Türkiye’den enerji güvenliğinde yeni güç çarpanı hamlesi Enerjide KMR devri
KMR’leri önemli kılan özellik yalnızca küçük olmaları değil aynı zamanda modüler bir yapıda olmalarıdır. Modülerlik, standart bir tasarımın fabrika ortamında üretilebilmesi, sahada montajın sadeleşmesi ve kapasitenin ihtiyaca göre modül modül artırılabilmesi anlamına gelir.
Milli İstihbarat Akademisi Öğretim Üyesi Dr. Celal Erbay, küçük modüler reaktörlerin Türkiye’nin enerji güvenliğindeki stratejik önemini AA Analiz için kaleme aldı.
Küresel enerji dönüşümünün ağırlık merkezi artık petrol ya da doğal gazdan çok elektriğe yöneliyor. Ulaşımda elektrikli araçlar, binalarda ısı pompaları, sanayide elektrifikasyon ve özellikle veri merkezleri ile yapay zekâ altyapısının hızla büyümesi, elektrik talebini artırıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) projeksiyonları, 2026-2030 döneminde elektrik talebinin yıllık ortalama yüzde 3,6 artacağına ve toplam tüketimin 2030’da 33 bin 600 teravat saat düzeyine çıkacağına işaret ediyor. Bu, her yıl yaklaşık bin 100 teravat saat yeni talep anlamına geliyor.
Böylesi bir artışın yalnızca kurulu güç eklemekle yönetilemeyeceği, aynı zamanda şebeke esnekliği, arz güvenliği ve sistem maliyetinin kontrolü gibi parametrelerinde göz önünde bulundurulması gerektiğini gösterir.
NÜKLEER ENERJİ ZORUNLULUK
Güneş ve rüzgârın değişken karakteri, güvenilir ve talep anında üretim sağlayabilen kaynaklara duyulan ihtiyacı artırıyor. 2030’a doğru güneş ve rüzgârın toplam üretim içindeki payının yüzde 27 bandına yükselmesi bekleniyor. Bu görünüm düşük karbon hedefleri açısından olumlu olsa da sistem işletimi bakımından daha karmaşık bir dönemi beraberinde getiriyor. İşte bu noktada nükleer enerji, yenilenebilir enerji alternatifi olmaktan ziyade, sistemin zorunlu tamamlayıcısı olarak yeniden konumlanıyor.
KÜRESEL ÜRETİM HIZLA ARTIYOR
Nükleere yönelişi sadece iklim hedefleriyle açıklamak yeterli olmaz. Bu eğilimi güçlendiren ikinci ana unsur enerji güvenliğidir. Elektrik kesintilerinin ekonomik maliyeti arttıkça, sanayi, veri merkezleri, ulaştırma ve savunma gibi kritik altyapıların kesintisiz enerji ihtiyacı stratejik bir önceliğe dönüşüyor.
Üçüncü unsur ise fiyat istikrarıdır. Fosil yakıtlardaki oynaklık ve yükselen karbon maliyetleri, uzun vadede elektrik fiyatını daha öngörülebilir kılacak üretim portföylerini öne çıkarıyor. Küresel nükleer üretimin 2026-2030 döneminde ortalama yüzde 2,8 artması ve yeni kapasite yarışında Çin’in yaklaşık 30 bin megavat ilave nükleer kapasiteyi devreye alarak başı çekmesi bekleniyor. Ortaya çıkan tablo, nükleerin yeniden stratejik bir enstrüman olarak değerlendirildiğini gösteriyor.
KÜÇÜK MODÜLER REKTÖRLER
Küçük modüler reaktör (KMR), 10-300 megavat aralığında güç kapasitesine sahip nükleer reaktörleri ifade eder. KMR’leri önemli kılan özellik yalnızca küçük olmaları değil aynı zamanda modüler bir yapıda olmalarıdır. Modülerlik, standart bir tasarımın mümkün olduğunca fabrika ortamında üretilebilmesi, sahada montajın sadeleşmesi ve kapasitenin ihtiyaca göre modül modül artırılabilmesi anlamına gelir. Konvansiyonel nükleer santraller tipik olarak bin megavatın üzerinde tekil ünitelerle inşa edildiğinden yatırım büyüklüğü yüksek, proje takvimi uzun ve finansman baskısı ağırdır.
KMR yaklaşımında ise kapasite daha küçük dilimlere bölünebildiği için, ilk modül devreye girdikten sonra gelir akışı başlayabilir ve sonraki modüller kademeli biçimde sisteme eklenebilir.
UCUZ DEĞİL AMA AVANTAJLI
KMR’ler ucuz bir enerji kaynağı değildir. İlk projeler doğal olarak daha pahalı olsa da asıl maliyet avantajı, standart tasarımın tekrarlarıyla oluşacak öğrenme eğrisi ve tedarik zincirinin oturmasıyla başlar. Bu yüzden KMR stratejisinde kritik soru şudur: Bir ülke KMR’yi tek bir proje olarak mı görür, yoksa bir program olarak mı kurgular? Program yaklaşımı; düzenleyici çerçevenin netleşmesi, seri üretime uygun tedarik planı, işletme ve bakım standardizasyonu, insan kaynağı altyapısı gibi bileşenleri zorunlu kılar. Bu da başarının sadece teknoloji geliştirmeye bağlı değil aynı zamanda yönetişimle birlikte kurgulanması gerektiğini gösterir.
KMR’lerin enerji güvenliğinde güç çarpanı olma iddiası, üç teknik-politik katkı üzerinden okunabilir.
