Suveyda filminin yönetmeni Mesut Uçakan, Akit’e konuştu! Tarihin en acımasız olayları harf ve şapka devrimi!
Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan, 11 Eylül’de vizyona giren yeni filmi “Suveyda’’da 11 yaşındaki bir çocuğun hafız olma serüvenini anlatıyor. 1930- 1940’lı yılları yansıtan film, tek parti döneminde yaşanan Harf devrimi, Arapça ezan yasağı gibi sıkıntılara da ışık tutuyor.
Cumhuriyet tarihinde sistemin baskısıyla Müslümanlar büyük zulümler gördü. Şapka zulmü, ezan yasağı, harf inkılabı gibi katı uygulamalar milletimizi değerlerinden koparmak için uygulanmış operasyonlardı. Kültürel soykırım niteliğindeki uygulamalarla milletimizin kökleriyle bağı koparılmaya çalışıldı. Kemalist sistemin baskı ve uygulamaları sonucu mazlum halk büyük acılar çekse de her şeye rağmen dinine ve değerlerine sahip çıktı. Yakın tarihimizin yeni nesillere aktarılması noktasında sinema önemli bir güç. Maalesef bu noktada sinemanın imkanlarından yararlanıp sistemi sorgulayan az sayıda film yapıldı. Yapılan filmler de ilk gençliğinden beri sinemayı bir cihad alanı olarak gören Mesut Uçakan tarafından yapıldı. Kelebekler Sonsuza Uçar isimli efsane filmiyle şapka zulmünü sorgulayan Uçakan gönüllerde taht kurdu. Usta yönetmen uzun yıllar sonra yine sorumluluk duygusuyla Süveyda filmiyle izleyicinin karşısına çıktı. Süveyda filminde harf inkılabının sebep olduğu travmayı küçük bir hafız anlatan Uçakan ile son filmini konuştuk. Daha önce Şapka zulmünü sinemaya taşıdınız; yeni filmde de Harf inkılabına ve Kur’an yasağına değiniyorsunuz. Bu filmlerle Mesut Uçakan ne yapmak istiyor? Tarihten hesap sormak mı, tarihte ne olduğunu yeni nesle aktarmak mı?
Her ikisi de. Çünkü yanlış bir tarih üzerinde kuruluyor topluma yön veren cümleler. İlk cümle yanlış oldu mu sonradan onun üzerine inşâ edilen binalar da hafif sarsıntılarda yıkılıyor, sonra gelsin darbeler, yeni anayasa düzenlemeleri… Malum, yakın tarihimizin üstü örtülü. Kim hain, kim kahraman kişiye göre değişir hale geldi. Herkes kahramanları kendi düşünce ve yaşam biçimine göre şekillendiriyor. Yeni nesiller ise bunlardan da büsbütün kopuk. İçine düştüğü dijital çağda sağlam bir hafızadan yoksun bambaşka dünyalar örüyor Bu dünyaların alt yapılarını ve ruhlarını şekillendiren de ne yazık ki yine Batı! Tek dişi kalmış canavar, bu kez kimliksiz ve cinsiyetsiz bir nesil üretme çabasında. Millet çoğunlukla bu doğrultuda yapılan operasyonlardan habersiz ve bilgisiz bize yutturdukları yakın tarih işte bu operasyonların başladığı dönemler. Harf devrimi de şapka devrimi de bu dönemin en garip ve en acımasız olaylarından. Benim derdim, bunlara dikkat çekmek, bu operasyonların konuşulmasına, tartışılmasına vesile olmak. Ve tabii, hafızası alınmış yeni gençliğin dikkatini, bir nebze de olsa o döneme çekmek, az da olsa yaşanan acıları göstermek…
Sanatçının görevi zaten dikkat çekmek işaret etmektir. Daha fazlası hamaset ya da propaganda olur. Süveyda filminde bu konuda hassasiyet gösterilmiş. Bu konuda ne dersiniz?
Bir sanatçı olarak benim vazifem bu, dikkat çekmek. Bundan sonrası tarihçilerin görevi. Bunu yaparken sanatsal hassasiyetleri örselememeye, hamasete düşmemeye, bağcı dövmemeye çalıştım… Objektif ve yumuşak inişlerle demeye çalıştım ne diyeceksem. Nitekim filme gidenler bu konulardaki titizliğimizi göreceklerdir. Filmin sevilmesine birincil sebep de sanırım bu yaklaşım oldu.
Mesut Uçakan sinemaya adanmış bir ömür. Bugünden baktığımızda bir ömrü adamaya değer mi sinema için?
Eğer amacınız sadece sinema yapmaksa değmez. Ama amacınız sinema yoluyla Allah Azze ve Celle’ye ulaşıcı ve ulaştırıcı olmaksa değer. Bin ömrümüz olsa yine değer. Çünkü, gaye büyük, sinema ise çağımızın en büyük iletişim aracı. Bu yüzden değer. Kelebekler Sonsuza Uçar filmi üzerine gazeteniz için yaptığımız bir söyleşide “Sırf bu filme çekmiş olmanın şerefi bile bana yeter!” demiştim. Bunu hem Reis Bey, hem Suveyda pek çok filmim için söyleyebilirim. Bir film bile bazen bir ömre bedeldir. Başkalarının inancına saygı duyarım. Ama ben bir Müslüman olarak bu çağda yapılacak en büyük sanatsal eylemin, içine düştüğüm hakikat sancısını, gönlümde taşıdığım kurtarıcı iksiri kitlelere iletmek olduğuna inanıyorum.
İslami vakıflara İmam Hatiplilere Kur’an kurslarına bir çağrınız var mı?
