Bir kitapta Hüsnü ve Sadık abinin yazdıklarından bahsetmiştim. Ayrıca o günlerde Sözlükten dolayı kendisine, kendisinin takdir ettiği telif bedelini de göndermiştim. Şu ifadelerle sıkıntısının devam ettiğini bana ihsas ettiriyordu: “Kayda değer bir şey mi? Ben zaten yazma şevkimi kaybettim. Hatırat filan yazmıyorum...Karnımı doyurma çabasındayım. Şimdi pazara çıkıyorum. Kapanmaya doğru ucuz üzüm alırsam, meyve ihtiyacımı karşılamış olacağım. Tıpkı, 12 Eylül öncesi, Ahmet Büyükkaymaz’la Haliç kıyısındaki hale gidip atık tenekelerde kalan peynir kırıntılarını topladığımız günleri bu defa tek başıma yaşıyorum. Bereket versin sayende gelecek Ağustos’a kadar başımı sokacak yerin garantisi var... Teşekkür ederim.” Doğrusu ve gerçek olan Yılmaz abi hiçbir zaman, hangi zorlu şartlarda olursa olsun iş dilenmemiş, kapı aşındırmamıştır. İyi, çok nadir özellikleri olan sıkı bir gazeteciydi o. Ama bizim camia maalesef onun kıymetini bilemedi. Onun emrine bir gazeteyi teslim edemedi. Evet geçimi zor bir adamdı ama samimi bir inanmıştı. Hizmet eksenliydi. Takipçiydi. En önemli vasıflarından biri müthiş fikri takipçi olmasıydı. Yeri geldiğinde taşı gediğine koyanların önde gideniydi. Ama artık işsizdi. En sevdiği oyuncağı elinden alınmış hiperaktif bir çocuk gibi mutsuzdu. Böyle durumda iken değişik medya organlarından kendisine çalışma teklifleri gelmesine rağmen hepsini elinin tersiyle itmişti. Prensip sahibiydi, inanmadığı ortamlarda bulunmayı sevmeyecek kadar karakter sahibiydi. Kalemini hiçbir zaman kiralamadı, birinin güzel hatırı için yazı yazmadı, haber yapmadı. Nasıl inanıyorsa öyle yaşadı. Çok sevilen, çokça da kızılan biriydi bu kurallı yaşamasından dolayı.

İşte böyle sıkıntının yoğunlaştığı kendisini sudan çıkmış balık gibi boşlukta hissettiği bir zamanda VİCDÂN üzerine çalışma yapmaya karar vermişti. Fakat kaynaklara ulaşmakta zorlanınca uzunca zamandır yapmayı düşündüğü eskiden kullanılmış ama artık sözlüklerimizde yer almayan, kayba uğramış ata kelimelerimizi bulup çıkarmayı düşündüğü sözlük çalışmasına karar verdi ve 7.5 yıl süren zorlu bir çalışma sonrasında “TÜRKÇEMİZDE DÜNÜMÜZÜ HATIRLATMA SÖZLÜĞÜ”nü hazırladı. Sözlüğün hazırlandığı her safhada kendisiyle haberleştik, yardımlaştık. Onun istediği her materyali bulup gönderdim, hatta Kuzey Irak’tan Erbil’den Kürtçe hazırlanmış bir sözlük bile getirttim onun isteği üzere. Bu materyallerin çoğunun taramasını yaptırarak onun çalışmasını kolaylaştırmayı amaçladım. Ne var ki Yılmaz abi sözlüğün satışından hiç memnun değildi. Hayal kırıklığına uğramıştı. “Yaa Mekki Feys Buuk sayfamda 3000’den fazla takipçim var. Hepsi de sözlüğün çıkmasını bekliyordu. Bunların yüzde 20’si 30’u alsaydı şu an sözlük neredeyse bitmiş olurdu. Acaba sözlükte benim ismim ve bilgilerim olmasaydı satışı daha çok mu olurdu” diyor beklentilerinin dışında gelişen bu duruma hem bir mana veremiyor hem de çok üzülüyor “yedi buçuk yıllık emeğimin karşılığı bu olmamalıydı” diyordu. Haklıydı ama maalesef “bilgilerin internetten devşirildiği” bir zamanda böylesine özel, spesifik bir çalışmanın, farklı bir sözlüğün talibinin de az olması çok normaldi. Sözlük sahasında bir ilkti. Tıpkı VİCDÂN gibi. Zaten Yılmaz abiden de bu beklenirdi. O hayatı boyunca hep ilklere imza atmıştı.