Yenilenebilir ağırlıklı sistemde düşük karbonlu, kesintisiz ve talep anında devreye girebilen kapasite sağlayarak arz güvenliğini güçlendirmesi,
Sanayi bölgeleri için kesintisiz ve öngörülebilir maliyetli elektrik sağlaması,
Modüler üretim mantığıyla yerli sanayinin kalite, imalat ve mühendislik kabiliyetlerini yukarı taşıyabilecek bir ekosistem alanı yaratması,
Bu noktada KMR’yi yalnızca elektrik üretimiyle sınırlı görmek doğru olmaz. Uygun tasarımlarla sanayiye ısı ve buhar sağlayarak doğal gaz bağımlılığını azaltması ve düşük karbonlu hidrojen üretimine girdi sunması gibi dolaylı fakat önemli etkiler de değerlendirme kapsamında yer alır.
MOBİL NÜKLEER SANTRAL
Kamuoyunda “mobil nükleer santral” ya da “kamyonla taşınan reaktör” gibi ifadeler ilgi çekse de bu başlık teknik olarak çoğunlukla mikro reaktör konseptlerine dayanır. Mobilite, reaktörün konteyner benzeri bir modül olarak taşınması fikridir. Mikro reaktörler KMR’lere göre daha düşük güç ölçeğinde (10 megavat ve altı) tasarlanarak uzak yerleşimler, ada şebekeleri, kritik tesisler ve afet sonrası geçici güç gibi sınırlı senaryolarda öne çıkar. Bununla birlikte lisanslama, fiziksel koruma, güvenlik kültürü, yakıt ve atık yönetimi hızlı konuşlandırma iddiasını doğal olarak sınırlar.
Bu nedenle yakın vadede ana şebeke omurgasından ziyade niş uygulamalarda anlamlı olmaları daha olasıdır. Türkiye açısından da asıl stratejik ağırlık, daha geniş ölçeklenebilirliği olan KMR programında toplanır.
KMR’LERİ DÖNÜŞTÜRMEK
Türkiye Akkuyu ile bin 200 megavatlık ilk üniteyi devreye almaya hazırlanırken, daha uzun vadede toplam 20 bin megavat nükleer hedefi içinde 5 bin megavatlık kısmı KMR’lerden karşılama yönünde bir planlama ortaya koyar. Bu hedef, doğru tasarlandığında KMR’yi enerji güvenliğinde güç çarpanı yapar. Çünkü KMR yaklaşımı, sadece kapasite eklemeyi değil, aynı zamanda sanayi ve şebeke stratejisiyle bütünleşmeyi gerektirir.
Türkiye’nin KMR programında üç somut tercih alanını, tek başına yer seçimi ekseninden çıkarıp ardışık karar kapıları olan bir yol haritası olarak kurgulamak daha doğru olur. Süreç adımları; pazar belirleme, teknoloji ön eleme/yol haritası, ön fizibilite/saha belirleme, gerekli mevzuat altyapısı, teknoloji seçimi, teknik/finansal değerlendirme, anlaşma/sözleşme, proje şirketi kuruluşu, saha geliştirme, inşaat ve işletmeye alma çizgisinde tasarlanmalıdır.
KMR’LERDE YOL HARİTASI
İlk eşik, pazarın ve bölgesel hedeflerin netleştirilmesi, ardından da küresel ölçekte 80’den fazla KMR tasarımı içinden Türkiye’nin ihtiyaçlarına uyanların sistematik biçimde ön elemeden geçirilmesidir.
İkinci eşik, ön fizibilite ve saha belirleme adımlarının, mevzuat/lisanslama altyapısı hazırlığıyla eş zamanlı yürütülmesidir.
Üçüncü eşik ise programın finansman ve sanayileşme mimarisidir. Proje geliştirme yöntemi netleştirilip kanun taslağı/devletler arası anlaşma/ihale şartnamesi gibi araçlarla özel yatırımı teşvik eden, yerlileştirme ve teknoloji transferini mümkün kılan bir çerçeve kurularak tedarik zinciri ve yerlileştirme stratejileri, insan kaynağı planı, finansman ve gelir modelleri ile ekonomik etki analizleri tamamlanmalıdır.
Bu yaklaşım, 2026-2029 (hazırlık ve strateji), 2030-2034 (uygulama ve başlangıç), 2035 sonrası (kurulum, yaygınlaşma ve yerlileşme) fazlarına oturtulduğunda, hedef ilk üniteyi devreye almakla sınırlı kalmaz, zamanla işletme sorumluluğunun Türk tarafına devri ve yüzde 50’nin üzerinde yerli katkı gibi ölçülebilir çıktılarla bir program mantığı kazanır.
MALİYET RİSKİ
Türkiye’nin rüzgâr ve güneş projelerinde izin/onay/lisans süreçlerini ortalama 48 aydan 18-24 aya indirmeyi hedefleyen yaklaşımı, hız parametresinin enerji politikasında ne kadar belirleyici hale geldiğini gösteriyor. KMR tarafında da benzer biçimde erken paydaş katılımı, lisanslama ve saha geliştirmeye gecikmeden başlama ve kamu politika araçlarının aktif kullanımı takvim ve maliyet riskini düşüren temel kaldıraçlar olacaktır.
Başarı, sadece düşük karbonlu, kesintisiz ve talep anında devreye girebilen kapasite eklemekten değil, inşaat ve devreye alma aşamalarında yerli firmaları etkin biçimde entegre etmek, işletme sorumluluğunu kademeli olarak devralmak ve işletmeden çıkarma kabiliyetini de zaman içinde yerli imkânlarla inşa etmekten geçer.