Film, arka planda harf devrimi sonrası şekillendirilen tarihimize soru işaretleri koyarken, ön planda 11 yaşındaki ergen bir çocuğun hafız olma çabalarını anlatıyor. Baskıcı bir dönemde yaşanmış bir hafızlık üzerine başka bir çalışma var mı bilmiyorum. Zor dönemde çilesi çekilen bir hafızlığı anlatıyoruz. Bunu çok düşük imkanlarla ve çok şeyden fedakârlık ederek çektik. Haliyle bu fedakarlığı dertlerini anlattığımız bu çevrelerden de beklemek hakkımız. Hamdolsun filmimiz sevildi ve sahiplenildi. Ama, yeter mi, yetmez dalga dalga toplumun geneline yaymak lazım. Uçakan’ın 40 küsur yıllık duruşu ve verdiği mücadele ortada. Bu sahiplenmede bunun da rolü olduğunu düşünüyorum.
Yeterli imkanlar olsa başka hangi konuları beyaz perdeye taşımak istersiniz?
Tarihimiz çok zengin. Bu açıdan büyük bir hazine ama özellikle yakın tarihimize dönük çok konu var anlatılacak. Var ama ne yazık ki yakın tarihimizin üzeri hâlâ örtülü. Dokunanı yakan bir kanun hâlâ yürürlükte. Ayrıca Üstad Necip Fazıl’ın muhteşem eserleri ve pek çok tarihi portre var filmini yapmak için can attığım. Ama önce film çekim şartlarını oluşturmam gerekiyor, o da işin en zor yanı.
Ak Parti döneminde Müslüman yönetmenler bir çıkış yapabildi mi?
Buna çıkış denir mi bilemiyorum. Sinema alanında Kültür Bakanlığı’nın ve TRT’nin verdiği destekler çerçevesinde pek çok film çekme fırsatı bulan inancının idrakinde genç yönetmenler oldu. Uluslararası festivallerde çeşitli başarılar gösterdiler. Ama buna rağmen sinemamızda Müslümanca düşünme ve dışa vurum pratiği, henüz bilinçli zeminlerden yoksun denebilir. Bu bir çıkış olmaktan henüz çok uzak bence. Bu konuda daha çok tarihi dizilerden söz etmek gerekir. Diriliş Ertuğrul, Büyük Selçuklu, Abdulhamid, Kuruluş Osman, 7 Güzel Adam, Sevda Kuşun kanadında vb.
Yeni filminiz Suveydâ’ya gelen tepkiler nasıl?
Yeryüzünde eleştirilmeyen film bulamazsınız. Özellikle sinemacı dostlar arasında yapılan bu eleştirilere dikkat edin, büyük çoğunluğunun altında kibir ve haset gibi nefsi haller görürsünüz hüsnü zanla bakmayı bilmeyen, bilse de yapamayan dostlarımız her zaman çıkıyor. Filmin şurasında burasında eften püften hatalar bulanlarla, habbeyi kubbe yapanlarla çok karşılaşırız. Bunlar doğal. Hiçbir film de hatasız değildir. Kul yapısı. Mühim olan o filmi halkı bağrına basması. Halk dediysem filmin dünyasıyla buluşan sağ duyu sahibi bir halktan söz ediyorum. STK’lar, vakıflar, dernekler, imam hatip okulları, Kur’an kursları filmi sahiplendi, toplu gösteriler düzenleyerek izlemeye başladılar. Sosyal medyada çok güzel eleştiriler alıyorum.
Pek çok şehirde izleyemediğini, filmi bulamadığını söyleyen izleyici var. Bu durum hakkında ne dersiniz?
Maalesef dağıtımın cilvelerinden dolayı pek çok il ve ilçede vizyona giremedik. Bundan çok hayıflananlar oldu. Ama sabır, onlara da ulaşacağız elbette. Vizyon olmazsa özel gösterilerle ulaşacağız. İnşallah yurt dışında gösterimini bekleyenler de var, oralara da gideceğiz. Şunu söyleyebilirim: Filmimiz sanki, defalarca ihanete uğramış, istismar edilmiş, inancından uzak düşürülmüş, evlatlarının savrulması karşısında çaresiz kalmış, aileyi, inancını düşünen bir kitlenin hasretine, coşkusuna, heyecanına tercüman oldu. İnşallah oraya buraya savrulmuş mazlum bir kitlenin yeniden dirilişi için atılan kıvılcımlardan biri olur. İnşallahların maşallahların söz edilmesinden bile irrite olan bir toplumda inşallah ümmet bilincinin gelişmesinde bir faydası olur.
Gençlerimiz arasında sinema alanına yönelik müthiş bir ilgi var. Onlara ne tavsiye edersiniz?
Karar versinler. Popülist mi takılacaklar yoksa işin çilesine mi talip olacaklar? Popülist takılanlara sözüm yok. Ama fikir ve estetik planda bir davanın savunucusu olmak isteyenler için ilk karar vermeleri gereken husus, sinema bir amaç değil, bir araçtır. Ebedi güzelliğe ulaşmak için bir araç. Her söz ve davranış gibi. Hani Üstad diyor ya: Allah’ı aramak, gerisi çelik çomak, işte öyle. Sonra kendi duygu ve düşüncelerini iyi analiz etsinler. Bir eser üretmek istiyorlarsa önce kendileri bir esere dönüşsün. Diğerleri arkadan gelir.
Gençlerimize son olarak eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?
Bize gönlü ısınanlar için iki cihan hayrı dilerim. Ben yapacağımı yaptım, filmimi çektim, meydana bıraktım. Suveydâ’yı kastediyorum. Şu an vizyonda. Şimdi vebal seyredenlerde. Seyretmemiş olanlara da diyeceğim şu: Bu sadece bir film değil!