Takdir belgesi aldı

Neyse ki satışlarda bozulan moralini Reisi Cumhurumuz Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlüğünden haberdar olması ve Milletvekilimiz Millet Meclisi İdare Amiri Hasan Turan beyin sözlüğü kendisine takdim etmesiyle yerine geldi. Çünkü sözlüğünü bir gazeteye verdiği ilk ve son röportajında “Bugünkü düşüncemde özgür bir ülkeyi düşlüyorum. Hâlâ özgürlük istiyorum. AK Parti döneminde bir hayli özgürlükler geldi. Halkın önü açıldı, daha da açılmalı. Allah, Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarından razı olsun. Önü açmakta çok büyük hizmette bulundular. Tabii Özal’ı da unutmamak lazım. O bu ülkenin ufkunu açan ilk insan oldu. Diliyorum keşke hiçbir şey yapmasaydım da Mehdi’yi bekler gibi Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarını, AK Parti’yi bekleseydim. Çok daha iyi ederdim” diyecek kadar çok sevdiği Tayyip beyin elinde görmesi ona çok büyük keyif verdi. Bir de sözlükten Kayseri Talas Belediyesi bir miktar satın almıştı. Sağ olsun belediye başkanı sözlüğü çok beğenmiş olmalılar ki Yılmaz abiye bir teşekkür ve takdir mektubu yazıp göndermişler. “Ya Mekki ömrü hayatımda aldığım ilk ve tek TAKDİR BELGESİ’dir bu. Yaşadıkça unutamayacağım, çocuklarıma bırakacağım tek somut mirasım olacaktır” demişti bana.

Rahmetli uzleti severdi

Nev’i şahsına münhasır, farklı bir insandı rahmetli. İdare edilmesi de zor ve zahmetliydi. Merhum, makamı cennet olası Mustafa abi dile gelse de kendisinden neler çektiğini bir anlatsa. Vakit’in Yazı İşleri günlük toplantılarının ne kadar stresli ve heyecanlı geçtiği Yazı İşleri toplantılarında bulunanlarca ve biraz Vakit’le benim gibi ilgili olanlar için hafızalarımızda kayıtlı olarak kalmıştır. Velhasıl zor bir insandı. O yüzden de ruhunu hapseden bu gerginlikten, yorulmuşluktan arınmak için zaman zaman uzlete çekilirdi. Cezaevinde iken de altı ayda, senede bir zaten topu topu 4 kişilik (Ömer, Hasan, ben ve Yılmaz abiden müteşekkil) koğuşumuzdan yorganını yastığını, bir iki eşyasını toplayarak MÜŞÂDİYE’ye “haydi bana eyvallah” diyerek çekip giderdi. Tek kişilik hücrede, tek başına çıkarıldığı havalandırma bahçesinde spor yapar, serçelere yem verir, çiçekler yetiştirir, kendi kendini sorgular, özeleştirisini yapar birkaç ay sonra da aramıza dönerdi. (...) Önceki gün telefonlaştık. Laf olsun diye “Bana da yer var mı orada?” diye sordum. “Elbette elbette... Şimdi modern bir ek bina yaptılar, harika bir yer, hiç durma gel!” demesin mi... İnternetten binaya baktım gerçekten harika... İçimden ulan keşke buraya yıllık kirayı ödemeseydim, çekip öyle bir yere gitseydim dedim... Galiba gelecek yıl Ağustos’ta kendime şöyle sahillere yakın bir yerde bir huzur evi bulmam gerekecek. Senin de aklında olsun... Seneye ölmez sağ kalırsam öyle bir yere gideyim.”

2020’nin Eylül’ünde yazmıştı bunları... Bir kez aynı konu ile ilgili “sen Huzur Evi meselesini ciddiye al ve kafama uygun bir yer arabul” diye yazdığında Ekim 2021 idi. Bunları yazdıktan bir ay kadar sonra emri Hakk vaki oldu ve tek başına yaşadığı dünyasına elim bir hastalık sonucunda veda etti. O çok sevdiği denize verdiği Yusuf’una ve yine aşık olduğu Boğaza yüksekten bakarak Nakkkaştepe’de kavuştu.

Kabrin pürnûr, ruhun şâd, mekânın cennet olsun ağabeyim.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23